KAPAK-Hatice Şayakdokuyan – Ömrü Salih Amellerle Dokumak

KAPAK-Hatice Şayakdokuyan – Ömrü Salih Amellerle Dokumak

Salih amel, ruh ve beden bütünlüğü içinde insanın inancını, düşüncesini ve davranışlarını bir araya getiren değerli bir duruştur. İmanla beslenen ruh, insana güven ve iç özgürlük kazandırır. Salih amel ise kalpte kök salan bu değerlerin hayata yansımasıdır. Hem düşünce hem de eylem yönüyle insanın duruşunu temsil eder. İnsan, yaptığı amellerle yalnızca kendi hayatını şekillendirmekle kalmaz; çevresindeki insanlarla bir bağ kurar, bir topluluğun parçası olur ve toplumun erdemli bir hayat sürme çabasına katkıda bulunur.

Ancak salih amel, yalnızca iyi niyetle yapılan her davranıştan ibaret değildir. Bir amelin salih olabilmesi için Allah’ın rızasına uygun olması, ihlasla yapılması ve Resulullah’ın (s.a.v.) sünnetine uygun bir şekilde yerine getirilmesi gerekir. Nitekim ibadetlerde ölçünün kişisel tercihlerimiz değil, Rabbimizin bildirdiği ve Peygamberimizin gösterdiği yol olduğunu bize hatırlatan güzel bir örnek vardır.

İbn Abbas’tan (r.a.) rivayet edildiğine göre Resulullah (s.a.v.), hutbe sırasında güneşte ayakta duran bir adam gördü. Adamın oruç tutmayı, ayakta durmayı, gölgelenmemeyi ve konuşmamayı adadığı kendisine bildirilince şöyle buyurdu:

“Adama söyleyin; konuşsun, gölgelensin, otursun ve orucunu tamamlasın.” (Buhârî, ilgili rivayet).

Bu örnek, ibadette ölçünün insanın kendisine yüklediği zorluklar değil, Allah’ın razı olduğu ve Peygamberimizin öğrettiği şekilde hareket etmek olduğunu gösterir. Salih amel, insanın kendi kendine ibadet biçimleri üretmesiyle değil, ihlasla ve sünnete uygun olarak Rabbine yönelmesiyle anlam kazanır.

Salih amelin bir yönü bireysel ibadetlerimizdir. Namaz kılmak, oruç tutmak ve Kur’an okumak bunların başında gelir. Fakat salih amel, bireyin kendi kurtuluşunu hedeflemekle sınırlı değildir; toplumun huzurunu ve insanların iyiliğini de gözetir. Kişi niyetini, tavrını ve davranışlarını yalnızca Allah’ın rızasını kazanma düşüncesiyle şekillendirdiğinde insanların takdirine duyduğu ihtiyaç azalır. Artık en büyük beklentisi, yaptığı işin Rabbimizin katında kabul görmesidir. İşte o zaman davranışları, düşünce ve eylem bütünlüğü içinde salih amele dönüşür. İmanla anlam kazanan bu bilinç, iyilik yapmayı bir yük olmaktan çıkarır, hayatın doğal bir parçası hâline getirir.

Efendimiz (s.a.v.), “Her iyilik sadakadır.” buyurur. (Buhârî, Edeb)

Bu hadis, iyiliğin yalnızca maddi yardımlarla sınırlı olmadığını, hayatın her alanına yayılabileceğini gösterir. Bir ihtiyaç sahibine yardım etmek, bir gönlü hoş etmek, güler yüz göstermek, bir insanın sıkıntısını hafifletmek de iyiliğin kapsamındadır. Bazen bir söz, bazen küçük bir davranış, bazen de sessizce uzatılan bir yardım eli insanın hayatında büyük bir anlam taşır.

Nitekim Abdullah İbn Abbas’ın (r.a.) hayatından aktarılan bir olay, insanlara faydalı olmanın önemini gözler önüne serer. İbn Abbas, Mescid-i Nebevî’de itikâfta bulunduğu sırada yanına mahzun ve kederli bir adam gelir. Derdi sorulduğunda borçlu olduğunu ve borcunu ödeyemediğini anlatır. İbn Abbas, onun sıkıntısını gidermek için borçlu olduğu kişiyle konuşabileceğini söyler ve mescitten çıkmak üzere hazırlanır. Çevresindekiler, itikâfta olduğunu hatırlatınca, Resulullah’ın (s.a.v.) kabrine işaret ederek bu ibadetin önemini unutmadığını, ancak bir Müslümanın ihtiyacını gidermenin, on yıl itikafta kalmaktan daha hayırlı olduğunu duyduğunu ifade eder (Beyhaki, Şuabül İman). İbadet hayatımız, insanlara karşı sorumluluklarımızdan kopuk düşünülemez.

Rabbimiz Nahl suresinin 97. ayetinde şöyle buyurur:

“Erkek veya kadın, kim mümin olarak salih amel işlerse, elbette ona hoş bir hayat yaşatacağız ve onların mükâfatlarını yapmakta olduklarının en güzeli ile vereceğiz.”

Bu ayet, salih amelin yalnızca ahirete yönelik bir kazanç olmadığını, dünya hayatına da huzur ve anlam kattığını bildirir. İmanla yapılan iyilik, insanın gönlünü güzelleştirir; hayatına bereket, ilişkilerine merhamet kazandırır.

Salih amelin toplumsal yönünü ortaya koyan bir başka ayette ise Rabbimiz şöyle buyurur:

“İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın; günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah’ın cezası çok şiddetlidir.” (Mâide, 5/2)

Demek ki iyilik, yalnızca kendi başımıza yaptığımız güzel davranışlardan ibaret değildir. İyiliği yaymak, başkalarını hayra teşvik etmek ve insanların faydasına olacak işlerde el ele vermek de salih amelin bir parçasıdır.

Üstelik yapılan iyiliğin büyük ya da küçük olması da tek başına belirleyici değildir. Rabbimiz Zilzâl suresinin 7 ve 8. ayetlerinde şöyle buyurur:

“Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür.”

Bu ayetler, hiçbir davranışın Allah katında karşılıksız kalmayacağını hatırlatır. Farz namazları vaktinde ve özenle kılmak, yoldaki insanlara eziyet veren bir şeyi kaldırmak, ihtiyaç sahibine destek olmak, bir gönlü kazanmak… Bunların her biri, niyetine ve dinimizin ölçülerine uygunluğuna göre ibadet değeri taşıyabilir.

Önemli olan, iyilikte devamlılığı sağlayabilmektir. Bir defaya mahsus yapılan büyük bir iyilik kadar, her gün düzenli olarak sürdürülen küçük iyilikler de hayatımızı güzelleştirir. İnsan bazen büyük işler yapma arzusuyla küçük fırsatları gözden kaçırabilir. Oysa salih amellerle örülen bir ömür, çoğu zaman farkına bile varmadığımız küçük ama samimi adımlardan oluşur.

Salih amel; namaza, oruca, Kur’an’a ve sadakaya önem vermenin yanında; affedici, merhametli ve güzel ahlaklı olmayı da gerektirir.

Nitekim Rabbimiz Âl-i İmrân suresinin 134. ayetinde şöyle buyurur:

“Onlar bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar, öfkelerini yenerler, insanları affederler. Allah işini güzel yapanları sever.”

Bu ayet, salih amelin yalnızca ellerimizle yaptıklarımızdan ibaret olmadığını, kalbimizi ve ahlakımızı da kapsadığını gösterir. Bu noktada karşımıza önemli bir hakikat çıkar: Her insanın imkânları, kabiliyetleri ve sorumlulukları farklıdır. Kimi ilim öğrenir, kimi maddi imkânlarıyla destek olur, kimi hasta ziyaret eder, kimi de ailesine karşı sorumluluklarını en güzel şekilde yerine getirir. Çünkü hayır kapıları çeşit çeşittir. Önemli olan, insanın kendisine açılan kapıyı fark etmesi ve o kapıdan samimiyetle geçmeye çalışmasıdır.

Salih amelleri hayatımızın farklı alanlarında ele alabiliriz.

Kalbin amelleri: İhlas, sabır, şükür, tevekkül, tevazu ve samimiyet…

Dilin amelleri: Zikir, Kur’an okumak, doğru söz söylemek, güzel öğüt vermek, selamlaşmak ve insanlarla güzel konuşmak…

Malın ve bedenin amelleri: Sadaka vermek, zekâtı yerine getirmek, emek harcamak, ihtiyaç sahiplerine yardım etmek, kul hakkını gözetmek ve hastaları ziyaret etmek…

Bütün bunların temelinde, iyiliğin alanını genişletme ve hayatın her anını kulluk bilinciyle değerlendirme gayreti vardır. Nitekim Bakara suresinin 177. ayetinde İman, Allah yolunda harcama, namaz, zekât, ahde vefa ve sabır gibi pek çok değer bir arada zikredilir. Böylece iyiliğin yalnızca belirli ibadetlerden ibaret olmadığı; inancı, ahlakı, sorumluluğu ve davranışları bir bütün olarak kuşattığı anlaşılır. Emaneti korumak, insanların kusurlarını araştırmamak, bir hayvana su vererek susuzluğunu gidermek ve gösterişten uzak durmak da dinimizin bize öğrettiği güzel davranışlardandır. Bazen hiç kimsenin görmediği bir iyilik, yalnızca Allah’ın rızası gözetilerek yapıldığı için çok kıymetli olabilir.

Ancak başkalarına iyilik yapmaya çalışırken kendi nefsimizi ıslah etmeyi de unutmamalıyız. Çünkü salih amellerle örülen bir ömür, yalnızca dışarıya yansıyan davranışlarla değil, insanın kendi iç dünyasında verdiği mücadeleyle de şekillenir. Kibirden ve hasetten uzaklaşmak, kusurlarımızı fark edip düzeltmeye çalışmak da bu yolculuğun bir parçasıdır.

Rabbimiz Şems suresinin 9 ve 10. ayetlerinde şöyle buyurur:

“Nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.”

Bu nedenle salih amel, yalnızca yaptıklarımızı çoğaltmak değil, yapan kişiyi de güzelleştirmektir. İyiliklerimiz arttıkça merhametimiz, tevazumuz ve samimiyetimiz de artmalıdır. İnsan, yaptığı amellerle nefsini arındırmaya ve Rabbine daha güzel bir kul olmaya gayret etmelidir.

Kur’an-ı Kerim’de Hz. Süleyman’ın (a.s.) duası da bu konuda bize örnek olur. Neml suresinin 19. ayetinde O’nun şöyle dua ettiği bildirilir:

“Rabbim! Bana ve anne babama verdiğin nimete şükretmemi ve razı olacağın salih ameller işlememi bana nasip eyle. Rahmetinle beni salih kullarının arasına kat.”

Bu dua, sahip olduğumuz nimetleri salih amellere dönüştürmenin de Allah’ın yardımıyla mümkün olduğunu hatırlatır. İmkânlarımızın çokluğu kadar, onları nerede ve nasıl kullandığımız da önemlidir.

Çünkü ömür, farkına varmadan tükettiğimiz bir zaman dilimi değil; her anı bir amelle, her iyiliği bir umutla dokuyabileceğimiz kıymetli bir emanettir. Bu ömrü salih amellerle dokumak, yalnızca büyük işler başarmak değil, her gün küçük de olsa hayırlı bir adım atabilmektir.

Rabbimiz, Rûm suresinin 14 ve 15. ayetlerinde kıyamet gününden söz ettikten sonra iman edip salih amel işleyenlerin nimetlerle dolu bir bahçede sevinç içinde ağırlanacaklarını bildirir. Bu müjde, salih amellerle geçen bir ömrün ahiretteki karşılığını hatırlatır.

Öyleyse bize düşen, ömrümüzün her gününü hayırla değerlendirmek, iyilikte yarışmak ve yaptığımız amellerin kabulü için Rabbimize yönelmektir. Unutmayalım ki ömür sona erer, imkânlar tükenir; fakat Allah’ın rızası gözetilerek yapılan hiçbir iyilik O’nun katında kaybolmaz.

Allah’ım! Bize verdiğin nimetleri senin rızana uygun şekilde değerlendirmeyi, ömrümüzü salih amellerle dokumayı, az da olsa devamlı iyilikler yapabilmeyi nasip eyle.

Âmin.

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.