M. Akif ÇELİK ve M. Selçuk ÖZDOĞAN hocalarımızın “Çocuk Eğitimi” üzerine söyleşileri: Çocuk Eğitimi: Fıtrat, Emanet ve Nesil Endişesi

M. Akif ÇELİK ve M. Selçuk ÖZDOĞAN hocalarımızın “Çocuk Eğitimi” üzerine söyleşileri: Çocuk Eğitimi: Fıtrat, Emanet ve Nesil Endişesi

M. Akif ÇELİK: İkimiz de Milli Eğitim’de öğretmenlik yapmamız hasebiyle, çocuk eğitimini M. Selçuk ÖZDOĞAN hocamla birlikte irdelemeye başlayacağız. Çok tekniğe boğmadan, pratik yöntemler ve çözümler üzerinde duracağız. Elbette “Çocuk eğitimini burada tamamen hallediyoruz.” gibi bir iddiamız yok. Değil mi Selçuk hocam?

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Bizim buradaki gayretimiz hayırlı bir hale vesile olur inşallah.

M. Akif ÇELİK: Pratikten süzülen bilgilerimizi aktarmak istiyoruz. Selçuk ÖZDOĞAN hocam 23, bendeniz de 19 yıldır bu mesleğin içindeyiz. Artık bazı şeyleri tecrübelerimize dayanarak konuşabiliyoruz. Tekrar hoş geldiniz hocam.

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Teşekkür ederim hocam, Allah razı olsun. Bu programlar inşallah bir sadaka-i cariye olur.

M. Akif ÇELİK: Kıymetli hocam, bugün çocuk eğitimini konuşacağız. Çocuk, bize Allah’ın bir emaneti olduğu gibi, bu dünyada en çok üzerine düşmemiz gereken temel meselelerden biridir. Giriş yaparken “çocuk emaneti” ve “fıtrat” kavramları üzerinden başlayabiliriz.

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Euzübillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillah, vessalatu vesselamu ala Rasulillah. Müslümanın söze başlangıcı hamdele ve salvele iledir. Muhabbetimiz hayra, güzelliğe ve iyiliklere vesile olsun. Bir kardeşimizin kalbine dokunup, aile hayatına ilaç olacak bir cümle kurabilirsek, bu bizim için en büyük mükâfattır.

Aslında insanın bir “nesil endişesi” taşıması gerekir. Tabiata ilahi bir nazarla baktığımızda, bir bitkinin bile kendisinden sonra gelecek tohumu ürettiğini görürüz. Meyveler aslında ağaçların tohumlarıdır; çınar, söğüt veya kavak ağacı gelecek endişesiyle tohumlarını etrafa saçar. İlk insan Hz. Adem ve Hz. Havva’dan beri nesiller bu şekilde oluşmaya devam etmiştir. Bizim bugün bunları konuşuyor olmamızın sebebi bir derdimizin olmasıdır. Her şey güllük gülistanlık olsa bunları konuşmamıza gerek kalmazdı. Özellikle 2000’li yıllardan sonra artan teknolojik gelişmelerle birlikte, maalesef çok şey bilip az uygulayan insanlar haline geldik. Anne-babalar çok kitap okuyor gibi görünse de aslında temel meselelerde bir bilgisizlik ve uygulama eksikliği yaşıyorlar. Son yıllarda okuma alışkanlığı da iyice azaldı.

M. Akif ÇELİK: Bunu çok rahat gözlemleyebiliyoruz. Hatta özel toplantılarda “Bir çözümünüz yok mu?” diye soruyorum. Okumadan, üzerinde düşünmeden çözüm üretmek mümkün olmuyor.

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Eskiden, “televizyonda alt yazı geçtiğinde okumaya üşendiği için kanal değiştirenler” anlatılırdı; şimdi bu durum bir gerçekliğe dönüştü. Bizim Enderun Eğitim Vakfı olarak bir derdimiz var. Müslümanlar için en kârlı yatırım; arsa, araba veya ev değil, neslimizdir. Evladına yaptığın ahlaki yatırım, gelecek nesillerin de ahlaklı yetişmesine vesile olur. Bu, kıyamete kadar sürecek bir sevap kapısıdır. Vefat ettiğimizde Rabbimiz bu gayretlerimiz karşılığında bize ummadığımız mükâfatlar verebilir. Onun için evlada yapılan hiçbir yatırım boşa gitmez.

Fıtrat konusuna gelirsek; günümüz insanına bunu anlatmak çok kolaydır. Yeni bir cep telefonu veya bilgisayar aldığınızda size kusursuz bir işletim sistemiyle teslim edilir. Siz içine ihtiyacınıza göre programlar yüklersiniz. Fıtrat, o telefonun ilk halidir; fabrika ayarlarıyla, tertemiz gelmesidir. Rabbimizin yüklediği o ilk yazılım fıtrattır. Bizim bütün mücadelemiz aslında fabrika ayarlarımıza, yani fıtratımıza geri dönme mücadelesidir.

Allah bize “sıfır kilometre” bir evlat nasip ediyor. Müslüman, elindeki bu emanetle ilgili bir dert sahibi olursa çözüm üretecektir. Derdi dünya olanın dünya kadar derdi olur. Rahmetli Zeki Soyak hocamızın “Eğitim Rehberi” kitabında da geçtiği gibi; çocuk anneden eğitim almalı, sütünü anneden içmelidir. Anne emzirirken kendi merhametini, sevgisini ve olumlu duygularını çocuğa yansıtır. Sadece Müslümanlar değil, tüm insanlık kendisine emanet edilen bu canlarla ilgili bir dert sahibi olmalıdır. Bir insanı dirilten, tüm insanlığı diriltmiş gibidir.

M. Akif ÇELİK: Peki hocam, çocuk eğitimi ne zaman başlar? Pazardan meyve alırken bile seçiyoruz, kontrol ediyoruz. Ahiretlik meyvelerimiz olan çocuklar için bu süreç ne zaman başlamalı?

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Aslında niyetle başlar hocam. Bekarken niyetiniz ahlaklı ve güzel bir nesil yetiştirmekse, 1-0 öndesiniz demektir. Sonrasında Kur’an ve sünnet çizgisi üzerinde bir evlilik projesi gelir. Çocuk eğitimi anne karnından da önce helal lokma ile başlıyor. Araştırmalar gösteriyor ki çocuk anne karnındayken annenin ruh halinden etkileniyor. Hamilelikte aşırı korku yaşayan annelerin çocuklarının “korku yüzüyle” doğduğu gözlemlenmiş.

Müslüman anneyi düşünürken biz Fatih Sultan Mehmed’in annesini örnek veriyoruz. Evladını abdestsiz emzirmeyen, hamileliği boyunca hayırlı işlerle meşgul olan bir anne… Mümin bir anne; gözüne, kalbine ve midesine girenlere dikkat etmelidir. Çünkü o küçük bedene anneden her şey inikas eder. “Bu çocuk neden böyle oldu?” sorusunu sormadan önce, hamilelik sürecindeki hassasiyetlerimize bakmamız gerekir.

M. Akif ÇELİK: Fıtrat, emanet ve eğitimin başlangıcı üzerine durduk. Bir de ömür boyu sürecek olan inanç, iman ve ahlak eğitimi meselesi var. Zannediyorum çocuk eğitiminde ilk temel, sağlam bir inanç eğitimiyle atılmalı.

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Burada “tabula rasa” (boş levha) kavramı çok önemli. Çocuklara kavramları ilk biz öğretmeliyiz. Eğer biz öğretmezsek başkaları öğretir. Mesela Gazze’deki olaylarda veya Bosna Savaşı’nda gördük; çocuk soruyor: “Baba bizi neden öldürüyorlar?” Çünkü biz çocuklara düşmanını tanıtmadık. Merhamet eğitimi verirken, dünyada bir kötülüğün ve düşmanın da olduğunu anlatmak zorundayız.

Eskiden dedelerimiz, babaannelerimiz bize ilk resmi çizerdi; “Kimin kulusun? Peygamberin kim?” gibi sorularla zihnimize sağlam temeller atarlardı. Şimdi ise o ilk resmi küresel medya, çizgi filmler ve tabletler çiziyor. Çocuk düşmanını dost, dostunu düşman görecek şekilde besleniyor. Böyle olunca ebeveynin çocuğu eğitmesi çok zorlaşıyor.

M. Akif ÇELİK: Sadece inanç değil, kavramlarımızın da içi boşaltılıyor.

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Kesinlikle hocam. Türkçenin sadeleştirilmesi adı altında kavramlarımızın içi boşaltıldı. “Kitap” dediğinizde akla Kur’an gelirken, yerine “betik” koymaya çalışarak zihni boşaltıyorlar. Cihat, şehadet gibi kavramlar siliniyor. Örneğin bugün İngilizleri kaç kişi gerçek anlamda düşman biliyor? Oysa tarihimizde en büyük zararı onlardan görmüşüzdür.

M. Akif ÇELİK: İman eğitiminden sonra ibadet eğitimi geliyor. Allah’a kulluğun (ubudiyetin) ispatı ibadettir. Maalesef dünyevi kaygılarımız uhrevi kaygılarımızın önüne geçiyor. LGS veya YKS gibi sınavlar için çocuk gece 2’ye kadar çalışırken, kıyamayıp onu sabah namazına kaldırmayan ebeveynler “yanlış bir merhamet” gösteriyor. Allah’ın emri olan ibadetleri anlatırken sadece “paylaşmak” gibi insani yönlerini söyleyip, bunun bir “farz” olduğunu, Allah’ın emri olduğunu vurgulamıyoruz.

Ahlak eğitimi ise aslında bir kişilik ve karakter eğitimidir. Çocuğun başına polis dikmeden, Allah’ın her an kendisini gördüğü bilincini (ihsan makamı) yerleştirmeliyiz. Bugün gençler, “Evde bunun yanlış olduğu bana hiç söylenmedi.” diyebiliyorsa, anne-babalar olarak sükut ediyoruz demektir.

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Bahsettiğiniz her şey “örneklikle” kazanılır hocam, sadece kitapla olmaz. Çocuk annesini veya babasını rol modeli almadığında, dışarıdaki yanlış figürleri taklit etmeye başlar. Eskiden yardımlaşma, komşuluk, sadaka gibi davranışlar çocuğun gözü önünde yapılırdı. Çocuk babasıyla camiye gider, görerek öğrenirdi. Şimdi Müslümanlar olarak çocuklarımıza sunacağımız “örneklik” konusunda zayıf kalıyoruz. Çocuk bize baktığında kendisine çeki düzen verecek bir vakar göremiyorsa sıkıntı büyüktür.

M. Akif ÇELİK: Gençler çok zekiler ve tutarsızlıkları hemen fark ediyorlar.

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Kesinlikle. Z kuşağı denilen kuşak aslında algısı çok açık bir kuşak. Onlara çağın idrakiyle, ama yüksek bir karakterle yaklaşmak gerekiyor. Sosyal medyadan kaçamıyorsunuz, o halde orada da doğru duruşu sergilemek zorundasınız. Adam bir oyunla çocuğunuzun mahremine, yorganının altına kadar giriyor. Müslümanlar olarak iman, ibadet, ahlak ve muaşeret eğitiminin yanında “helal ve tayyib beslenme” konusuna da çok dikkat etmeliyiz.

M. Akif ÇELİK: Hocam beslenme konusu çok derin bir konu, onu belki ayrıca bir uzmanla mütalaa etmek gerekir ama helal lokmanın çocuğun ruhuna etkisi tartışılmaz bir gerçek.

Az önce anne ve babanın rol modelliğinden bahsettik. Kişiler evlenirken bazen bu tür hassasiyetlere sahip olmayabiliyor, eş seçiminde bu ayrıntılara dikkat etmiyorlar. Ancak çocuk doğunca bir farkındalık oluşuyor, “Aklımız başımıza sonradan geldi.” diyerek bir dokunuş yapmaya; iman, ibadet ve ahlak eğitimi vermeye çalışıyoruz. Burada belki de en önemli etkileşim yollarından biri “arkadaş eğitimidir”. Çocuğun kiminle arkadaşlık kuracağını ya da kurduğu arkadaşları ebeveyn olarak sorgulamalı mıyız?

Bir de naçizane şu parantezi açmak istiyorum: Kitap okuma eğitimi. Bugün çocuk eğitimi kitapları içerik olarak çok zenginleşti. Siz de takip ediyorsunuzdur; bebeklikten yetişkinliğe kadar her yaş grubu için çok farklı eserler var.

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Bir şey diyeceğim ama bana kızacaksınız: İyi ki annem o kitapları okumamış hocam! Yoksa benden böyle bir tip çıkmazdı, boş verin. Bazen ümmilik (safiyet) daha iyidir.

M. Akif ÇELİK: Ümmilik konusunda haklısınız ama ben daha çok kitap seçimindeki bilinci kastediyorum. Önümüze bir kitap yığını koyuyorlar. Gençlerle bir kitap okuma kulübü kurduk; “Ne okuyalım?” diye sorduğumda çok farklı cevaplar geliyor. Benim demek istediğim; neyi, nerede okuduğunun farkında olan, seçici bir okuma bilinci kazandırmak.

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Bizi kim okuyorsa bilsin ki Müslüman bir gençten zarar gelmez. Müslüman genç, herkesin kendisinden emin olduğu “el-emin” vasıflı insandır. Müslüman genç, yanındaki kardeşini de cennete götürme mücadelesi verir; zaten öyle de olması gerekir.

İnsanlığın artık dünyevi kaygıları bir kenara bırakması lazım. İnsanlık öyle ya da böyle İslam ahlakına muhtaç hale geldi. Sadece insanlar değil, tabiat bile bu vahşi katliamlardan kurtulmak için İslam’ın merhametine ihtiyaç duyuyor. Arkadaşlık meselesinde; sadece dünyevi veya maddi özellikler için değil, Allah için sevecek ve kişiyi cennete götürecek yolda elinden tutacak dostlar edinilmelidir.

Buna dair bir ölçü vereyim: Gençliğimde bir arkadaşım vardı, geçenlerde görüşünce bana dert yandı. “Ne güzel, sen gençken kapımı çalar, ‘Hadi camiye gidelim.’ derdin; şimdi çevremde bunu söyleyen kimse kalmadı, biz de kendimizi biraz saldık.” dedi. Hemen ona “Bak ezan okunuyor, hadi şimdi camiye gidelim.” dedim. Eşi de bu duruma çok sevindi, “Keşke hep yanımızda olsanız.” dedi. Yani örnek olmak budur. Bizden kötülük gelmez; Müslüman genç “ot gibi” yaşayan değil, hayatı İslam ahlakıyla anlamlandıran gençtir. Gerçek İslam ahlakıyla yönetilen bir sistemin güzelliğini tüm insanlık bir anlasa…

Çocuk Eğitiminde Temel Taşlar: Sabır, Sevgi ve Adalet

M. Akif ÇELİK: Anne-babanın rol modelliğinden bahsettik. “Evet, anne-baba rol modeli olacak.” dedik ama şu soruyu sorduk: Ne kadar örnek olabiliyoruz? Bizler anne-babayız ama çocuklarımızın yanında ne kadar örnek olabiliyoruz? Aslında bu konunun açılması gerekiyor. Özellikle anne-baba özelinde sabır süreçlerine değinmek istiyorum. Çünkü ifade ettiğimiz gibi; anne-babanın çizdiği rol modellik bir anda olup biten bir şey değil. Evliliğin en başından, çocuğun kendi başına yetiştiği zamana kadar sabırla yaklaşmak, çocuk eğitiminde sabırla hareket etmek gerekir.

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Allah Teala, Kur’an-ı Kerim’i göndereli 1500 yıl olmuş ama içerisindeki anlatımlara baktığımızda çok daha eski olaylar da var. Lokman aleyhisselam, yani Lokman Hekim çok dikkat çeker hocam. Muhtemelen zamanımızdan 3000-4000 yıl önce yaşamış bir şahsiyettir. Orada “Yavrucuğum” ifadesi geçer. Bu çok ilginç; bizim 2026 yılında bile yakalayamadığımız bir nezaket bu. Allah Teala bu ifadeyi Kur’an-ı Kerim’e yerleştiriyor ve bize örnek olarak sunuyor. Çevremizi bir teste tabi tutsak; kaçımız evladımıza o rahmet, merhamet ve sevgi kokan “yavrucuğum” ifadesiyle hitap ediyoruz? Maalesef bizde bir kopukluk var.

Sabırla ilgili şunu söyleyeyim: Ben nasıl davranırsam, çocuk da bana öyle yanıt verir. İmtihanlar haricinde çocuklar bembeyaz bir kağıt olarak bize teslim edilir ve biz her türlü işareti onun üzerine yazarız. Bilgisayara girilen veriler gibi düşünün; çıktıyı biz alıyoruz. Onu kodlayan da şifreleyen de bizdik. Olumlu ya da olumsuz şeyleri oraya işleyen bizdik. İmam-ı Azam’a atfedilen bir kıssa vardır; bir kadının damdaki çocuğuna, “Düşeceksin!” diye bağırdığını görünce, “Düşmeyesin evladım, de.” buyurur. Yani söylediğiniz her cümle bir duadır. Müminlerin, merhamet kanatlarını evlatlarının üzerine germesi gerekir. Efendimiz’e hitaben ifade edilen; “Linte lehum” (Onlara yumuşak davrandın) ayeti gibi… Sahabe efendilerimiz yapı olarak sert insanlardı ama o merhamet kanadı onları büyüttü. Kendi evlatlarımıza hep şu gözle bakmamız gerekiyor: “Bu çocuk benim cennetim olacak inşallah.”

M. Akif ÇELİK: Sabrın temeli bu bakış açısı olacak.

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Bakış açımızı değiştirdiğimizde her şey değişiyor hocam. Bir, “Allah’ın cezası!” diye görmek var, bir de “Bu çocuk benim cennetim olacak.” diye görmek var. Cennetten bir parça olarak gördüğün şeye nasıl yaklaşırsın? Onu el üstünde tutarsın, en güzel şekilde yardımcı olursun.

Peki, biz neden bu kadar sabırsızlaştık? Ekonomik hayat içinde ebeveynlerin ikisi de çalışmaya başlayınca sabır bitti. Eskiden anne evdeydi, babayı sakinleştiren bir denge unsuru, bir balon vazifesi görüyordu. Şimdi ikisi de günlük meşgalenin yorgunluğuyla eve gelince birbirini sakinleştirecek kimse kalmadı. Ortadaki çocuk az bir yanlış yaptığında, dışarıda göstermediğimiz o sert yüzümüzü evde göstermeye başlıyoruz. Müslüman aileler olarak bir durup bakmamız lazım: “Biz nereye gidiyoruz? Bu çocuğa vermemiz gerekenleri gerçekten verdik mi?” Birinci aşamada çocuğu suçlamak çözüm değil.

Bir diğer yanlışımız da şu: Karşımızdaki muhatabın (çocuğun) deneyimiyle kendi tecrübemizin aynı olduğunu düşünüyoruz. Sen Akif ÇELİK olarak 40 yaşında öğrendiğin bir şeyi 12 yaşındaki çocuğun bildiğini varsayıp “Niye böyle yaptın?” diye kızıyorsun. Oysa o henüz bu hayat tecrübesinin çok uzağında. Efendimiz muhatabıyla konuşurken göz hizasına kadar inermiş. Çocuk seviyesine, onların gelişim bilincine inmek lazım. Sevgi varsa sabır da peşinden gelir. Tabii güncel olumsuz etkenler de var; gereksiz borçlanmalar insanları sıkıntıya sokuyor ve bu da evdeki huzuru etkiliyor.

M. Akif ÇELİK: Az önce ifade ettiniz, “Sevgi varsa sabır da gelir.” Sabredemiyorsak sevgimizde mi bir azalma var acaba?

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Hocam, namazı sevmesen bu kadar yıl sabredebilir miydin? Sabah kalkıyorsun, abdest alıyorsun… Hele hanım kardeşlerimiz için daha da zahmetli. Sevmezsen bu ibadet yapılmaz.

Şimdi meseleyi biraz da fıkhi ve toplumsal boyuta taşıyalım. Allah bazılarına kız, bazılarına erkek çocuk verir, bazılarına ise hiç vermez. Bu bir imtihandır. Fakat toplumda hala cahiliye döneminden kalma cinsiyet ayrımcılığı devam ediyor mu?

M. Akif ÇELİK: Maalesef devam ediyor hocam. Keşke kız çocukları baş tacı edilse ama ne yazık ki toplumda bazen erkeğe, bazen kıza yönelik yanlış pozitif ayrımcılıklar yapılıyor. İslam ise şunu bekler: Çocuklar arasında cinsiyet ayrımı yapmadan, onların fıtratına uygun davranmak. Özellikle Nevşehir bölgesinde ve Türkiye’nin pek çok yerinde mal mülk paylaşımında kız çocuklarına adil davranılmadığını görüyoruz. Anne-baba hayattayken çocukların gönlünü alacak, adil, gerekirse eşit bir paylaşım İslam’ın öngördüğü sistemdir. Bu, sevgide de böyledir; erkek evladı öpüp koklayıp kız evladını ihmal etmek ya da tam tersini yapmak ileride büyük kırılmalara yol açıyor. Adaletsizliğin sonucu hep olumsuzdur. Burada anne-babanın iş birliği de çok önemli. Bahçedeki sebzeye nasıl titizlikle bakıyorsak, çocuk eğitiminde da ortak bir tavır geliştirmeliyiz.

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Saadettin Ökten hocamızın dediği gibi, “Anne ve baba birbirini takip edecek, birbirini nakzetmeyecek (yalanlamayacak).” Derdi olan insan çözüm üretir. Hasta olan nasıl doktor doktor geziyorsa, evlat derdi olan da “Ben bu çocuğu nasıl en güzel şekilde yetiştiririm?” diye dertlenir. İşte burada Enderun Eğitim Vakfı gibi kurumlar devreye giriyor. Çocuğun ortamı çok önemli; çiçek uygun ortamda yeşerir. Ailelerin en büyük kaybı, çocukların dünyevi başarılarını düşünürken manevi tarafını ihmal etmeleridir. Turgut Cansever’in dediği gibi, “Şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal ederseniz, ihmal ettiğiniz nesil imar ettiğiniz şehri tahrip eder.” İyi mühendis, iyi doktor yetiştiriyoruz ama ana-babasının cenazesine bile gelmeyen, bayramda tatili tercih eden bir nesil türüyor.

M. Akif ÇELİK: Hocam, etrafımda matematik, fizik dersi için özel hoca arayan çok ama ahlak ve Kur’an eğitimi için dertlenen az. Bu eğitimleri hep “beleşe” getirme derdi var.

M. Selçuk ÖZDOĞAN: İşte o ihmal bir gün karşımıza çıkıyor hocam. Neyi ihmal ettiysek o büyüyüp gözümüzün içine bakıyor. Değerlerimizi, dinimizi anlatan bir yer bulduğumuzda koşa koşa gitmeliyiz. Neden cennet hediyesi olan evladımızın ahiretini, dünyevi başarılar uğruna feda ediyoruz?

M. Akif ÇELİK: Bir de şu “arkadaş olma” meselesine değinelim. Modern ebeveynler “Ben çocuğumla arkadaş gibiyim.” diyor. Hatta çocuğuna sigara verenleri bile duyduk. Gerçekten arkadaş mı olunmalı?

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Ömer Tuğrul İnançer’in dediği gibi: “Çocuğun zaten arkadaşı var; onun anneye ve babaya ihtiyacı var.” Sen o makamı boşaltırsan oraya başkaları oturur. Annelik-babalık Allah’ın verdiği bir makamdır. Arkadaşlık seviyesine indiğinde rol modelliğin düşer ve sorumluluktan kaçmış olursun. Çekirdek aileye hapsolduğumuz için dede, babaanne kavramı da koptu. Çocuk edebi, adabı kimden görecek? Okuldaki seçmeli dersten mi? Bu işler görerek, uygulayarak öğrenilir. Kurban kesmeyi kitaptan değil, babanın yanında görerek öğrenirsin.

M. Akif ÇELİK: Anne-baba makamı boşalınca orayı yanlış ideolojiler dolduruyor. Müslüman bir aileden “Ben ateistim.” diyen çocuklar çıkabiliyor. Bu durumda ne yapmalı?

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Bu noktada çocuğa sert tepki verip onu kaçırmak yerine konuya itidalle yaklaşmak ve sorunu tespit etmek lazım. Özellikle liseli gençler artık yetişkin gibi muamele görmek istiyor. Bağırmak, çağırmak onları sadece yalnızlığa ve yanlış ellere iter. İman ve ahlak eğitimi zamanında verilmezse, lise çağında bu çatlaklar inançsızlık olarak ortaya çıkıyor. Bir de Müslüman genç, izzet sahibi olduğunu bilmeli. Peygamberimizin dünyaya meydan okuduğunu, inancımızın en üstün olduğunu ona aşılamalıyız. LGS, sınav maratonu derken bu değerleri kaybetmemeliyiz.

M. Akif ÇELİK: Çocuklarımızla iletişim kanallarımızı teke indirmeyelim. Ya da onlarla iletişim kuracak bağlantıları sadece kendimizle sınırlamayalım. Bir ebeveyn olarak çocukla iletişim kuran sadece bensem, bunun farklı ayarları ve alternatif kanalları açık olmalı. Yani onunla sevgiyi, merhameti ve ebeveyn-çocuk ilişkisini devam ettireceğim farklı yollar olmalı. Tamam, eğer matematik kanalı tıkandıysa, LGS kazanma kanalı tıkandıysa; bir cami kapısı ya da bir dondurma yeme vesilesi gibi başka kanallarımız olsun. Aktarmamız gereken şeylerin bir şekilde devam ettirilmesi gerekiyor.

İkinci olarak şunu açayım; çocuğumuzu adeta kapalı bir kutu gibi görüp, “Ben anne babasıyım, sadece ben ilgilenirim.” diyerek akrabalardan, hocalardan ve yakın çevreden tamamen koparırsak ne olur? Yarın bir gün çocukla senin arandaki iletişim koptuğunda veya bir parlama yaşandığında, çocuk kime sığınacak?

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Maalesef o zaman kopup gidiyor, çünkü başka bir bağlantı kalmıyor.

M. Akif ÇELİK: Bugün gerçekten hayretler içinde kaldığım bir durum var: Bir amca yeğenine seslenmekten, ona bir terbiye vermekten veya bir şey söylemekten çekiniyor.

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Elbette hocam, dede bile torunundan çekiniyor.

M. Akif ÇELİK: Anne babayla iletişim, özellikle ergenlik döneminde kopma noktasına gelebilir. Eğer sen diğer kanalları kopardıysan çocuk yalnız kalır. Oysa bırak; üzerinde emeği olan amcası, dedesi veya hocası onunla konuşabilsin. Bu kanalları çeşitli tutmakta fayda olduğu kanaatindeyim, özellikle liseliler arasında bu kadar sorun varken bu çok önemli.

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Neden buna mecburuz biliyor musunuz hocam? Karşımızda küresel çapta, büyük etki alanı olan bir düşman var. Biz o devasa etki alanı içinde adeta denizde deniz yıldızı toplayıp atmaya çalışan adamlar gibiyiz. Gençlere ulaşma ve bir derdi anlatma gayretindeyiz ama diğer taraftan büyük bir dalga geliyor. Ne demek bu? Oyunların içinde, farklı sürümlerin içinde artık bir sürü çocuk ve insan var. Bir oyun bitiyor, başkası başlıyor ve bu oyunlarla çocukları yönlendiriyorlar; onlara görevler veriyorlar. Senin tek başına gönül bağıyla yapamadığını, adamlar perde arkasından bir şekilde gerçekleştiriyor.

Müslümanlar olarak hepimiz aklımızı başımıza almalıyız. “Benim çocuğuma bir şey olmaz.” demeyelim; her şey olabilir. Şüpheci bir hayat yaşayalım demiyorum ama evlatlarımıza doğru düzgün bir eğitim verip onları geliştirmeliyiz. Veremiyorsak da uzmanlardan, hocalarımızdan veya çevremizdeki bilenlerden yardım almalıyız. Hiç mi kimsemiz yok çevremizde?

M. Akif ÇELİK: Hocam, Nevşehir bu noktada bize uygun bir iklim sunuyor. Nevşehir gibi iller bu noktada imkanlara sahip. Yeter ki belirttiğiniz gibi arayalım ve soruşturalım.

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Derdimiz olursa mücadele edilir hocam; yoksa koptu gitti demektir.

M. Akif ÇELİK: Hocam, iki konuya daha değinmek istiyorum. Birincisi sosyal medya.

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Aslında “asosyal” medya demek daha doğru; insanları tek başına bırakan alçakça bir kavram bu. Çocuklarımızı alıp gittiği gibi, akşamları anne ve babaları da esir alıyor. Liseli çocuklar bize, “Annem ve babam telefonlarını ellerine alınca akşam muhabbetleri bitiyor.” diyorlar. Bu, Müslüman ailelerin hazırlıksız yakalandığı bir kayıp alanıdır. Müslüman anne ve babalar olarak, çocuklardan önce bizim bu konuda doğru bir eğitim almamız gerekiyor. Kendi ahlakımızı ve alışkanlıklarımızı düzeltmediğimiz sürece çocuğumuza bir şey söyleyemeyiz. Babası yemekten sonra kumandayı, annesi telefonunu eline alıp oturuyorsa, orada sosyal bir ortamdan bahsedilemez.

M. Akif ÇELİK: Hani bir latife vardır ya, “Evde internet kesilince salona gittim, meğer evde birileri varmış; iyi insanlarmış, meğer biri annem biri kardeşimmiş.” diye. Durum sanki buraya gidiyor.

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Bu sadece çocukların sorunu değil hocam; yedisinden yetmişine hepimizin gerçek yeri bulma sorunudur. Eskiden cami bahçesinde elinde tespihi olan büyüklerimizi görürdük, şimdi durum değişti. Bu konuyu velilerimiz için özellikle vurguluyorum.

M. Akif ÇELİK: İnternet ve sosyal medya ile ilişkimiz üzerine ayrı bir konuşma yapmak lazım. Çünkü tamamen de hayatımızdan atamıyoruz; bir nimet yönü de var ama biz daha çok külfetinde takılı kalıyoruz.

Başta rol modeller olarak hepimiz sorumluluk bilinci taşımalıyız. Gençlerimiz aslında sorumluluk almaya hazır ve medeni cesaretleri yüksek; bizim on yaşındaki halimizden daha erken yaşta görüş beyan edebiliyorlar.

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Biz eskiden çocukluktan çabuk çıkardık, ilkokuldayken bize her türlü işi yaptırırlardı. Şimdi lisedeki gencimizi bile kısıtlıyoruz. Oysa hayata dair dersler ana sınıfından itibaren verilmeli; dikiş dikmekten yemek yapmaya kadar tek başına hayatta kalabileceği işleri öğrenmeli. Biz ne ara “çocuk merkezli” bir aile yapısına evrildik? Çocuklarımız dokunulmaz, kutsal bir varlık haline geldi ama onlara temel yaşam becerilerini, namazı, abdesti hakkıyla veremiyoruz. Ben ortaokuldayken, babamın yaptığı tamir işlerini, keser kullanmayı öğrenmiştim; şimdi bakıyorum da bu istidat çocuklarda var ama biz “yapamaz” diyerek engelliyoruz.

M. Akif ÇELİK: Temel sorun anne babada; yetenekli oldukları işlerde bile “aman yapamaz” diyerek çocukları geri çekiyoruz.

Selçuk ÖZDOĞAN hocamla çocuk eğitimine pratik pencerelerden bakmaya çalıştık. Belki, “Biz bunları zaten biliyorduk.” diyenler olabilir ama amacımız hatırlatmaktı.

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Hatırlatmakta fayda vardır hocam. Tüm kardeşlerimizi Rabbimize emanet ediyoruz. Meveddetin, merhametin ve huzurun olduğu aileler diliyorum.

M. Akif ÇELİK: Feridüddin Attar diyor ki, “Ey kimse, dert edin. Derdin yoksa git pazardan bir dert satın al.” Aileyi dert edinirsek çözümünü de üretiriz inşallah.

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Derdi olmayanın ölüden farkı yoktur hocam.

M. Akif ÇELİK: O zaman bu seneki derdimiz aile olsun. Hepinizi Allah’a emanet ediyoruz. O zaman bu seneki derdimiz aile olsun. Hepinizi Allah’a emanet ediyoruz.

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.