DİJİTAL YALNIZLIK
Yol” dediğimiz şey, kapı eşiğinde başlar. Ancak günümüzde bir yolculuğa çıkmak için ayakkabıları giymeye gerek kalmadı. Evlerimizin içindeki o meşhur koridorlar, artık kıtalar arası mesafeler kadar uzak. Bir yanda mutfakta sofrayı kurarken gözü kapıda, kulağı içerideki sessizlikte olan bir anne; diğer yanda ise odasının kapısını sadece bir ahşap parçası olarak değil, dış dünyaya çektiği bir set olarak gören bir genç.
Bugün çocuklarımız odaya kapanmayı bir mecburiyetten değil, bir tercihten ötürü seçiyorlar. Çünkü ekranın sunduğu o ‘dikensiz gül bahçesi’, hayatın gerçek yolculuğundaki yokuşlardan daha konforlu geliyor. Oysa yol arkadaşlığı, sadece güzel havada yan yana yürümek değil; yağmurda, karda birbirine destek olmak, soğukta birbirini ısıtmaktır.
İslam geleneği bizi her zaman “cemaat” olmaya, yani toplumsal bir dokunun parçası olmaya çağırır. Odasına kapanan genç, aslında sadece ailesinden değil, insanın fıtratındaki o paylaşma duygusundan da uzaklaşıyor.
Kendi dünyasına hapsolan birey, empatiyi unutur; çünkü ekranlar bize sadece duymak istediklerimizi fısıldar.
Oysa Rabbimiz şöyle buyurur:
“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır (velileridir)…” (Tevbe Suresi, 71)
Bu “dostluk” ve “yol arkadaşlığı” vazifesi, sadece dışarıdaki yabancılarla değil, önce aynı çatının altındakilerle başlar. Bir gencin odasına kapanarak tercih ettiği o yalnızlık, aslında farkında olmadan bu ilahi dostluk bağından kopuşun bir provasıdır.
Odandaki o ekran sana binlerce ‘takipçi’ sunabilir ama düştüğünde elinden tutacak olan, kapını çalan o annendir, kardeşindir. Yol arkadaşını dijital kodlarda değil, yanındaki nefeslerde ara. Gerçek özgürlük bir odaya sığmak değil, hayata karışmaktır.
İnsanların arasına karışıp onların eziyetlerine sabreden mümin, insanların arasına karışmayan ve onların eziyetlerine sabretmeyen müminden daha hayırlıdır.” (Tirmizî, Kıyâme, 55)
Bu hadis-i şerif, bugünün gencine şunu söyler: Hayatın içindeki zorluklar, odandaki o sahte huzurdan daha değerlidir. Çünkü karakter, bir ekran karşısında değil; bir sofra başında, bir sokak yürüyüşünde veya birinin derdini dinlerken şekillenir.
Hadis-i Şerif: “İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır.” (Buhârî, Mağâzî, 35)
Bu düsturla hareket eden genç, “ben ne istiyorum?” sorusundan, “neye faydam dokunur?” bilincine evrilir.
Gençlerin odaya kapanma tercihi, bazen bir ‘anlam’ bulamamalarından kaynaklanır. Aile, evladı bir hizmete, bir iyiliğe veya ortak bir sohbete dâhil ederek ona şu mesajı vermelidir: ‘Sen sadece kendi dünyanda değil, bizim dünyamızda da varsın ve yerin doldurulamaz.’
“Unutmayın, tek bir mum sadece kendini aydınlatır; ama bir araya gelen mumlar karanlıkları boğar.”