MEFKURE-Zeki Soyak – Yeniden Doğmak

Hukukun üstün, adaletin hâkim olduğu bir ülkede, zayıf veya güçlü, yönetici veya halktan biri olmak çok önemli değil. Haklı iseniz asla zulme uğramaz ve mutlaka korunursunuz. Çünkü adalet güçlünün değil, haklının yanındadır. Yönetimde ehil kişiler vardır. Siyaset dürüst insanlar tarafından yapılmaktadır.
Ancak hukuk ve adalet, dayatılmış rejimlerin ve sistemlerin borazanı haline gelir, rejim ve sistemi korumak için kendi halkına zulüm vasıtası yapılırsa, böyle bir ülkede, halkın temel hak ve hürriyetlerini muhafaza edebilmeleri için her sahada güçlü olmaları gerekmektedir. Çünkü hukukun ve adaletin siyasallaştığı, güç odakları tarafından brifingler aldığı bir ülkede insanca ve inancının gerektiği şekilde yaşamak güçlü olmakla mümkündür.
Çağdaş kılıklı, çağdışı kafalı, ilkel düşünceli kişilerin söz sahibi olduğu bir toplumda erdemli, bilge kişilerin toplumu dağınıklıktan, kararsızlıktan ve kargaşadan kurtarıp, temel hak ve hürriyetlerine sahip çıkmalarını sağlamak için kendi aralarında istişareler yapmaları, dayanışma içine girmeleri, seslerini yükseltmeleri ve halka yapabilecekleri işler hususunda yol gösterip öncü olmaları büyük bir zarurettir.
Halka öncülük yapacak insanların dağınıklığı, istişaresizliği, zor günlerde ortada görünmemek, ses çıkarmamak, halkı kendi haline terk etmek vefasızlığı, yaşanılan sıkıntıların yoğunlaşmasına, dayatmaların hızlanmasına ve yaygınlaşmasına, şer odaklarının cesaretlenmesine sebep olmaktadır.
Her devirde mutaassıp, fanatik, lafazan kişiler sorun olmuş ve toplumun huzurunu bozmuşlardır. Hele dayatmaların, adaletsizliğin hâkim olduğu fetret dönemlerinde bu gibi kişiler daha da zararlı ve tehlikeli olmaktadırlar.
Toplumun karşılıklı anlayış ve hoşgörüye, birbirlerine tahammüle, barışa su ve hava kadar muhtaç oldukları zamanda bu fanatik, kudurgan, akıl ve insaftan mahrum kişilere asla fırsat vermemeli, her düşünce ve fikirden gruplar bu gibilere söz hakkı tanımamalıdırlar.
Bu müdahale, tohum saçıp verim alınması planlanan bir tarlayı, tohum saçmadan önce, yabani otlardan, dikenlerden, çalılardan temizleme ameliyesidir. Bu ameliyeden sonradır ki aklıselimin hâkim olduğu bir sükûnet ortamında fikir alışverişi yapılabilir. Yapılan istişarelerden hayırlı neticeler tahsil edilebilir. İşte o zaman ümmetin önü açılmış dayatmaların, sapıklıkların, çağdışı gerici münkirlerin, ideolojileri dinleştiren yobazların maskesi indirilmiş olur.
İslam ümmeti insanlığın iyiliği huzur ve saadeti için insanlar arasından seçilmiş hayırlı ümmettir. En belirgin vasıfları tevhid inancına sahip olmaları, iyiliği emredip, kötülükten men etmelidir.
Şayet bu özelliklerini kaybeder, vurdumduymaz, nemelazımcı bir karakter sergiler, mazlumun yanında yer almaz, hakka destek, batıla köstek olmazlarsa, HAYIRLI ÜMMET olmak vasfını kaybetmiş olurlar.
İslam ümmetinin bu fonksiyonunu yitirmiş olması sadece Müslümanlar için değil, bütün insanlık için büyük bir felaket olur. Nitekim Osmanlı’nın içteki beyinsizler ve dıştaki düşmanların hile ve entrikaları ile tarih sahnesinden silinmesi, İslam ümmetinin bölük pörçük olmasıyla, insanlık sonu gelmez badirelere sürüklenmiş, büyük soykırımlar, görülmemiş zulümler, tiksindirici barbarlıklar yapılmış, ahlaksızlık, yüzsüzlük, tabana vurmuştur.
Çağdaş kılıklı Amerika ve batının gerek sömürgelerinde ve gerekse Afrika’dan kaçırılan zencilere yaptıkları insanlık dışı muameleler, komünizm belasının milyonların canına mal olan zulüm ve işkenceleri, soykırımlar, Yahudilerin Filistin’de işlediği cinayetler, Bosna’da, Çeçenistan’da olanlar, Kosova’da ve körfezde yapılanlar İslam ümmetinin etkinliğini kaybetmesinin dehşet verici, ürpertici sonuçlarıdır.
Bu HAYIRLI ÜMMETİ etkin bir şekilde yeniden tarih sahnesine çıkarmak, milletler topluluğunda, devletlerarasında sözü dinlenir bir konuma yükseltmek, ümmet içinde ümmeti silkeleyecek, tevhid inancını perçinleyip onu yeniden mesuliyetlerini idrak ettirecek kıvama getirecek, kulluk şuuruna erdirecek, hayra davet eden, iyiliği emredip kötülükten men eden ilim, ahlak sahibi, dürüst ve güvenilir bir topluluğun bulunması şarttır.
Böyle bir topluluk olsun ki ümmet istenilen kıvama getirilsin ve ümmet yeniden HAYIRLI ÜMMET olacak vasıflarını kazansın ki insanlık insanca yaşamak, huzur ve sükûn içinde yaşamak, canından, malından, namusundan emin olarak yaşamak imkânına sahip olsun.
Bu yeniden doğmaktır, yenidünya düzeni, hakça düzen için tek ümittir. İşte bütün bunlar için Müslüman düşünürler, ilim adamları, öncü kişiler sık sık buluşmalı, kafa yormalı, zihin jimnastiği yapmalı, insanlığa medar olacak projeler üretmeli ve bu projeleri hayata geçirmelidirler.
Bir toplumun topyekûn silkinmesi, ayağa kalkıp yükselmesi, üstün medeniyetler kurması için herkesin yapması gereken vazifeleri vardır. Öncü insanların yapması gerekenler yukarıda da işaret edildiği gibi, kendi aralarında üst seviyede diyaloglar kurup projeler üretmek, topluma yön vermek, fertlerin vazifesi de kendi imkânları dâhilinde oluşumlara katkıda bulunmaktadır.
Halkın ilgi duymadığı katkı yapmadığı hareketlerden istenilen netice alınamaz. Alınan neticeler olsa bile devamlılık arz etmezler. Artık fildişi kulelerden inip, topluma, toplumla bütünleşerek yön vermek erdemli, bilge, dürüst kişilerin yönettiği, hakkın ve adaletin hâkim olduğu bir dünya için el ele gönül gönüle çalışmak zamanıdır.
Ebu Kasım Hâkim; kulun imanının selb olmasına sebep olan günahları şöyle sıralamaktadır.
1- Müslüman olduğuna şükretmemek.
2- İslam’ın gerilemesinden üzüntü duymamak
3- Müslümanlara haksızlık etmek.
Kişinin Müslüman oluşuna şükrü, Müslüman olmanın bütün icaplarını yerine getirmek, bunun için çaba göstermektir. İslam âleminin gerilemesinden, Müslümanların zillete düşmesinden, zulme uğramasından üzüntü duymayan onların bu durumdan kurtulması için çaba ve gayret göstermeyen bir kişinin kâmil bir imana sahip olmasından söz edilebilir mi?
Müslümana haksızlık eden, zulmeden bir kişinin Allah Teâlâ’ya inkıyadından, kendi kardeşine haksızlık edenin emniyetinden bahsedilebilir mi?
Müslüman olmanın en belirgin özelliği emin olmaktır. Allah Teâlâ bir kişiye iman ve ilim ihsan eder de o bunun şükrünü yerine getirmez, yani ümmetin ve tüm insanlığın kurtuluşu için uğraş vermez, sancılanmaz ve sevdalanmazsa ona âlim denilebilir mi?
Hele ilmini geçici dünya çıkarları için satar, hakikatleri saptırmak için alet eder, başkasının dünyasını mamur etmek için vasıta kılarsa böyle bir kişinin hali nice olur?
Hz. Ali kerremallahu veche: “İnsanların en cahili, başkasının dünyası için ahiretini satandır.” buyurur.
Bilge kişilerin, öncü durumunda bulunan kişilerin mesuliyeti çok daha büyüktür. Yapmaları gerekeni yapmaz ve hele kendilerine en çok muhtaç olunan bir zamanda kendilerinden bekleneni yerine getirmezlerse, Allah indinde kendilerini mazur gösteremez, mesuliyetten kurtaramazlar.
