KUR’AN İKLİMİ-Abdulkadir Yılmaz – En’am Suresi 120. Ayet

Günahın açığını da gizlisini de bırakın! Çünkü günah işleyenler¸ yaptıklarının cezasını mutlaka çekeceklerdir.
Hamd, âlemlerin yegâne sahibi ve maliki olan Allah’a, salât ve selam onun sevgili kulu, Resulü, Habibi, Edibi, Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin üzerine olsun. Yaratıcımız, sahibimiz ve malikimiz olan Allah’ımız bizi imtihan dünyasına gönderirken bizim nelerden sorumlu olacağımızı bize nelerin yasak, nelerin serbest olduğunu haber vermiştir.
Allah-ü Teâlâ’nın yasak ettiği şeylere genel anlamıyla “günah”, onun razı olacağı şeylere ise “sevap” diyoruz
Rabbimiz kullarının sevap işlemesinden razı iken, onların küfründen, nankörlüğünden de razı olmayacağını haber vermiştir: “Eğer inkâr ederseniz, bu sizin aleyhinizedir; çünkü Allah’ın sizin hiçbir şeyinize ihtiyacı yoktur. Fakat O, kullarının inkârına da razı olmaz. Şayet inanıp şükrederseniz, bu davranışınızdan hoşnut olur…”(Zümer Suresi 7).
Bu durum imtihanımızın temel unsuru olmuştur.
Yüce Rabbimiz imtihan yeri olan dünya hayatında, insana bir irade takdir etmiş ve bununla günah sevap tercihini insanın kendisinin yapmasını istemiştir. Bununla birlikte bu tercihlerin sonucunun ne olacağını da haber vermiştir: “Şüphesiz biz ona doğru yolu gösterdik; artık o isterse şükreden olur, isterse nankör. Ama biz inkârcılar için zincirler, halkalar ve alevli bir ateş hazırlamışızdır. İyiler ise içindekine güzel koku katılmış bir kadehten içecekler;” (İnsan suresi 3-5)
Günahları ne olduğu ayeti kerime ve hadis-i şerifleri de açıklanmıştır. Bunun yanı sıra Rabbimiz insanın fıtratına da doğru ve yanlışları sezinleyecek kodlar yerleştirmiştir. Her insan günahlar konusunda yeterli bilgiye sahip olmayabilir. İşte bu noktada devreye Allah’ın koyduğu fıtrat girer. Bozulmamış bir fıtratı günahlar rahatsız eder. Sevap olan, hayırlı olan işler ise gönüle huzur verir:
Vâbisa İbni Ma’bed radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre o şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna varmıştım. Bana:
– “İyiliğin ne olduğunu sormaya mı geldin?” buyurdu.
– Evet, dedim.
O zaman şunları söyledi:
– “Kalbine danış.
İyilik, kalbin uygun gördüğü ve yapılmasını onayladığı şeydir.
Günah ise içini tırmalayan ve başkaları sana yap diye nice fetvalar verse bile içinde şüphe ve tereddüt uyandıran şeydir.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 227-228)
Bir müminin yegâne gayesi Allah’ın rızasını ve cennetini kazanmak olmalıdır. Bu gayeye odaklanan mümin;
“Siz beni anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin, bana nankörlük etmeyin!”(Bakara suresi 152)
“Ey iman edenler! Allah’ı çok zikredin. Sabah akşam O’nu tesbih edin.” (Ahzâb suresi, 41-42)
Ayetlerini zihninde tutarak sürekli Allah’ı zikir halinde olmaya gayret eder.
“Doğrusu Rabbin hep gözetlemektedir.” (Fecir suresi 14)
“Allah daima sizinle beraberdir”(Hadid suresi 4)
“And olsun ki, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler verdiğini biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız.”(Kaf suresi 16)
Ayetlerinin bilinci ile hareket ederek daima Allah-u Teâlâ ile beraber olmaya gayret eder.
Bunlar insanı günahlardan koruyacak olan en büyük kalkanlardır. Allah’ın rızasına odaklanıp bu bilinç içerisinde yaşayan Mümine şeytanın zarar vermesi de zorlaşır: “Gerçek şu ki; iman edip yalnız Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) bir hâkimiyeti yoktur. Onun hâkimiyeti¸ ancak onu dost edinenlere ve onu Allah’a ortak koşanlaradır” (Nahl suresi 99,l00)
Bu kıvama eren kişi, artık Allah’la beraber olmanın tadını alır. İbadetler onun için adeta bir zevk haline dönüşür. Her günah ve çirkin iş de kendisine ateş görünür.
Rabbim, cümlemize Hakkı hak bilip hakka tabi olmayı, batılı batıl bilip ondan ictinab etmeyi nasip etsin.
