MUHASEBE-İbrahim Cücük – Hasta Kalbin Beş İlacı

1. Salihlerle birliktelik
2. Kur’ân-ı Kerim okumak
3. Midenin boş olması
4. Gece namazı
5. Sabah vaktinde tazarru (Abdullah el-Antâkî r.a.)
***
1. Salihlerle Birliktelik
İnsana insan gibi faydalı, insana insan gibi zararlı yoktur.
Salih adam, imana ve Sünnet’e uygun amel eden adam, ihlâslı adam demektir.
İman, Kitap ve Sünnet gerçeklerini tasdik etmek demektir.
Salih adam, tasdikine göre tatbik eden yani imanını Ehl-i Sünnet inancı kılan, amelî hayatını ve ahlakını Kitap ve Sünnet gerçeklerine göre düzenleyen kimse demektir.
Salihlerin çevresinde bulunmak, onların söz ve davranışlarından istifade etmek, Salihleri de muslih haline getirir.
Salih, sırf kendisini ıslah eden; muslih, başkalarını da ilmiyle, edebiyle, başarısıyla, iyiliğiyle ıslah etmeye çalışan kimse demektir.
Salihler ve muslihler, güzel koku satan gibidirler. Onların kokusundan alınır veya istifade edilir.
Bir hadis-i şerifte Rasûlullah Efendimiz şöyle buyurmuştur: “İyi ve kötü arkadaşın hali, güzel koku satanla körük çekenin haline benzer: Misk satan ya sana güzel kokusundan bir miktar meccanen verir ya sen satın alırsın ya da (hiç değilse onunla beraber olduğun sürece) güzel koku koklamış olursun. Körük çeken kimse ise ya elbiseni yakar ya da (en azından) körüğün kötü kokusundan rahatsız olursun.” (Buhârî, Zebâih, 31, Büyû’, 38; Müslim, Birr, 146; Ebû Dâvûd, Edeb, 16.)
2. Kur’ân-ı Kerim okumak
Kur’ân-ı Kerim, ilmiyle akıllara, zikriyle ruhlara kalplere şifadır.
Kur’ân okumak, başlangıçtır. Kuran’ı okumanın maksadı, içindeki emirleri ve nehiyleri öğrenmek, öğrendiği ile önce iman etmek sonra da amel etmektir.
Elbette namazda okuduklarının manasını bilmese bile kalbin nurlanmasına sebep olur. Çünkü sevaplar kalbi ağartır.
Günahlar kalbi karartır. Böyle olunca okumak kalbin şifasına kâfi gelmez.
Bunlarda temel şart, inanmak ve büyük günah işlememektir. Büyük günah işleyenin ibadetleri tövbe etmedikçe dereceye, günahların kefaretine sebep olamıyor.
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin (küçük) günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere (cennete) yerleştiririz.” (Nisâ sûresi, 4/31.)
Rasûlullah Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Büyük günahlardan kaçınılması halinde beş vakit namaz ile iki Cuma namazı ve iki ramazan, aralarında işlenecek küçük günahlara kefarettir.” (Müslim, Tahâret, 16.)
3. Midenin Boş Olması
Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Hiçbir kişi, midesinden daha tehlikeli bir kap doldurmamıştır. Oysa insana kendini ayakta tutacak birkaç lokma yeter. Şayet mutlaka çok yiyecekse, midesinin üçte birini yemeğe, üçte birini içeceğe, üçte birini de nefesine ayırmalıdır.” (Tirmizî, Zühd, 47; İbn Mâce, Et’ıme, 50.)
Bu hadis-i şerife göre sünnete uygun olan; yemek, su ve hava olmak üzere mideyi üçe ayırmaktır.
Mideyi dolduran kimseler kalplerini midelerine yedirenlerdir.
Maddî ve manevî hastalıkların temelinde daima mideyi doldurmak vardır.
Mide kaynadığı zaman, tıpkı tencere kaynadığı zaman kapağını sıkıştırdığı gibi kalbi sıkıştırır, uyku getirir, ibadetlere karşı tembelliği doğurur.
Midede ne kadar yer boşalırsa, boş olan yere nur girer.
Evet, doymak caiz, fakat bu caize devam etmek caiz değildir. Çünkü doymaya devam edince şişmanlık başlar, şişmanlığın ardından hastalıklar baş gösterir.
Vücut emanetine hıyanet etmemeye çok dikkat edilmelidir.
4. Gece Namazı
Gece namazı, ricalin namazıdır. Her gecede icabet saati vardır. Uyanıklar bu saate erebilirler, uyuyanlar mahrum kalırlar.
Gündüzleri sadece Cuma gününde icabet saati vardır. Allah Teâlâ, sevdikleri kullarını gece huzuruna diker. Gece kalkamayanlar günahları kendilerine ağırlık verenlerdir.
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Onların yanları yataklarından uzaklaşır (teheccüd namazı kılmak için yataklarından kalkarlar), korkarak ve ümit ederek Rablerine dua ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (hayır için) harcarlar. Yaptıklarına karşılık olarak onlar için gözlerini aydınlatıcı ne güzel (nimetlerin) saklandığını hiç kimse bilmez.” (Secde sûresi, 32/16-17.)
Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Farz namazdan sonra en faziletli namaz gece namazıdır. Geceyi iki kısma bölersen son kısmı namaz için en faziletli vakittir. Eğer geceyi üçe bölersen ortası en faziletli vakittir.” (Tecrîd-i Sarîh Tercümesi, IV, 16)
“Kim geceleyin uyanır ve karısını da uyandırarak beraberce iki rekât namaz kılarlarsa, Allah’ı çok zikreden erkek ve kadınlardan yazılırlar.” (Ebû Davûd, Vitr, 13.)
Bir kimseye itiyat haline getirdiği teheccüd namazını özürsüz yere terk etmemesi tavsiye edilmiştir. Bu konuda Hz. Âişe validemizin şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Gece namazını terk etme. Çünkü Rasûlullah (s.a.s) onu terk etmezdi. Hasta ve yorgun olduğu zaman oturarak kılardı.” (Ebû Davûd, Salatu’t-Tatavvu’, 18.)
Şu hadis-i şerif de müjde vericidir: “Gece namazına devam edin. Çünkü gece namazı kılmak sizden önceki Salih kulların âdetidir. Rabbinize karşı bir tâattir, kötülükleri örtücü ve günah işlemekten alıkoyucudur.” (Tirmizî, Deavât, 101).
5. Sabah Vaktinde Tazarru
Allah Teâlâ, cennete girecek kimselerden bahsederken “(onlar) sabredenler, sadık olanlar, huşû içinde ibadet ve taate devam eden, mallarını Allah yolunda infak eden ve seherlerde (Allah’tan) bağışlanma dileyenlerdir” (Âl-i Imrân, 3/17.) buyurmaktadır.
Ayet-i kerimeye dikkat edilirse, seherde tazarru ile bağışlanma dileyenlerden önce, Allah’ın emirlerini yerine getirmede, nehyinden sakınmada, dünyaya dalmamada, bela ve musibetlere rıza göstermede sabredenlerden, sabrında sadık olanlardan, mallarını Allah yolunda infak edenlerden bahsedilmektedir.
Demek ki seherleri değerlendirebilecek kimseler, ancak bu güzel sıfatlara sahip olan kimselerdir.
