KİTAP TANITIMI
İnsanın ömrünün özeti hicret galiba. Hep bir yerden bir yere seyir halindeyiz. Hayatımıza bir film şeridi olarak bakacak olursak bedenimizin hicretinin yanında duygu ve düşüncelerimizin ve dahi ruhumuzun yol aldığını görürüz. Sadece bedenimizin hicret ettiğini düşünürken kalbin ve ruhun da bir seyahate başlamış olması muhtemeldir. Zira yol sandığımızın aksine sadece fizikî bir eylem değildir. Bu yüzden maddeyle sınırlandıramayız. Yol bir kıpırdanış, cesaret ve güvendir aynı zamanda. Aklımıza yol gelince yamacına yakıştırdığımız kelimeyi hepimiz biliyoruz. Biliyoruz çünkü yol yoldaş ile hemhâl olmuştur. “Önce yoldaş (refik), sonra yol (tarik)” diye sıkça kullandığımız ve kulağımızda yer edinmiş bir arap atasözü vardır. Gittiğin menzil kadar, gözünü kırpmadan güvenebildiğin, tereddüt etmeden ben onunla her yere giderim diyebildiğin bir refîk de olmalıdır hayatında. Neden mi? Çünkü gerçek yoldaş, yolu değerli kılar. Senin yoluna tanıklık eder. Bir süre sonra bakmışsın ki yol eksilmiş fakat yoldaş eklemiştir senin heybene. Artık sen yolun başındaki ilk sen değilsindir. O zaman anlam kazanmıştır gidilen yol.
Dünyada bize bir yolcu gibi olmayı bildiren Peygamberimiz, yine bizlere yoldaşı da tanıtmıştır. İmam Mâlik’e ulaştığına göre Rasulullâh (sav) şöyle buyurmuştur: “Size iki şey bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu şaşırmayacaksınız: Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünneti. “(Muvatta, Kader,3) Yine Allah Teâla İsrâ suresi 9. Ayetinde şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ki bu Kur’an, en doğru yola iletir.” Gerçek yoldaş arayana verilecek cevap bellidir. Kur’an’ı yoldaş edinen ne yanlış yola girer ne de yolda yanlışa düşer. Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetine dayanan yarı yolda kalmaz. Rabbimizin bizlere yoldaş olarak gösterdiği Kur’an’ı ve Peygamberimizin sünnetini anlamak adına okuyabileceğimiz kitap önerilerimize geçebiliriz.
İlk kitabımız, gönlümüzün baharı Kur’an’ı konu almaktadır. Tanımak için tanışmak gerekir. Tanışmak ise çaba ister. Günlük işlerimizde veya yeni bir eşyayı kullanırken en iyi verimi alabilmek sistemi anlayabilmek için ön bilgi ediniriz. Çünkü bilmediğimiz şeyi anlayamaz, anlayamadığımızı uygulayamayız. Peki, neden bu kadar küçük şeylere çabalarken bize yegâne kuralları bildiren ve bizim için değişmez kılavuz olan Kur’an’a dikkat kesilemiyoruz? Okuduğumuz surelerdeki manayı ne kadar idrak edebiliyoruz? Bu hususu kendimize dert edinip ne kadar gayret sarf ediyoruz? Kuran’a gerçek manada muhatap olabilmek ancak onu tanımaya çalışmakla olacaktır. Kur’an’ı yeniden tanıma adına girişimde bulunmak için Muhammed Emin Yıldırım / 101 CEVAPLA KUR’AN NEDİR? kitabı ilk adım niteliğinde olacaktır. Yazar akıcı ve anlaşılır bir dil kullanarak Kur’an’ın lisanı, özellikleri ve içeriğiyle ilgili bilgiler vermiştir. Eserde Müslümanların vahyi tanımaya çalışırken neyi ihmal ettiği neleri gözden kaçırdığı ile ilgili alt problemlere 101 ayetle açıklık getirilmeye çalışılmıştır. Eser vahyi hayata taşımayı gaye edinenlere güzel bir eşik niteliğindedir.
Bir sonraki kitabımız, bizden önceki ümmetlere ve hidayet rehberlerine ışık tutacaktır. Tarih boyunca dünya misafirhanesine birçok beşer, millet ve medeniyet konuk olmuştur. Geçmiş ümmetlerden verilebilecek ve bizlere ışık tutacak nadide önder ve örneklerimiz vardır. Öncelikle Peygamber Efendimiz olmak üzere diğer peygamberler, ashabı kiram, âlimler, salihler, gönül ehilleri ve ismini bile bilmediğimiz sayısız insanlardan bize ulaşan kıssalar vardır. Bu kıssalardan sonuçlar çıkararak yaşanılan olaylara ibret nazarıyla bakabilmek ise bu zamanın insanları olan bizlerin görevidir. Bizler geçmişin yaşadıklarından ders çıkarabildiğimiz ve kendimize bir hisse alabildiğimiz takdirde yerimizde saymayıp ilerleme kat edeceğiz demektir. Bu yüzden “Yeniden silkinip dirilmeye ve yeniden İslamca yapılanmaya” vesile olması niyetiyle yazılan Zeki Soyak/ Kur’an ve Hadis’te KISSALAR HİSSELER kitabı bizlerde de bir kıpırdanışa vesile olacaktır. Yazar, kitabı ele alırken oldukça sade, anlaşılır ve samimi bir dil kullanmıştır. Kitabın bir sohbet ortamındaymış gibi hissettiren üslubu yazar, eser ve okuyucu arasındaki bütünlüğü sağlamıştır. Eserde tebliğ için önem teşkil eden araçlardan birinin de kıssalar ile eğitim metodu olduğu vurgulanmış ve eserin bu hizmeti yapacağı ümidiyle hazırlandığına dikkat çekilmiştir.
Son kitabımız, roman diliyle harmanlanmış bir siyer kitabı niteliği taşımasıyla dikkatleri üstüne çeker. Gül ve bülbül metaforunun kullanılmasıyla siyere farklı bir soluk getiren eser başlangıcını bir bülbülün Hz. İbrahim ile ateşe girmesi ve kendini gül bahçesinde bulmasıyla yapmıştır. Bülbülün en güzel gülün nerede açtığı sorusuna Hz. İbrahim o gülün henüz açmadığı cevabını verir. Bunun üzerine bülbül, o gülü görmek için etrafındaki tüm güllerden vazgeçer. Gül Peygamberimizi yani mâşuku, bülbül ise O’nun âşığını temsil etmektedir. Okurken gül kokusu aldığınız ve iç dünyanızı sorguladığınız bir eser olacaktır İskender Pala/ BÜLBÜLÜN KIRK ŞARKISI. Kitapta bülbül, her şarkısında Peygamberimiz ile ilgili bir olayı anlatmakta ve insanın kalbini yoklamaktadır. Son şarkıyı ifade eden kırkıncı şarkıyla da siyer tamamlanmaktadır. Dilin imkânlarını ustaca kullanmasıyla bilinen yazar, diğer kitaplarıyla karşılaştırıldığında bu eserde daha anlaşılır ve sürükleyici bir dil tercih etmiştir. Eserinde yer verdiği kasideler anlatımı oldukça zenginleştirmiştir. Tahlilimizi kitabın son cümleleriyle sonlandıralım.
“Bütün şarkılarım sana senâdır yâ Rasulallah.
Ne ki vardır ya senden ya sanadır yâ Rasulallah.
Çünkü seni her kim severse ben rakibim yâ Rasulallah.”
Şehadet Sena KÖSE