KAPAK-Mustafa Yasir Demirkol – Müjdeniz Var! Tabii Layıksanız…

KAPAK-Mustafa Yasir Demirkol – Müjdeniz Var! Tabii Layıksanız…

Çeşm-i insâf gibi kâmile mîzân olmaz

Kişi noksânını bilmek gibi irfân olmaz

Mü’min kulun iman etmesi gereken başlıca hususlardan biri de Allah Teâlâ’nın inzâl buyurduğu, Fahr-i Âlem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in getirdiği her bir emir ve yasağın kendisinin dünya ve ahiret saadetine vesile olacağı ve Cenâb-ı Hakk’ın rızasının ancak bu buyruklara bağlı olduğudur. Kul bunu başlangıç düzeyinde dil ile ikrar ediyorsa da bu kabulü seyrinin bir aşamasında, elbet bir gün kalbe de indirmesi gerekmektedir, kulluğunun temel hedeflerinden biri bu olmalıdır. Bunun gerçekleşmesi sağlayacak en temel yollardan biri ise kulun kalbinin ahirete yönelmiş olmasıdır.

Cenâb-ı Hakk’ın rızasının bağlı olduğu, kendisiyle dünyada da ahirette de saadeti bulacağımız hususlardan biri de Kur’ân-ı Azîmüşşân’da pek çok yerde vurgulanan emr bi’l-maʿrûf nehy ʿani’l-münker’dir. Allah Teâlâ bu fiili eylemeyi mü’minlerin[1] ve sâlihlerin[2] bir vasfı olarak zikrettiği gibi insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetin vasıflarından biri olarak da zikreder.[3] Yine bu fiili yapmak Hz. Lokman’ın (aleyhisselâm) oğluna verdiği öğütler arasında yer alır, yapılması azim isteyen işlerden sayılır.[4] Bunların yanında bu fiili yapan kimselerin Allah’ın rahmetine mazhar olacakları,[5] cennet ve Cenâb-ı Allah’ın rızasıyla müjdelenecekleri[6] de yine Allah Teâlâ tarafından beyan edilmiştir. Fiile karşılık verilecek mükâfatın büyüklüğü bize fiilin büyüklüğünden haber verebilir. O hâlde emr bi’l-maʿrûf nehy ʿani’l-münker nedir?

Bu noktada ilk adımımız, “özelde Müslümanlara genelde insanlara maʿrûfu emretmek ve onları münkerden uzaklaştırmak” mânâsı olmalıdır. Ancak bu tarifte de “maʿrûf” ve “münker” kavramları kapalı kalmaktadır. İkinci ve önemli adım, bu kavramların tarifidir. Maʿrûf, şeriatın ve aklın güzel/iyi gördüğü fiiller iken münker, şeriat ve akılca çirkin/kötü görülen fiillerdir. Bu noktada fiili yalnızca âzâlar tarafından sâdır olan eylemler/ameller olarak görmemek gerekir. Kalbin ameli olan itikad da bu noktada evleviyetle gündem edilmelidir.

Maʿrûfu emredip münkerden nehyetme ameliyesinin, yani tebliğ vazifesinin büyük faziletlere gebe olması benzer büyüklükte külfeti de beraberinde getirebilir, demiştik. Bu külfetlerden biri (ve belki en hafifi)nin, tebliğ için gerekli zaman-zemini oluşturmak, kollamak olduğu söylenebilir. Keza “bilgi” temelli bir eksikliği gidermek de “davetçi”nin üzerine bir vazifedir. Ne var ki şekil şartı sayılabilecek bu hususlar bizim yazımızın konusu değildir. Emr bi’l-maʿrûf nehy ʿani’l-münker amelinde bulunacak kimseyi bekleyen temel külfet/tehlike; tebliğde bulunan kimsenin, vaaz ü nasihati de pek tabii bu cümleden kabul etmeliyiz, kendinde bulunan bu sorumluluğun üzerine neden borç olduğundan gafil bulunması yahut Cenâb-ı Hakk’ın kendisine bu imkânı vermekle ondan murâdının ne olduğunu fark edememesidir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de itâba uğramış zümrelerin hasletlerinden biri de “söylediklerini uygulamamak”[7] ve “uygulamayacaklarını söylemek”[8]tir.

Nebiyy-i Muhterem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in “Mü’min mü’minin aynasıdır.”[9] buyruğundaki mânâ yukarıda bahsedilen külfeti anlama noktasında elimizden tutabilir. Mü’minin bir diğer mü’mine ayna oluşunu, aynanın görüntüyü olduğu gibi nakletme işlevinden hareketle, “o kimseye kusurunu göstermek” ile açıklamak mümkünse de bu mânâ yine külfetten kaçmaya olan meylimizin bir sonucu olmalıdır. Külfeti yüklendiğimizde ise hadîs-i şerîfin bizzat bize/tebliğciye hitap ettiğini anlamak güç olmayacaktır: Kişi her ne kadar karşısına kusur gösterecekse de aynada gördüğü evvela kişinin kendisidir. Dolayısıyla kişinin kardeşinde bulduğu, ona gösterecek olduğu kusur kişinin kendisinde de bulunuyor olabilir.

O hâlde şöyle demek mümkündür; “maʿrûfu emredip münkerden nehyetme” ameliyesi esasında Cenâb-ı Hakk’ın kula kendi kusurlarını görebilmesi için verdiği bir imkân/nimettir. Ne var ki kulların pek azı bu nimetin kadrini bilir, çoğu ise küfrân-ı nimete düşüp ilâhî itâba duçar olur. Yukarıda zikredilen müjdeler ise emr bi’l-maʿrûf nehy ʿani’l-münker vazifesini hakkıyla ifa edenler için söz konusudur. Hakkıyla ifa etmenin bir ölçüsü de kişinin düzeltilmesi gereken kendi kusurlarını görmeye başlaması olabilir.


[1] et-Tevbe, 9/71.

[2] Âl-i İmrân, 3/114.

[3] Âl-i İmrân, 3/110.

[4] Lokmân, 31/17.

[5] et-Tevbe, 9/71.

[6] et-Tevbe, 9/112.

[7] “İnsanlara iyilik emreder de kendinizi unutur musunuz? Halbuki kitap okuyorsunuz, artık akıl etmez misiniz” [el-Bakara, 2/44].

[8] “Ey o iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyi söylersiniz. Yapmayacağınız şeyi söylemeniz Allah nezdinde çokça buğzedilir işlerdendir.” [es-Saff, 61/2-3].

[9] Ebû Dâvûd, “Edeb”, 57.

“Sizden her biriniz, kardeşinin aynasıdır.” lafzı için bk. Tirmizî, “Birr ve Sıla”, 18.

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.