KAPAK-Hüseyin Doğru – Günahlara Tevbe ve Tevbede Sadâkat

KAPAK-Hüseyin Doğru – Günahlara Tevbe ve Tevbede Sadâkat

Yüce Mevlâmızın kerim kitabımızda rahmetle müjdelediği kullar vardır. Bir de azabla müjdeledikleri vardır. Aslında gerçek müjde; sevindirmek, mutlu etmek içindir. Azapla müjdede ise kaba tabirle “dokundurma” dediğimiz edebî sanat vardır.

Rahmetle Müjdelenenler

Tevbe suresi 112. ayette Rabbimizin müjdesini hak edenler şöyle sıralanır: “O tövbekârlar, ibadet edenler, hamd edenler, dünyada yolcu gibi yaşayanlar, rükûa varanlar, secde edenler, iyiliği teşvik edip kötülükten alıkoyanlar, Allah’ın sınırlarını gözetenler; müjdele o müminleri!”

Bu yazımızda bu bahtiyarlardan sadece bir grubu ve hangi amelleriyle müjdeyi hak ettiklerini ele alıp o amelin kıymetinden bahsetmeye gayret edeceğiz.

Tevbe Edenler ve Tevbesine Sadık Kalanlar

Tevbe kabaca; yapılan bir hatadan dolayı pişmanlık duymak ve o hataya bir daha düşmemek için söz vermektir. İnsanoğlu bilerek ya da bilmeden günaha girer mi? Elbette girer. İnsan olmanın bir sonucudur bu. Rabbimiz Şems suresinde bunun olabileceğini, bu kötü durumun da nasıl temizleyeceğini şöyle beyân buyuruyor: “Nefse ve ona düzen verene; ona kötü ve iyi olma yeteneklerini yerleştirene ki, nefsini arındıran elbette kurtuluşa ermiştir. Onu kötülüklere boğan da ziyan etmiştir.” (Şems suresi:7-10)

Yanılarak yapılan hatanın ve bundan temizlenmenin tarihine baktığımızda, bunun ilk insan ve ilk peygamber Hz. Adem’in (as) yaratıldığı zamana kadar vardığını görürüz. Aynı zamanda günahta ısrarcı olan ile hatasının farkına varıp derhal tevbe kapısına baş vuranların âkıbetlerini de isyanında ısrarcı olanın âkıbetini de görürüz. Kibir ve gururuna yenik düşen iblis ebedî azâba dûçar oluyor, tevbe edip tevbesine sâdık kalan Hz. Adem de (as) affa mazhar oluyor.

Yine Yüce Mevla’nın müjdesine ulaşanlardan bir grubun özelliği de Âl-i İmran suresi 135. ayette şöyle beyân edilir: “Onlar çirkin bir şey yaptıkları veya kendilerine kötülük ettikleri zaman Allah’ı hatırlarlar da hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki? Onlar, yaptıklarında bile bile ısrar etmezler.” Bu ayetin hemen arkasından da onların ahiretteki ödüllerinin müjdesi verilir: “İşte onların yaptıklarının karşılığı rableri tarafından bir bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan cennetlerdir. Onlar orada temelli kalacaklardır. Böyle amel edenlerin mükâfatı ne güzeldir!”

Bu ayet-i kerimelere baktığımızda, çirkin bir iş yapanlarda yani günaha girenlerde övülen üç güzel haslet görüyoruz. Bunlar: 1-Allah’ı hatırlama, 2- Gecikmeksizin pişmanlık duyup tevbe etme, 3- Günahında ısrarcı olmama.

Yukarıda da işaret edildiği gibi günahın tarihi Hz. Adem’ (as) secde emrine uymayan iblis ile başlıyor, arkasından, yanılma özelliği de verilen Hz. Adem (as), şeytan tarafından yapılan telkinler sonucu bir an gaflete düşüp ilk günahı işliyor. Ardından günahında ısrarcı olmayıp pişmanlıkla tövbeye sarılıyor. Öbür taraftan iblis ise günahında ısrarla sebat ediyor. Böylece itaate sarılan Hz. Adem (as) affediliyor, iblis ise lanetli olarak ebedî hüsranda kalıyor.

Hata Eden ve Hatasında Israr Etmeyenlere Örnekler

Peygamberler tarihine baktığımızda, beşer olmaları hasebiyle hata edip uyarılan ve tevbekâr olan peygamberleri görüyoruz. Bunlardan bazıları Kur’an’da haber verilir. Örnek olması açısından bazılarını buraya almakta yarar olur diye düşünüyorum:

*Hz. Âdem (as); cennette yasaklanan ağaçtan şeytanın vesvesesine uyarak (veya unutarak) yemesi neticesinde uyarılmış ve ardından tevbe etmiştir. Dediler ki: “Ey rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz, bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz!” A’raf/23

*Hz. Nûh (as): Tufan sırasında inkarcı olan oğlu için Allah’tan kurtuluş dilediğinde; “O, senin ailenden değildir.” buyurularak bilgisi olmayan bir şeyi istememesi konusunda uyarılmış, O da hemen tevbe etmiştir. “Nûh dedi ki: Ey rabbim! Ben, senden hakkında bilgi sahibi olmadığım bir şeyi istemekten yine sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve esirgemezsen, kaybedenlerden olurum!” Hûd/47

*Hz. Yunus (as): Kavminin ısrarlı inkârı üzerine Allah’tan izin almadan görev yerini terk edip gemiye binmesi, sonrasında balığın karnında sabretmesiyle uyarılmış, bir nevi ilahi ikaz yaşamıştı. Enbiya/87: “Zünnûn’u da (Yûnus) zikret! Hani öfkeli bir halde geçip gitmiş, kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Sonunda karanlıklar içinde, ‘Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben kötü işler yapmışım!’ diyerek yalvardı.”

*Hz. Davud (as): Mihraba gelen iki davacı meselesinde taraflardan sadece birinin sözünü dinleyip hüküm verirken acele etmesini bir imtihan/uyarı olarak kabul etmiş ve tevbe etmiştir.

Sa’d 24: “Dâvûd (böyle bir temsil ile) kendisini sınadığımızı anladı. Bunun üzerine rabbinden kendisini bağışlamasını dileyerek secdeye kapandı ve bütünüyle O’na yöneldi.”

Bu kıssalarda bizim alacağımız derslerden en önemlisinin, günahta ısrar etmeyip tevbe kapısına başvurmak olduğunu görüyoruz. Tevbe edenleri affedeceğine dair de rabbimizin vaadi vardır. O, vaadinden asla dönmez. O Rahmândır, Rahimdir, Gaffâr ve Tevvâbdır. Rahmeti gazabına galiptir. Hasbelbeşer yanılıp günaha düşen hiçbir kul, günahının büyüklüğüne küçüklüğüne bakmadan Allah’ın rahmetine sığınır/sığınmalıdır. Zira:

1. Hiçbir günah Allah’ın rahmetinden daha büyük değildir.

2. Hiçbir günah bizi umutsuzluğa sevk etmemelidir.

3. Günahlar ile ilgili şeytanın vesveselerine kulak verilmemelidir. Şu yarım yamalak beşerî kanunlarda bile, yaptığına pişmanlık duyanlar ile işlediği suç ile gurur duyanlar bir tutulmazken, âlemlerin rabbi olan Allah cc, suçuna nâdim olanları bağışlamaz mı? Nâkıs olan beşer mahsûlü ceza yasalarında “iyi hâl” indirimi kuralı varsa, Rabbimin rahmet hazinesinde iyi hâl indirimi olmaz mı? Hem öyle olur ki, Rabbimiz kullarını affetmek için önlerine onları kurtuluşa götürecek vesileler çıkarır. Mevlana’ya atfedilen bir sözde şöyle denir: “İnsan suya düştüğü için değil, sudan çıkamadığı için boğulur.” Aynen onun gibi insan günah işlediği için değil, günahına tevbe etmediği, günahında ısrarcı olduğu için azabı hak eder.

Peki, aynı günaha dönmemek, tevbesine sadâkat gösterebilmek için, atılmasında fayda olan adımlar var mıdır? Elbette vardır. Bunlardan birisi, ortamını değiştirmek olabilir. Aynı şekilde suça iten etkenler tespit edilmelidirler. Bir başka yol, zamanını dolduracak faydalı şeyler bulup meşgul olmak olabilir. Sanırım bunların en etkilisi, yeni bir ortama, iyi bir çevreye hicret etmektir. Bununla ilgili olarak peygamber efendimizin anlattığı, 99 adamı öldürüp pişmanlık duyan bir adamın kıssası örnek olabilir. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:

“Vaktiyle doksan dokuz kişiyi öldürmüş bir adam vardı. Bu zât yeryüzünde en büyük âlimin kim olduğunu soruşturdu. Ona bir râhibi gösterdiler. Bu adam râhibe giderek:

-Doksan dokuz adam öldürdüm. Tövbe etsem kabul olur mu, diye sordu. Râhip:

-Hayır, kabul olmaz, deyince onu da öldürdü. Böylece öldürdüğü adamların sayısını yüze tamamladı. Sonra yine yeryüzünde en büyük âlimin kim olduğunu soruşturdu. Ona bir âlimi tavsiye ettiler. Onun yanına giderek:

-Yüz kişiyi öldürdüğünü söyledi; tövbesinin kabul olup olmayacağını sordu. Âlim:

-Elbette kabul olur. İnsanla tövbe arasına kim girebilir ki! Sen falan yere git. Orada Allah Teâlâ’ya ibadet eden insanlar var. Sen de onlarla birlikte Allah’a ibadet et. Sakın memleketine dönme. Zira orası fena bir yerdir, dedi.

Adam, denilen yere gitmek üzere yola çıktı. Yarı yola varınca eceli yetti.

Rahmet melekleriyle azap melekleri o adamı kimin alıp götüreceği konusunda tartışmaya başladılar. Rahmet melekleri:

-O adam tövbe ederek ve kalbiyle Allah’a yönelerek yola düştü, dediler. Azap melekleri ise:

-O adam hayatında hiç iyilik yapmadı ki dediler.

Bu sırada insan kılığına girmiş bir melek çıkageldi. Melekler onu aralarında hakem tayin ettiler. Hakem olan melek:

-Geldiği yerle gittiği yeri ölçün. Hangisine daha yakınsa, adam o tarafa aittir, dedi.

Melekler iki mesâfeyi de ölçtüler. Gitmek istediği yerin daha yakın olduğunu gördüler. Bunun üzerine onu rahmet melekleri alıp götürdü. (Buhârî, Enbiyâ 54; Müslim, Tevbe 46, 47, 48)

Yapılan hataya, girilen günaha pişmanlık duymak, hem de geciktirmeden pişmanlık duymak şarttır. Günah işlemek beşerî bir zaaftır. Hadiste; “Bütün ademoğulları günah işler, günah işleyenlerin en hayırlısı ise tevbe edenlerdir.” buyrulur. Yine bir başka hadiste;

“Günahına tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.” buyruluyor. (İbn-i Mâce, zühd 30)

Tevbe, her fert için, vakit geçirmeden, yapılması gereken bir farzdır. Geciktirmek de ayrıca tevbe gerektirir. İslam âlimleri, tevbenin herkes için farz olduğunda icmâ etmişlerdir. (Şevkânî, Muhammed b. Ali, Fethu’l-Kadir, Kahire 1994)

“Allah’ım! Beni, iyilik yaptıkları zaman sevinç duyan, kötülük yaptıkları zaman da bağışlanma dileyen kullarından eyle.” (İbn Mâce, edeb 57)

Rabb’im bizleri günahlardan uzak eylesin. Ayetlerde müjdeye nail olanlar zümresine ilhak eylesin. Âmin.

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.