SİZDEN GELENLER-Cumali Davut Kavruk – İnançsızlık Hastalığı

Her insan bu dünyaya bir yaratıcıya inanma içgüdüsü/fıtratı ile yaratılmıştır.[1] Bu bağlamda Peygamber Efendimiz (s.a.v) de: “Her doğan, İslam fıtratı üzerine doğar. Sonra anne-babası onu Hristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar.”[2] Buyurarak bu durumu teyit etmiştir. Dünyada 400’den fazla din olması da insanın aşkın bir varlığa bağlanma ihtiyacını ispat etmektedir. Ateizm/Tanrıtanımazlık 20. yüzyılda revaç bulmuş fikrî bir akımdır. Bu fikrin ortaya çıkmasında “kötülük problemi” diye sundukları sebep yatmaktadır. Buna göre dünyada yaşanan deprem, yangın, sel, açlık, hastalıklar gibi olumsuz hâller yaratıcının kudretini sorgulatmış; imânî ve ilâhî perspektife sahip olamayanlar ise -hâşâ- tanrı yoktur diyerek meseleden sıyrılma kolaycılığına kaçmıştır.[3] Hâlbuki iyi ve kötünün ne olduğuna yaratıcı karar vermektedir. Kaldı ki kâinatta iyi ve kötü kavramının ne olduğu hususunda da “görecelik” durumu mevcuttur. Örnek vermek gerekirse; gözlerin görmemesi maddeci/materyalist bakış açısına göre büyük bir eksiklik iken imânî bakış açısına göre bu durum lütuf yerine geçebilmektedir. Şöyle ki mahşer günü herkes gözünden hesaba çekilirken âmâ kimse bu durumdan muaf tutulacaktır. Bu örnekten de anlaşılacağı üzere iyi ve kötü; zamana, zemine, muhataba göre farklılık arz etmektedir. Bundan sebep de iyi ve kötünün ne olduğunun sınırlarını Allah’tan (c.c.) başkası net biçimde ortaya koyamaz.
Bazı çevreler ateizmin şeytandan kaynaklı çıkmış olabileceğini söyleseler de hakikatin böyle olmadığını Kur’an-ı Kerim’de yer alan çeşitli ayetlerde görebilmekteyiz. Örneğin, “Senin şanına yemin ederim ki…”[4], “Kullarını saptıracağım…”[5] Gibi ifadeler şeytanın inançsız olmadığını bilakis Cenabı-ı Hakk’ın varlığını ve ulûhiyetini kabul ettiğini gözler önüne sermektedir. Hatta cehennemde kendisini suçlayanlara karşılık “Allah’ın hükmü yerine getirilince şeytan şöyle der: Şüphesiz Allah size gerçek bir vaat de bulunmuştu; ben de size bir söz verdim ama yalancı çıktım. Aslında benim sizi zorlayacak gücüm yoktu; benim yaptığım size çağrıda bulunmaktan ibaretti; siz de benim çağrıma uydunuz. O halde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni kurtarabilirsiniz. Ben daha önce, beni Allah’a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Doğrusu zalimler için elem verici bir azap vardır.”[6] Diyerek kendisini savunmaktadır. Bu ayetler hem şeytanın inançsız olmadığını hem de inananlara “vesvese”[7] dışında yapabileceği herhangi bir şeyin olmadığını ortaya koymaktadır. Gelelim inançsızlığa kapı aralayan hususların neler olabileceğine.
Hayata kuşatıcı bir biçimde bakamamak, yaratılıştan gelen sınırlı oluş ve acziyet, art niyet gibi kötü meyil, görülen o ki inançsızlığı tetiklemektedir. Bunlara ilaveten kişinin olmuş olan olaylara karşı kolaycılığa kaçması da kişi/kişilerin ateizm bataklığına düşmesine neden olmuştur. Ancak şunu ifade etmeliyiz ki böyle kimseler samimiyet testinden geçememektedirler. Şöyle ki, nasıl ki kötü bir zengin görüldüğünde paradan, kötü veya bozuk bir yemek görüldüğünde yemekten veya yeme eyleminden vazgeçilemiyorsa kötü bir dindardan ötürü dinden nefret etmek niyedir? Niyesi şu: “nefsini ilah edinmesinden”[8] kaynaklanmaktadır. İşte bu da hak yoldan bir kopuştur.
İnananların inançsızlık hastalığından korunma yolları:
Nefsini tezkiye için gayret göstermelidir.
Zikrullah’tan ve ilim meclislerinden geri durmamalıdır.
Sünnet-i seniyye’ye tam anlamıyla uyup hayatına taşımalıdır.
Salih/Saliha arkadaş çevresi edinmeli, onları bırakmamalıdır.
Aklının ve kendisinin sınırlarının bilincinde olmalıdır.
Allah’ı hakkıyla tanımaya gayret göstermelidir. Zira kişi sevmediğine yakınlaşamayacaktır.
Hikmet, ilim, kudret kavramlarını zihin dünyasına iyice oturtmalıdır.
Bildiğiyle amel etmelidir. Böyle yaptığında kendisine bilmedikleri de öğretilir.
Faydalı ilimden nasibini artırmalıdır. Çünkü ilmin muhafaza edici yönü bulunmaktadır.
Oruç tutmalıdır. Zira oruç her türlü olumsuzluklara karşı kalkandır.
Musibetlere karşı sabırlı olmalıdır. Çünkü Allah (c.c.) sabredenlerle beraberdir.
Ümit var olmalıdır. Çünkü Allah’tan ümidini kesen tek varlık şeytan’dır. Hatırda tutmalıdır ki hiçbir günah Allah’ın (c.c.) rahmetinden daha büyük değildir.
Daima tövbe yollarını kovalamalıdır. Bu, kalbin bâtıla meyletmesine engel olacaktır.
Allah’ın (c.c.) hesap sorulamayan yegâne varlık olduğunu bilmelidir.
Geçmiş kavimlerden ibret almalıdır. Zira ibret almayan âleme ibret olur.
[1] Rûm 30/30.
[2] Buhârî, “Cenâiz”, 92; Ebû Dâvud, “Sünne”, 17; Tirmizî, “Kader”, 5.
[3] Kenan Gürsoy, “İlhâd”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (İstanbul: TDV Yayınları, 2000), 22/96-98.
[4] Sâd 38/82.
[5] Nisâ 4/118.
[6] İbrâhîm 14/22.
[7] Nâs 114/5.
[8] Furkân 25/43; Câsiye 45/23.

