SİZDEN GELENLER-Arif Arslan Kaynar – Mahşer Meydanında İbretlik Konuşma Sahneleri – 3

SİZDEN GELENLER-Arif Arslan Kaynar – Mahşer Meydanında İbretlik Konuşma Sahneleri – 3

İki Yurt Arasındaki Eşik: A’raf’tan Bakmak

A’râf Nedir?

A’râf kelimesi, Arapçada “yüksek yer, tepe, sur, yüksek engel” anlamına gelen “örf” kökünden türemiştir. Terim olarak ise ahirette cennet ile cehennem arasında yer alan yüksek sur ve tepeler bölgesini ifade eder.

İslam âlimlerinin eserlerinde ve tefsir kaynaklarında A’râf‘ta bulunacak kişiler hakkında öne çıkan temel görüşler şunlardır:

Sevap ve Günahları Eşit Olanlar: En yaygın kabule göre A’râf ehli; sevapları doğrudan cennete girmeye yetmeyen, günahları da cehenneme girmelerini gerektirmeyen, yani hayır ve şer tartıları eşit gelmiş müminlerdir. Burada bir süre bekledikten sonra Allah’ın lütfu ve rahmetiyle cennete gireceklerdir.

Ahiret Sahnesinin Şahitleri: Bir diğer görüşe göre ise A’râf; peygamberler, şehitler veya yüksek mertebeli ilim sahipleri gibi her iki tarafın hallerini görebilen, insanları simalarından tanıyan özel şahitlerin bulunduğu makamdır.

A’râf; ne bir ceza yeri ne de nihai bir mükâfat alanıdır. O, mükâfat ile mücazat arasındaki o ince eşik, ilahi adaletin ve rahmetin tecelli ettiği yüksek bir seyir noktasıdır. Bu konudaki görüşler özetle bu şekildedir.

Kur’ân-ı Kerîm’deki Ahiret Sahnesi: A’râf Suresi 46-49. Ayetler

A’râf Suresi’nin 46, 47, 48 ve 49. ayetleri, işte bu yüksek eşikte duran insanların gözünden ahiretin en sarsıcı ve etkileyici sahnelerinden birini bizlere aktarır:

1. İmanın ve Amellerin Simalara Yansıdığı Sahne

Bu sahne; insanın kalbinin ve derununun yüzüne yansıdığı, iç dünyasının aşikâr olduğu andır. Aslında bu hakikat daha dünya hayatındayken de kendisini gösterir. İman sahiplerinin nuru yüzlerine yansır, alınlarında secde izleri belirir. İnkâr edenlerin ise nankörlüğü ve karanlığı yüzlerinden okunur.

A’râf Suresi 46. Ayet:

“İki taraf (cennet ve cehennem) arasında bir perde/sur vardır. A’râf üzerinde de herkesi simalarından tanıyan adamlar vardır. Bunlar henüz cennete girmemiş fakat girmeyi umarak cennet ehline: ‘Selâm size!’ diye seslenirler.”

A’râf’takiler bir yanda cennet nimetleri içindeki müminleri görür ve onlara derin bir özlem ve ümitle seslenirler. Henüz oraya adım atmamışlardır ancak Allah’ın sonsuz rahmetine dair büyük bir iştiyak taşırlar.

A’râf Suresi 47. Ayet:

“Gözleri cehennem ehli tarafına çevrildiğinde ise: ‘Rabbimiz! Bizi bu zalimler topluluğu ile beraber kılma!’ derler.”

Yüzleri cehennem tarafına kaydığında, o dehşetli manzara ve azabın şiddeti karşısında ürpererek derhal Rablerine sığınırlar. Bu durum, insanın havf ve reca (korku ve ümit) arasındaki hassas dengesini gözler önüne serer.

2. Gururun, Kibrin ve Sahte Saltanatların Yıkılış Sahnesi

A’râf Suresi 48. Ayet:

“A’râf ehli, yüzlerinden tanıdıkları birtakım (dünyanın mağrur) adamlarına seslenerek şöyle derler: ‘Ne topladığınız mallar ne de büyüklük taslamanız size bir fayda sağladı!’”

Dünyadayken gücüne, servetine ve çevresine güvenip kibirlenenlerin kurduğu sahte dünyalar o gün yerle bir olmuştur. A’râf halkı, dünyada büyüklük taslayan bu kişilerin düştüğü çaresizliği yüzlerine vurur. Gücü, parayı ve şöhreti elinde tutan bu sahte saltanat sahipleri, dünyadayken hiç ölmeyeceklerini sanmış; kibir ve gururla şımardıkça şımarmışlardır. Ancak ölüm gerçeği ansızın kendilerini yakalamış, kaçındıkları berzah âlemine girmiş ve nihayetinde Allah’ın huzuruna vararak şımarıklıklarının hesabını vermek zorunda kalmışlardır. İşte Firavun, Nemrut, Hâman, Karun, Ebu Cehil, Ebu Leheb, çağdaş zalimler ve daha niceleri…

3. Dünyada Zayıf Görülenlerin Ahirette Zafere Ulaşma Sahnesi

A’râf Suresi 49. Ayet:

“Allah’ın kendilerini hiçbir rahmete erdirmeyeceğine dair yemin ettiğiniz kimseler bunlar mıydı? (Sonra cennetliklere dönerek): ‘Girin cennete! Artık size korku yoktur ve siz üzülecek de değilsiniz’ denilir.”

Dünyadayken zayıf görülen, horlanan ve “Bunlara mı rahmet edilecek?” denilerek alay edilen samimi müminler için nihayet hakikat tecelli etmiş ve ebedi huzur kapıları açılmıştır. İşte Yasirler, Sümeyyeler ve daha niceleri…

Bizim Almamız Gereken Hisse ve Nebevî Ölçü

A’râf ayetleri bize sadece gelecekte yaşanacak bir sahneyi anlatmakla kalmaz; Peygamber Efendimiz ’in (s.a.v.) sahih hadisleriyle de pekişen şu temel hakikatleri hatırlatır:

Dünyevi Güçlerin ve Kibrin Değersizliği:

Ayet-i kerimede büyüklük taslayanların acziyeti vurgulanırken, Efendimiz (s.a.v.) kibrin ahiretteki vahim akıbetini şöyle haber verir:

“Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez.” (Müslim, Îmân, 147)

Dünyadaki makam, servet ve itibar hakikatin yerine geçemez. Allah katında asıl olan dış görünüş veya güç değil, kalbin ve amellerin temizliğidir:

“Şüphesiz Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz; ancak kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim, Birr, 34)

Kişi geçici olana değil, kalıcı olana talip olmalı; dünyalık olanı değil, ahiretlik olanı tercih etmelidir.

Eşikte Kalmamak ve Amellerin Hassasiyeti:

A’râf, sevap ve günahların kıl payı dengede kaldığı bir eşiktir. Küçük görülen tek bir iyilik insanı A’râf’tan alıp cennete taşıyabilir; küçük görülen bir günah ise geride tutabilir. Rasulullah (s.a.v.) bu konuda şöyle buyurur:

“Hiçbir iyiliği küçük görme; din kardeşini güler yüzle karşılaman bile olsa!” (Müslim, Birr, 144)

Mizan tartısında neyin ağır geleceği tam olarak bilinmediğinden, mümin her hayra sarılmalı ve her günahtan sakınmalıdır. Hiçbir salih ameli küçümsemeden, gücü yettiğince gayret göstermelidir.

Ümit ve Sığınma Dengesi (Korku ile Ümit Arasında Yaşamak):

A’râf ehli, cennete ümitle bakarken cehennemden Allah’a sığınır. Müminin dünyadaki kalbî duruşu da tam olarak bu olmalıdır. Efendimiz (s.a.v.) ilahi rahmetin genişliğini ve azabın ciddiyetini şöyle ifade eder:

“Eğer mümin, Allah katındaki cezalandırmanın şiddetini tam bilseydi, hiç kimse cennetini ümit etmezdi. Eğer kâfir de Allah katındaki rahmetin genişliğini tam bilseydi, hiç kimse O’nun cennetinden ümidini kesmezdi.” (Müslim, Tevbe, 23)

Sonuç: Vakit Varken Hesaba Çekilmek

A’râf’ın yüksek surlarından yükselen o nida, aslında henüz nefesi tükenmemiş olan biz insanlara yapılmış merhametli bir çağrıdır. Ahirette amellerin zerre ağırlığınca tartılacağı o günde A’râf eşiğinde çaresizce beklememek için, bugünden amellerimizi ilahi mizana arz etmek zorundayız. Kur’ân-ı Kerîm bu hakikati şöyle hatırlatır:

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes yarın için ne hazırladığına baksın. Allah’a karşı gelmekten sakının; şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Haşr Suresi, 18)

Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de nefsini kontrol altına alıp ahiret gününe hazırlık yapan akıllı insanı şöyle tarif etmektedir:

“Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışan kimsedir. Âciz kişi ise, nefsinin arzu ve tutkularına uyup da Allah’tan (bağışlanma) umut eden kimsedir.” (Tirmizî, Sıfâtü’l-Kıyâme, 25; İbn Mâce, Zühd, 31)

İlahi rahmet kapıları son ana kadar açıktır, yeter ki insan kibrini bırakıp samimiyetle Rabbine yönelsin. Rasulullah Efendimiz (s.a.v.) Allah Teâlâ’nın kullarına olan sonsuz merhametini bir kudsî hadiste şöyle müjdeler:

“Kulum Bana bir karış yaklaşırsa, Ben ona bir arşın yaklaşırım. O Bana bir arşın yaklaşırsa, Ben ona bir kulaç yaklaşırım. O Bana yürüyerek gelirse, Ben ona koşarak giderim.” (Buhârî, Tevhîd, 50; Müslim, Zikir, 2)

Asıl mesele; “hayra anahtar, şerre kilit” anlayışıyla salih amellere sarılmak, hizmet kuşağını kuşanıp Din-i Mübîn-i İslam’a ve Müslümanlara samimiyetle hizmet etmektir. Ahirette kaybedenlerden olmamak için ayetlerin ve hadis-i şeriflerin ışığında bıkmadan, usanmadan çalışmak gerektir. Hiçbir mümini ve hiçbir hayırlı ameli küçük görmeden, zalimlere ve İslam düşmanlarına imrenmeden Allah’ın rızası için gayret etmeli; A’râf ehlinin “Girin cennete!” diye müjdelediği o bahtiyarlardan olmak için çaba göstermelidir.

Sonsuz kudret ve azamet sahibi olan Rabbim bizleri cennetiyle ve cemaliyle müşerref kılsın; umduklarımıza nail, korktuklarımızdan emin eylesin. Âmin ya Muîn!

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.