SİZDEN GELENLER-Cumali Davut Kavruk – Eğitim Üzerine Mülâhazalar

SİZDEN GELENLER-Cumali Davut Kavruk – Eğitim Üzerine Mülâhazalar

Eğitim hiç şüphesiz ki hayattaki en kıymetli nesnelerden biridir. Bundan dolayı İslâm dininde bilen ile bilmeyen denk tutulmamış[1], âlimin mürekkebi şehidin akıttığı kana müsâvî görülmüştür.[2] İslâm dininin ilim ve düşünceye, yeni şeyler keşfetmeye kayıtsız kalmayan bir yapısı vardır. Bundan dolayı iki günü eşit olanın ziyanda olacağını haber vermiştir. Ayrıca ilmin edinildiği kimsenin ve devletlerin de İslâmî anlayışta bir ehemmiyeti yoktur. Zira her ilim ve fen kendi lisân-ı hâlleriyle bir yaratıcının olduğunu ortaya koymaktadır. Bundan sebep İslâmî gelenekte çoğu kere söyleyene değil, söylenene bakılır. Bu hususla ilgili sevgili peygamberimiz (s.a.v) de: “Hikmet ve faydalı ilim müminin yitik malıdır. Her nerede bulursa onu alır.” buyurmuşlardır.[3]

İslâm dininde meleklerin ayaklarının altına kanatlarını serdiği tek zümre ilmin talipleridir desek yeridir. Şu hadis de bu konuyu desteklemektedir: “Kim ilim için yola çıkarsa Allah ona cennete giden yolu kolaylaştırır. Melekler, hoşnutluklarından dolayı ilim talebesine kanatlarını serer. Sudaki balıklara varıncaya kadar yer ve gök ehli âlim kişinin bağışlanması için Allah’a yakarır. Âlimin, âbide (ibadet edene) üstünlüğü, (parlaklık, görünürlük ve güzellik bakımından) ayın diğer yıldızlara olan üstünlüğü gibidir. Kuşkusuz âlimler peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler miras olarak ne altın ne de gümüş bırakmışlardır; onların bıraktıkları yegâne miras ilimdir. Dolayısıyla kim onu alırsa büyük bir pay almış olur.” [4] Bu konuyla ilgili yine peygamber efendimiz tarafından (s.a.v) muhtelif müjdeler de bulunmaktadır.[5] İslâm’da ilmin gizlenmesi yasaklanmış[6], faydasız ilimden ise uzak durulması kaliteli Müslümanlığın alametlerinden sayılmıştır.[7]

Bu kısa girizgâhtan sonra gelelim günümüzdeki talim terbiye nizamına…

Bilimin mutlak otoritesini savunan kimi modernist yaklaşım, her şeye el attığı gibi maalesef eğitim sistemine de el atmış durumdadır. Öyle ki bu fikri fraksiyon, eğitim sistemini “öğütüm sistemine” çevirmeye; vahyin yerine, bilimi ikâme etmeye çalışmaktadır. Hâlbuki bu düşünce yapısını benimseyenlerin unuttukları şey, bilim Allah’ın verdiği akılla tahsil edilen bir nesnedir. İnsan aklı ise sınırlı olduğundan, bugün doğru dediğine yarın yanlış diyebilmektedir. Fakat vahiy, ezeli ve ebedî olan Allah’ın kelâmı olduğu için çağlar üstüdür. Her zaman ve zemine söyleyebileceği bir şeyler mutlaka bulunmaktadır. Kıyâmete kadar da bu durum câridir. Dolayısıyla sapasağlam kale, “vahiy”dir.

Bu akımın yapmaya çalıştığı şey insanın “haz ve enaniyetini” merkeze almak olmuştur. Bundan dolayı da bu akımın müntesiplerini çoğu kere zapturapt altına almak mümkün olamamaktadır. Çünkü ahlâk ve maneviyat olmadıktan sonra tahsil edilen ilmin de bir kıymeti kalmamaktadır. Böyle seciyeye sahip kimseler, medeniyetini beğenmeyip anarşik faaliyetlerle bulunabilmekte, bunun neticesinde de ya hapishaneye düşmekte ya da canlarına kıymaktadırlar. Günümüzde okullara yapılan saldırılar da bu duruma en bariz şekilde örneklik teşkil etmektedir. Şu halk deyişi de bu meseleyi özetler mâhiyettedir: “Kork, Allah’tan korkmayandan.” Zira Allah’tan korkmayan, ahlâkı kâmil olmayan kimseyi frenleyebilecek bir sistem henüz var edilememiştir.

Bu tehlikeli fikir yapısının diğer yaptığı şey de “kavramların altını boşaltmak” olmuştur. Muallim yerine öğretmen, talebe yerine öğrenci kelimesi gibi. Bu kavramların birinde pasiflik/edilgenlik, bir diğerinde ise aktiflik/etkenlik söz konusudur. Mesela, “öğrenci” kelimesi “ne verirsen onu alan” anlamında pasif/nötr bir ifade iken, “talebe” kelimesi ise “ilmi talep eden, isteyen” anlamında aktif bir yapıya sahiptir. Bu fark ise eğitimde çok anlamlıdır. Zira alıcısı olmayan mal zâyidir. Yani öğrenmek istemeyene öğretemezsin.

Yaptığı bir diğer ifsat projesi de muallimlerin “inanç ve değer yargılarına çomak sokmak” olmuştur. Mesela, Peygamber Efendimiz (s.a.v) muhatabı ile konuşurken şayet hemcinsi ise dokunarak meramını ifade etmeyi severdi.[8] Burada karşı tarafa hem değer verme hem de güven tesis edilmesi söz konusu idi. Çünkü değer görmeyen kimse alıcılarını çoğu kere kapatabilmektedir. Günümüzde ise sapkın ideolojileri gerek medya gerekse STK’lar ile empoze eden gruplar yüzünden (LGBT gibi) bu sünnet-i seniyye işletilememektedir. Bunun da talim terbiyeyi kesintiye uğratan sebeplerden olduğunu düşünmekteyiz.

Yine bu akım, adanmış ruhla çalışan muallimleri “enayi”, atanmış memur kafası ile çalışanları ise “kahraman” ilan edebilmektedir. Çünkü bâtılın askeri olan bu ideolojik yapı, kendi sisteminin çiğnenmesini tehdit olarak algılayabilmektedir. Bu da inisiyatif alamayan, “Nemelâzımcı” bir muallim güruhunun peyda olmasına sebep olmaktadır. Bunun acısını da maalesef hem millet hem de devlet olarak en acı biçimde ödemek durumunda kalıyoruz.

Gelelim bu karamsar tablodan kurtuluş reçetesine,

1-Kur’an ve sünnetin merkeze alınması,

2-Ahlâk ve maneviyatın öncelenmesi,

3-Toptan ret veya toptan kabul zihniyetinin terk edilmesi,

4-İhtiyaç odaklı davranılması. Yani “kuşa yüzme, balığa uçma öğretmede ısrar edilmemesi”[9],

5-Fıtratın ve karakter yapısının görmezden gelinmemesi,

6-Ümitsizlik bataklığına düşülmemesi,

7-Aksiyoner olunması. Yani gündemi ve sistemi belirlenen güçsüzlükten sıyrılıp gündem belirleyebilecek kudrete erişilmesi,

8-Bilimin kutsanmaması, ondan da uzak kalınmaması,

9-Başta İslâm tarihi olmak üzere, dünyadaki iyi modellerin yakalanıp tatbik edilmesi,

10-İnançlı muallimlerin görüşlerine kıymet verilip; talebe ve velilere meze yapılmaması,

11-Eğitimin siyaset üstü bir hakikat olarak görülmesi,

12-Kötü örneklerin örnek olamayacağının bilincinde olunması gereklidir.

Vesselâm…


[1] ez-Zümer 39/9.

[2] Suyûti, el Câmiu’s Sağir, nr 10026.

[3] İbn Mâce, “Zühd”, 17.

[4] Tirmizî, “İlim”, 19.

[5] Örnek olarak bakınız: Müslim, “Vasiyyet”, 14.

[6] Tirmizî, “İlim”, 3.

[7] Tirmizî, “Deavât”, 68.

[8] Bu konu ile ilgili Abdulfettâh Ebû Gudde’nin (ö. 1997) “Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed (sas.) ve Öğretim Metotları” kitabını şiddetle öneririm. Bu kitap okunduğunda günümüz pedagojik formasyonunun daha ileri seviyesinin Hz. Muhammed’de (s.a.v) dolayısıyla İslâm’da toplandığı örnekler üzerinden görülebilecektir.

[9] Osmanlı Devleti’nde Enderûn mekteplerinin kapısında olduğu iddia edilen yazıdır.

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.