ROALD DAHL’İN MİZAHI MI İSMET ÖZEL’İN ÖFKESİ Mİ?

ROALD DAHL’İN MİZAHI MI İSMET ÖZEL’İN ÖFKESİ Mİ?

“Ben, ömrümün bir ânında şair olma tercihinde bulununca bir yönlendirmeden etkilendim mi? Hayır etkilenmedim. Birilerin gözünde ‘bir şey olmak’ küçük yaşlarımdan itibaren, sadece reddettiğim değil aynı zamanda sertçe karşı koyduğum bir münasebet tarzıydı. 1899 doğumlu bir babayla, 1902 doğumlu bir annenin son çocuğu, ‘tekne kazıntısı’ olarak ebeveynimden bir fiske yemedim; ama ilk mektebe başladığımın daha ilk ayında zil çalar çalmaz sınıftan koşarak çıktığım için pusudaki kadın öğretmenden bir tokat yedim. O günden beri gücünü üzerimde denemeye yeltenen resmî veya gayr-i resmî her türden otorite açıktan düşmanım oldu. Birilerinin gözünde ‘bir şey olmağa lânet etmemin en tesirli silâhıydı şiir.”

Diyerek anlatır şairlik serüvenini İsmet Özel. Ve ömrü boyunca haksız bir öğretmenin tokadına cevap verir gibi yazar şiirlerini. Barış içinde yaşayan bir halkın arasında dünyaya açsaydı gözlerini ve o öğretmen başını okşasaydı; “Yıkılma Sakın” şiiri yazılır mıydı? “Toparlanın gitmiyoruz” der miydi? İsmet Özel külliyatı oluşur muydu? Bilinmez.

Çünkü kavganın göbeğidir benim yerim

Kitapları dünya çapında 300 milyondan fazla satılan “20. yüzyılın en büyük çocuk hikâyecilerinden biri” olarak anılan Roald Dahl’ın hayatı küçük Emrah filmi gibi. Babası evleniyor, iki çocuğu oluyor, karısı vefat edince Dahl’ in annesiyle evleniyor, dört evladı daha doğuyor. En küçük çocuklarının ölünce çok üzülen Bay Dahl, bu acıyı taşıyamayıp altı çocuğunu ve karısını arkada bırakarak vefat ediyor. Anne, eşinin vefatına üzülmeye fırsat bulamadan, hamile olduğunu fark ediyor. Bayan Dahl, Norveç’te yaşayan anneanne ve dedenin yanında sevgi sarmalında büyümek dururken, eşinin İngiliz okullarına olan hayranlığından dolayı İngiltere’de kalmayı tercih ediyor. Küçük Dahl, falakanın eğitim yöntemi olarak kullanıldığı üç farklı okulda okuyup liseden mezun oluyor.

Yetim Roald Dahl’e yatılı okuduğu okullardaki yatakhane görevlileri ayrı, sınıf başkanları ayrı öğretmenleri ayrı, müdürleri ayrı işkence yöntemleri uyguluyor. Mesela sınıf başkanı konumundaki öğrencilerden birinin Dahl’e emrini yerine geç getirdiği için verdiği cezayı söyleyeyim gerisini siz tamamlayın. Başkan kışın soğuk klozete oturup üşümesin diye, küçük Dahl yarım saat boyunca tuvaleti ısıtıp başkana hazırlıyor. Dahl bir dönem boyunca bu cezayı aksatmadan uyguluyor.

Derste arkadaşından uç istediği için müdürden falaka cezası alıyor. Dahl pantolonunu indirip, eğiliyor. Müdür önce kişisel dolabındaki üç değnek arasından en ince olanını seçiyor, uzun süren bir sızı versin diye, değneğin ucu baston gibi hafif eğri, daha çok acıtsın diye, sopaları arka arkaya değil dört saniye aralıklarla vuruyor, her bir değneğin ağrısını ayrı ayrı hissetsin diye.

Dahl, İngiltere’nin tanınmış özel okullarından olan bu okulları bitirdikten sonra, üniversite yerine bir keşif yolculuğuna katılmak için Afrika’ya gidiyor. Okul hayatı bitiyor ama acıları bitmiyor. İkinci dünya savaşına katılıyor, sakatlanıyor, eve gönderiliyor. Evleniyor çocuğu kızamıktan ölüyor, karısı hastalanıyor, diğer çocuğu felç geçiriyor, olaylı bir biçimde boşanıyor tekrar evleniyor. Tam ruh eşimi buldum dedikten sonra da vefat ediyor.

Dahl’in babasının İngiliz okul hayranlığı olmasaydı, annesi babasına bu kadar sadık kalmasaydı Norveç’te anneannesi ve dedesinin yanında sevgiyle büyüseydi çok güzel bir hayatı olacaktı. Sandalyeye her oturduğunda poposundaki yara izleri sızlamayacaktı. Ama yatılı okulda dağıtılan o çikolatalardan da yiyemeyecekti, Charlie’ nin Çikolata Fabrikasını yazmak aklına gelmeyecekti ve o korkunç öğretmenlerden dayak yemeyince Matilda, Bay ve Bayan Kıl ve Cadılar’ da ortaya çıkmayacaktı. Belki evli, mutlu, çocuklu bir memur olacaktı ama içinde “bir şeyler daha olmalı bir şeyler daha” diyen kocaman bir boşlukla yaşayacaktı. Hayat seksen iki parça porselen tabak takımı gibi. Evet, içinde sevmediğimiz kullanmayacağımız parçalarda var ama tüm paketi almak zorundayız.

Mısırı seven püskülüne katlanır

Bu yaşamdan nasıl mizah çıkmış, akıl sır ermiyor. Çok ilginçtir ki, Dahl’in anlattığı hatıralarda; dram kendine acıma yok, mizah var. “Anam acıların kadını bize baktı, ne yapsa hakkını ödeyemem” arabeskliği de yok, mizah var. Ya da daha iyi yerlere gelmeyi hak ettiğini düşünüp bundan dolayı sistemi eşini, çocuğunu, çevresini suçlayan bir dil de yok. Mizah var. Acıların bize özel olduğunu düşünmeyip onları kabullenmek ve onlardan mizah çıkartmak çok büyük bir erdem.

Küçük öğrencilere her türlü işkenceyi reva gören müdür; önce ilçe piskoposu sonra il piskoposu sonra bölge piskoposu son olarak da kraliçenin tacını giydiren en büyük piskopos oluyor. Değiştirilmiş Hristiyan inancına göre piskoposlar Tanrı tarafından görevlendirilmiş kişiler olarak görülür. Dahl “Tanrının seçtiği insan buysa bu işte bir bit yeniği olmalı” diyor. Ama kitaplarında dini karalama, değersizleştirme, dindarı aşağılama çok yoğun görülmüyor.

Dahl, çocuklara tepeden bakmıyor. Hayatın sırrını çözmüş ve onu herkese öğretmekle görevlendirilmiş gibi davranmıyor. Yaşadıklarını kitaplarında anne babayı, öğretmeni, müdürü karikatürize ederek ifade ediyor. İsmet Özel’in şahit olduğu ya da maruz kaldığı haksızlıkları şiirle ifade ettiği gibi. Ama bu öfke direkt göze sokulmuyor, okuyucuya bir şey aşılanmak için çaba sarf edilmiyor. Okurda bunu hissediyor.

Dahl ve İsmet Özel modern insana şunu söylüyor. Hepimizin başına bir şeyler geliyor ama farkımız onunla ne yaptığımızda ortaya çıkıyor.

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.