KAPAK-Yunus Emre Belada – Kurtuluş Rotamız: Hayra Çağıranlar

KAPAK-Yunus Emre Belada – Kurtuluş Rotamız: Hayra Çağıranlar

İnsanlığın olumsuzluklar karşısında başvurduğu en kolay yolun şikayet etmekten geçtiği gerçeği sadece günümüze özgü bir olgu değil. Yüzyıllardır süregelen toplumsal çürüme ve gerileme karşısında; eyleme geçmenin zahmeti yerine, dil ile şikayet etmenin konforuna sığınmak birçoğumuzun vazgeçemediği bir alışkanlık. Toplumda gözle görülür bir çürüme, yozlaşma ve fuhşiyat her geçen gün bir öncekine göre katlanarak artmaktayken şikayet mekanizmasının bu durumu düzeltme noktasında bir işe yaramadığını ne vakit idrak edeceğiz, muallak.

Toplumsal sorunlara karşı seyirci kalmanın cezasını yüzyıllar boyunca yine seyirci kalanlar çekmiştir. Bana dokunmayanın ölümsüz olduğunu zannedenler gün gelince o ölümsüzlüğün kendinin veya neslinin başına bela olacağını düşünmemişledir. Sokakta gördüğü çürümenin, yozlaşmanın karşısında sadece kendinin ve ailesinin gözünü kapatmakla yetinenin aynısını yaşamayacağını kim bilebilir. Akıp giden bir çürüme karşısında sağlam temellerle duramayan, sadece bir adım geriye çekilmekle yetinenin bir süre sonra boğulmayacağını kim öngerebilir?

Oysa Müslümanlar olarak yaşananlar karşısında yapmamız gerekenler Kur’an-ı Kerim’de açıkça önümüze konulmuştur. Âl-i İmran 104. ayette Rabbimiz toplumsal gerilemeye, çürümeye karşı set olacak, sadece elini değil bütün benliğini taşın altına koyacak bir topluluktan bahsetmektedir. İnsanları hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülüğü de sakındıran bir topluluğun var olmasını vurgulamıştır. Ayetin sonunda ise bu topluluğun kurtuluşla mükafatlandırılacağını bildirmiştir.

Kim peki, çabalaması gereken ve sonunda kurtuluşla müjdelenenler? Şikayet etmek yerine toplumsal iyileşme için kendi konforunu hiçe sayıp insanlığın kurtuluşu için çaba sarf etmesi gerekenler kim? Tabii hepimiz bu görevle sorumluyuz. Ailenin kurtuluşu için babalarımız, annelerimiz muhatap bu göreve. Kurumlarımız, iş yerlerimiz için çalışanlarımız, yöneticilerimiz muhatap. Okullarımız için öğretmenlerimiz, idarecilerimiz muhatap. Devletimiz için yöneticilerimiz, halkımız muhatap. Anlayacağınız bu sorumluluğu birilerinin sırtına yıkarak kurtulabileceğimiz bir durum söz konusu değil. Çünkü günün sonunda herkes kendi hesabını ödeyecek.

Muhataplar üzerine düşeni yapmıyorsa ne yapmalı peki? Kim emeğini sarf etmeli, gecesini gündüze katıp kim yorulmalı? Toplumun kurtuluşu için kimler konforundan vazgeçmeli? Bu noktada sivil toplum kuruluşları, vakıflar, dernekler ve gönüllü kuruluşlar devreye giriyor elbette. Aile reisi olarak kendi çocuklarımıza dokunamadığımız, onları anlamakta, dinlemekte ve yönlendirmekte sorun yaşadığımız an bir başka elin dokunması kurtarabiliyor geleceğimizi. Çağın gerektirdiği şekilde ulaşılan bütün çocuklarımız gelecekte toplumun kurtuluşuna emek verecek bireyler olarak yetişiyor.

Hiçbirimizin “ben tek başıma ne yapabilirim ki?” diyerek kenara çekilme lüksü yoktur. Çünkü yangın kapıyı çaldığında, sadece ateşi körükleyenleri değil, elinde bir kova suyla söndürmeye koşmayanları da yakar. Sokaktaki ahlaki aşınma, sosyal medyadaki yozlaşma, ticaretteki güvensizlik ve insani ilişkilerdeki samimiyetsizlik, hepimizin ortak sessizliğinin birer faturasıdır. Bizler, iyiliği sadece kendi dünyamızda yaşayarak koruyabileceğimizi zannettik. Oysa maruz kaldığımız bu manevi erozyon, salih olmanın yetmediğini, aynı zamanda “muslih” yani ıslah edici, düzeltici olmak zorunda olduğumuzu acı bir şekilde yüzümüze vurmaktadır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), meşhur gemi hadisinde toplumu bir gemiye benzetir. Geminin alt katındakiler su ihtiyacını karşılamak için gemiyi delmeye kalkıştıklarında, üst kattakiler onlara engel olmazsa gemi hep birlikte batacaktır. Bugün içinden geçtiğimiz süreç tam olarak budur. Toplumsal geminin altı delinirken, sadece üst katta oturup geminin su almasından şikayet etmek acziyettir. Müslüman, şikayet eden değil, o deliğe set olan, tamir eden ve gemiyi selamete çıkarandır.

Âl-i İmran 104. ayetin bize gösterdiği “kurtuluş rotası” aslında organize, şuurlu ve kararlı bir duruşu gerekli kılar. Bu duruş; karanlığa küfretmeyi bırakıp bir mum yakma iradesidir. Evimizde çocuğumuza güzel ahlakı bizzat yaşayarak öğretmekle başlar; işimizde helal rızık hassasiyeti gütmekle, ticaretimizde dürüstlükten taviz vermemekle ve sosyal ilişkilerimizde marufu (iyiliği) yaygınlaştırmakla devam eder. Kötülüğü engellemek ise sadece kaba bir güçle değil; hikmetle, güzel öğütle ve kötülüğün yerine daha güzel olan alternatifi koyarak mümkündür.

Zaman, konfor alanlarımızdan çıkma zamanıdır. Şikayet etmek, sorumluluktan kaçanların tesellisidir. Oysa tarih, sadece taşın altına elini koyanların adını yazar ve mülkün sahibi sadece onlar için; “İşte kurtuluşa erenler bunlardır” müjdesini verir. Yarın çok geç olmadan; dilimizdeki şikayet cümlelerini eylem diline dönüştürmeli, adalet, ahlak ve erdem bayrağını yeniden en yükseğe taşımalıyız. Unutmayalım ki, hayra çağıranların sustuğu bir dünyada, şer odaklarının sesi daha gür çıkar. Ve yine unutmayalım ki, biz iyiliği emredip kötülükten sakındırdığımız müddetçe bu toplum ayakta kalacaktır.

Yolumuz belli, rotamız nettir: Hayra çağıran bir topluluk olmak, iyiliği kurumsallaştırmak ve kötülüğe karşı çelikten bir iradeyle set çekmek. Bu asil vazife, hepimizin omuzlarında bir şeref borcudur.

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.