Rauf DENİZLER hocamızla “Huzurlu Aile” üzerine yapılan söyleşi: HUZURLU BİR AİLE
Aile Nedir?
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Bugünkü misafirimiz uzun yıllar aile çalışmaları içerinde yer almış, halen de uzmanlık alanı olarak kendisine aile konusunu seçmiş Rauf DENİZLER hocamız. Bugün hocamızla Huzurlu Aile konusunu konuşacağız.
Konu başlığımız “Huzurlu Aile”. Umarım bugün toplumun en çok ihtiyaç duyduğu; huzuru nerede arayacağını, nasıl bulacağını bilemediği bir dönemde bizler de bir nebze olsun ışık olma yarışı içerisinde yer alacağız.
Hocam, aile tam olarak ne demek? Önce bunu bir tanımlayalım, sizden bu tanımı dinleyelim, sonra devam edelim.
Rauf DENİZLER: Bir besmele de ben çekeyim. Ailenin o kadar çok tanımı var ki; kitabi tanımları, akademik tanımları.. Ben ailenin kitabi tanımlarını anlatmayı diğer kardeşlerimize bırakmak üzere birkaç özelliğiyle ifade etmek istiyorum.
Ben aileye şöyle bakıyorum: Aile; insanın et ve kemikten oluşan “beşeriyet” yönünün; akıl ve kalpten oluşan ‘’duygu’’ ve “insani” bakış açısına ulaştığı ortamın adıdır. Bir bebeği düşününüz; dünyaya geldiğinde tabir yerindeyse yüksek potansiyele sahip ancak işlenmediği için hem akli hem de kalbi değerler bakımından sıfır kilometredir. Yani ne akli değerlerinde ne de kalbi değerlerinde herhangi bir olgunluk söz konusu değildir. İşte bu kainatın en kıymetli hazinesini buradan alıp, beşeriyet özelliğini insani özelliğe yükseltecek ve eşrefi mahlukata taşıyacak olan ortamların ilki belki de en önemlisidir. Yaşamın çiçeklenme dönemi ailedir; onun için aileyi böyle tanımlıyorum.
Ailenin bir başka özelliği de şudur: Hiçbir karşılık beklemeden insanların birbirlerini sevdiği, yani saf sevginin yaşandığı ortamın adıdır. Bu bağlamda da huzur, güven ve mutluluğun insanın iliklerine kadar hissedildiği ortamın adıdır aile. Ve aile yine; paylaşarak neşelerin sevinç ve mutlulukların artırıldığı, paylaşarak hüzünlerin azaltıldığı yerdir.
En önemli noktalardan birisi ne biliyor musunuz? İnsandaki “ben”i, “biz”e doğru yükselten ortamın adıdır aile. Çünkü herkeste bir “ben” vardır; ama eğer insanda o “ben” kalırsa, kişinin gelişme süreci maalesef tamamlanmaz. “Ben”i “biz”e yükseltmemiz gerekir işte bu eylemin gerçekleştirildiği yerin adıdır aile. Aile; insanın ilk dostlarını tanıdığı, hayata dair ilk ve hiç unutulmayacak hatıraların yaşandığı mekândır. Anıların biriktirildiği yerdir. Aile; insanın dış ortamın bütün tehlikelerinden sığındığı bir sığınaktır, kaledir, muhkem bir yapıdır. Aile aynı zamanda devletin mayası, geleceğin de teminatıdır. Onun için 2025 yılının “Aile Yılı” ilan edilmiş olması, çok isabetli bir karardır. Çünkü devletler kendi içerisindeki ismine aile denilen birim devletciklerden oluşur. Aile ne kadar sağlamsa devlet de o kadar sağlam ve güçlü olur.
Bir yuva kurulurken iki genç; kız ve erkek birlikte aile oluştururlar. Burada bir parantez açmak istiyorum; içerisinde bulunduğumuz şu dönemde aileyi yıkmak ve yok etmek için bence tarihin en lanetli akımını LGBT’yi geliştirenler kavramda ‘eş’ler yerine ‘partner’ kavramını kulanıyorlar. Yani partner denildiğinde cinsiyet fak etmediği gibi insanın hayvan ile birlikteliği de kast ediliyor. Tarihte buna benzer bir sapıklık Lut kavminde görülmüştü. Ama orda tek yönlü erkek erkek ilişkisi vardı burda her türlü ilişki var. Bence bugünkü sapma/sapıklık çok daha dehşetli dedikten sonra, parantezi kapatarak devam edelim.
Yeryüzünde hayatın devam etmesinde çok önemli iki element vardır. Bunlar oksijen ve hidrojendir. Bu elementlerin özellikleri nedir? Biri yanıcı, diğeri ise yakıcıdır; bunlar hararetli elementlerdir. Hidrojen yanıcı ve patlayıcıdır, ortalığı yıkar; oksijen ise yakar. Peki, bu ikisi birleşip ‘molekül’ olunca neye dönüşüyor? Suya dönüşüyor. Suyun özelliği nedir? Yaşam kaynağımızdır ve serinleticidir. Yani iki yakıcı ve yıkıcı etkiyi sakinleştirir. Buradan aileye geçecek olusak ben şu anlamı çıkarıyorum: Aile kuracak gençlerimize diyorum ki; aile olacağınız zaman kendinizden özveride bulunacaksınız. Yakıcı ve yıkıcı özelliklerinizi serinletici, sürdürücü ve yaşatıcı bir yere yükselteceksiniz. Benlikten bizliğe doğru geçecek, element halinden(benlikten) moleküle(bizliğe) doğru yükselecek ve böylece aileyi kurmuş olacaksınız. Bakın burada kendinizi dönüştürün demiyorum. Kendinizden fedakarlık yapacaksınız diyorum. Zaten su molekülünde de hidrojen ve oksijen özelliklerini korurlar. Su tekrar elementelerine ayrıştırıldığında hidrojen de oksijende özelliklerini hemen ortaya koyarlar.
SÜKUNET, SEVGİ VE MERHAMET
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Siz bunu söylerken “sakinlik, huzur, serinlik” dediniz; benim aklım Rum Suresi’ne gitti. “Huzur bulasınız, sükûnet bulasınız diye…”
Rauf DENİZLER: Ayeti okuyayım mı burada? Rabbimiz Zülcelal, Rum Suresi 21. ayette net söylüyor: “Kaynaşasınız diye size kendi nefislerinizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet var etmesi O’nun delillerindendir. Doğrusu bunda iyi düşünenler için dersler vardır.” Burada iki kavrama dikkat çekmek istiyorum: Sevgi ve şefkat (merhamet).
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Hocam araya gireyim; bu ayetin muhatabı erkekler mi, kadınlar mı? O sükûneti kim sağlamalı?
Rauf DENİZLER: Ayette de sadece erkekler ya da kadınlar diye özelleştirme yok hem erkekler hem de kadınlar olmak üzere genelleme var. Sükûnet bulacak olan sadece erkekler değil, kadınlardır da. Sevgi ve şefkat sadece kadın için gerekli olan kavramlar değil erkeklerinde ihtiyacı. Şefkat sevginin maddeleşmiş, davranış haline dönüşmüş biçimidir. Şefkat göstermek: Bir kimseyle esirgeyici bir sevgi göstererek ilgilenmek demek olup “Acıma” değildir; sevgi ise kalbi bir değerdir. Bir anne çocuklarına sevgi besler ama şefkatinden dolayı onları bütün kötülüklerden korumaya çalışır. Hayatı boyunca onlara şefkat beslemeye devam eder. Erkek de aile reisi olarak şefkat ve hoşgörüyle bütün ailesini kucaklar, bağrına basar ve korumak adına her türlü fedakârlığı yerine getirir.
AİLEYİ SAĞLAM TUTMAK İÇİN GEREKEN TEMEL UNSURLAR
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Aile bir okul, bir sığınak. Peki, bu kaleyi sağlam tutmak için temel unsurlar nelerdir?
Rauf DENİZLER: Ailede temel birtakım kavramlar vardır: Kurucu değerler, yaşatıcı değerler ve sürdürücü değerler. Kurucu değerler; evlenmeden önce fertlerin kendi bünyesinde taşıması gereken duygu ve anlayışlardır. Bunlar çok olabilir ama ben üç tanesinden bahsetmek istiyorum:
İhsan: Cibril hadisinden bildiğimiz üzere; “Sen O’nu görmesen de O’nun seni gördüğünü bilerek” hareket etmektir. Her genç, ihsan duygusuyla nikâh masasına oturmalıdır. Karşısındakine iyilik yapma/iyi davranma anlayışıyla bakmalıdır. Batı’da her ilişki çıkar hesabı üzerine oturur. Ailede de böyledir. “Mutlu et ki mutlu olayım” anlayışı vardır; yani bir çıkar hesabı yapmadan vermezler. İslam anlayışı ise şudur: “Mutlu et, onunla mutlu ol.” Karşı taraftan bir beklentin olmasın. Kulluğun zirve noktası da budur; Allah bana bir şey vereceği için değil, O istediği için ibadet etmektir. Ailede de bu ihsan kavramı temeldir.
Adalet: Adalet, hak edene hakkını vermektir. Bütün alemin dengede durmasını sağlar.Bütün hiyerarşik sistemler adalet ile dengede durur. Hayatiyetini devam ettirir. Eğer adalet olmazsa kırılmalar ve kopmalar yaşanır. Aile de de adalet olmazsa olmazdır. Ancak aile’de adaletten daha önemli kavramlar vardır. Aile ilişkilernde muhabbet’ ve ‘muavenet’ esastır.Muhabbetle bazen hakettiğini alırsın bazen hakettiğinden fazlasını alırsın bazen de hakkından feragat edersin. Eğer bir genç adaletle hareket edebileceğine inanmıyorsa, kendini bir eğitimden geçirmelidir. . “Ben evin reisiyim, bütün haklar bana ait” diye bir şey yok. Allah yaratmış olduğu her varlığa bir hak tanımıştır.
Merhamet: Karşındaki insana acıma değil, şefkatle el uzatma hissidir. Bu çocukta da olur, erkekte de olur, kadında da olur.
İşte bu üç değere sahip olan gençlerimiz nikâh masasına otursunlar. Bizim en büyük sıkıntımız şu: “Çocuğun yaşı geldi, kızımız serpildi, oğlumuz askerliğini de yaptı, hadi evlendirelim, “ Öyle değil; evlilik nedir, erkek ve kadın psikolojisi nedir, bunları bilmek lazım. Nevzat Tarhan hocamızın dediği gibi; insan kendini tanımalı, eşini tanımalı ve evlilik ortamını tanımalıdır.
AİLEYİ YAŞATICI DEĞERLER
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Hocam bunları söylerken bir sıkıntıdan bahsetmek istiyorum. Kişi kızını büyütüyor, 20 yaşına getiriyor, göz bebeği gibi bakıyor. Ancak bahsettiğiniz bu vasıflara sahip olmayan biriyle evleniyor ve kısa süre sonra o yavrucak geri geliyor. Bu çok acı bir durum.
Rauf DENİZLER: Malesef. Yaşadığım bir olayı paylaşayım. Bir arkadaş: ‘’ Hocam bizim delikanlı bir türlü adam olmadı. Biz de evlendirelim o zaman kendine gelir dedik. Var mıdır bir tanıdığınız kızımız’dedi. Ben de kızdım tabii. Siz oğlunuzu adam edemediniz de ümmetin birinin evladını ‘deney aracı’ olarak mı istiyorsunuz? dedim.
Kurucu değerlerden sonra bir de yaşatıcı değerler var. Bunların içinde de bir sürü “S” harfiyle başlayan madde var.
Bunların en önemlilerinden biri; sevgiyi zaten söyledik ama sevginin bütüne yayılan hali “Meveddet” tir. Meveddet ve muhabbet arasında küçük bir fark vardır. Muhabbet sevginin üst noktasıdır, meveddet ise karşılıklı sevginin zirve noktasıdır.
Aileyi taşıyan unsurlardan bir diğeri ise “Saygı”dır. Sevebilirsiniz ama saygınız yoksa; eşinizi sürekli küçümsüyor, hiçbir şeyini beğenmiyor ve kimliğini kabul etmiyorsanız o aşk sadece romanlarda kalır. Saygı, karşınızdakinin varlığını kabul etmektir. Uzmanlar der ki; “Eşinizi asla bir heykeltıraş gibi yontmaya çalışmayın.” Hataları kabul edip yanlışları doğrultmak için ortak bir yöntem bulmalısınız. Unutmayın ki hata, kusur, eksik, yanlış sadece eşinizde değildir. Mevlana Celaletin-i Rumi derki;
Yüzde ısrar etme, doksan da olur.
İnsan dediğinde, noksan da olur.
Sakın büyüklenme, elde neler var,
Bir ben deme, yoksan da olur.
Hatasız dost arayan, dosttan da olur.
Bizim en güçlü, en yakın dostumuzun eşimiz olduğunu unutmamalıyız.
Diğerleri; Sadakat. Sadakat, niyette dürüstlük, söz ve davranışların doğru ve gerçeğe uygun olması anlamında bir ahlâk terimidir. Ailede ise tarafların nikâh anında birbirlerine verdikleri söze ve evlilik sözleşmesine sadık kalmasıdır. Yani klasik anlamıyla kötü günde, iyi günde, sağlıkta, hastalıkta, vb zamanlarda birbirlerine bağlı kalmaktır. Doğrudur. Ama bence eksik. Bizi yaratan Rabbimiz bizden bir söz almıştı. Bizim dünyada bulunuş sebebimiz verdiğimiz söze yani Allaha kul olma sözüne sadık olup olmayacağımızın imtihanıdır. Ben diyorum ki evliliklerimizde imtihanlarımızın önemlilerindendir. Ama üzülerek belirtmeliyim ki gençler bir birlerinin kıymetini ve içerisinde bulundukları zenginliklerin farkında olamıyorlar. Yaşanan bir krizde ‘ sen yoluna ben yoluma’ diyebilecek kadar fütursuzca davranabiliyorlar. Halbuki klasik bir ifade ile bizim sıkıntılarımız, sorunlarımız yeryüzünde yaşayan belki yüz milyonlarca insanın ulaşabilmek için kurdukları hayallerini süslemektedir. Söz çok uzamasın ama sadakate birkaç örnek isim vermek istiyorum. Hatice validemiz, Rahime validemiz ve Lut(as.).vb… Bunların hangi zorluklarla mücadele ettiklerini bu arada da evlilik akidlerine nasıl bağlı kaldıklarına dikkatinizi çekmek isterim.
Sabır… Hayat sadece düz yollardan veya pembe renklerden ibaret değildir. İnişleri çıkışları, düşmeler kalkmalar var, kayıplar kazançlar var. Gri siyah enkleri var. Ekonomik ve psikolojik sıkıntıları var, iletişimde çatlamalar, kopuşlar var. Bunların hepsinde sırt sıta vererek yola devam etmektir aile olmak.
SORUMLULUK SAHİBİ BİREYLER
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Hocam burada bir noktaya değineyim. Nikâh duasında Hz. Adem ile Havva, Efendimiz ile Hz. Hatice, Hz. Ali ile Hz. Fatıma’nın isimleri geçer. Fakat bu ailelerin hiçbiri “olaysız” değildir; hepsinde büyük imtihanlar ve sabır vardır. Gençlere bu örnekleri doğru anlatmak lazım.
Rauf DENİZLER: Çok doğru. Bir diğer “S” ise “Sorumluluk”. Ailelere sesleniyorum: Sorumluluk bilinci olmayan bir evladınız varsa, onu evlendirip elin kızının veya oğlunun başını yakmaya hakkınız yok. Ümmetin çocukları sizin deneme tahtanız değil. Çocuğa 3-4 yaşından itibaren yaşına uygun sorumluluklar vererek hayata hazırlamalıdır.
Bir diğeri ise “Seccade” veya “Secde”. İnsanda aşkın bir varlığa sığınma ihtiyacı vardır. Bu sğınma onda psikolojik eşiğini yükselterek psikoljik dayanıklılığını güçlendirir. Günlük hayatın beraberinde getirdiği sıkıntılara katlanmada insana güç verir. Aile de birlikte kaliteli geçirme güven ve huzurun sağlanmasında önemli etkiye sahiptir. Beraber ailece cemaaatle kılınan namaz sevginin ve güvenin en üst düzeyde hissedildiği zaman dilimleridir. Asla kaçırmamak gerekir. Gençler bazen özellikle manevi değerler açısından “Evleneyim de eşim beni yola getirsin” diye düşünüyor. Kimse kimseyi sihirli değnekle yola getiremez. Beleşe bir imzayla yola gelinmez. Her insan en öncelikli kendinden sorumludur. Yola geleceksen zaten anne-babanın yanında gelmeliydin. Biz diyoruz ki; huzurlu bir aile olmak için “ortalama bir Müslüman” olun yeter. Sorumluluklarınızı yerine getirin, olay biter.
Bir diğer maddemiz “Sofra” birlikteliği. Sofra bütün aile bireylerinin bir arada bulunduğu ortam. Sofralar sadece yemek yeri değildir; güvenin test edildiği, eğitimin yapıldığı sevginin paylaşıldığı ve hissedildiği alanlardır. Sofra parçalanırsa fertler de parçalanır. Günümüzde herkesin evden çıkış saati farklı; ancak mutlaka akşam sofrasında bütün aile bireyleri birlikte olmalı. Aile içinde nezaket çok mühim. Mesela annenin o heyecanı, hazırladığı sofra için bir takdir beklemesi, bir “eline sağlık” denmesini istemesi çok doğaldır. Bu küçük takdirlerin çocuk, kadın ve erkek üzerinde inanılmaz olumlu etkileri vardır. Özellikle Ramazan da iftar sofralarında ki heyecan sahur sofralarının bereketi aile birliğinin kuvvetlenmesinde önemli bir etkiye sahiptir. Bu gün bir tehlike ile karşı karşıyayız. Modernite tehlikesi ile. Modernite insanı sadece ekonomik bir değer olarak görür ve onu toplumdan koparıp gardını düşürmek ve yalnızlaştırmak ister. Bunu da sosyal medyayla yapar. Sosyal medyanın gösterdiği hayal dünyasına değil, Allah’ın gösterdiği yere bakın.( Sadettin Ökten). Bunlar sofrada konuşulur.
Bir de sürdürülebilirlik noktasında çok önemli bir “S” harfimiz daha var: Setretmek.
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Setretmek yani “örtmek” değil mi hocam? Neleri örtmeliyiz?
Rauf DENİZLER: Evet, hataları, yanlışları, eksikleri, fazlalıkları, günahları örtmek. Ama işin asıl özü bedensel setretmedir. Nevzat Tarhan Hoca’dan bir örnek verecek olursak; evlilik aslında %55 oranında biyolojik bir olaydır. Allah u Teala da Kur’an-ı Kerim’de eşler için Bakara suresi 187. ayette: “Onlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz” buyuruyor. Elbise insanı nasıl korur ve güzelleştirirse, eşler de birbirinin ayıplarını, eksiklerini, fazlalıklarını, yanlışlarını, günahlarını dışarıya karşı örtmeli, birbirini güzelleştirmelidir.
Maalesef günümüzde, özellikle kadınların sosyal hayattaki fiziksel ve zihni yorgunluklarından dolayı bu “örtü” olma ve özel paylaşımlar konusunda bazı sıkıntılar yaşanabiliyor.
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Türk toplumunda bu alan, mazereti en bol olan alanlardan biri hocam.
Rauf DENİZLER: Evet, mazereti çoktur. Ancak sağlıklı bir evlilik için şu üç aşamayı iyi anlamak lazım:
Aşk ve Beden Birliği (20-40 Yaş): Bu ilk aşama biyolojik çekimin ve fiziksel birlikteliğin yoğun olduğu dönemdir. Aynı zamanda geleceğe yatırım yapılan dönemdir. Tavsiyem cömertçe bir birlerine iltifat etsinler. Kaliteli zaman geçirsinler.
Sevgi ve Kalp Birliği (40-60 Yaş): Birinci aşama doğru yaşanmış ise bu aşamada artık duygular bedenden kalbe iner, paylaşımlar derinleşir ve duygusal bağ güçlenir. Hayatın getirdiği sıkıntıların ve güzelliklerin hem akli hem de kalbi yönden paylaşıldığı dönmedir. Herkesin bir birinin kıymetini daha iyi anladığı zaman dilimidir.
Bağlılık: (60 Yaş ve Üzeri): Bu aşamada artık “ah bir nefes olsa” noktasına gelinir. Eşler birbirine öyle bağlanır ki, diğerinin sadece görüntüsünün evde olması bile yeterli bir teselli kaynağıdır.
İşte bu aşamalar birbirine bağlıdır. Eğer birinci ve ikinci aşamada başarı sağlanamazsa, yani eşler birbirinin hatasını örtmeyi, birbirine değer vermeyi başaramazsa; ilerleyen yaşlarda aynı evin içinde iki yabancıya dönüşürler. Fırsatını bulsalar birbirlerini bir kaşık suda boğacak hale gelirler. Bu yüzden aile içinde günahları, hataları, eksikleri ve fazlalıkları dışarıya karşı setretmek, yani birbirimize korunaklı birer elbise olmak hayati önemdedir.
Huzurlu Bir Aile, Huzurlu İnsan, İletişim ve Evlilik Bakımı
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Huzurlu aile kuruluşu nasıl başlar?
Rauf DENİZLER: Şimdi ailenin nasıl kayıt altına alındığına hemen bir cevap vermek istiyorum. Diyorum ki; huzurlu ailelerin huzurlu insanlarla dolu olduğunu söylüyorum ben. Bir insan huzurluysa kuracağı ortam da huzurlu olur. Tamam mı? Peki, huzurlu insan nasıl olur? Bu seviyede cevap vermemiz gerekiyor.
M. Selçuk ÖZDOĞAN: İnsanı bir huzurlu, sağlıklı kılmak lazım öncesinde.
Rauf DENİZLER: Önce bir huzurlu insan kuralım. Huzurlu insan diyelim ki o da huzurlu bir ortam oluştursun. Huzurlu bir insanı ben de şöyle tanımlıyorum: Huzurlu insanın, bir defa, her şeyden önce kendini Yaratan’ı ile barışık olmalı. İnsanı yokluktan varlık alemine çıkartıp yaşatanı ile yakından ve samimi bir ilişki kurmalı. Nereden geldiğini, ne yapması gerektiğini, nereye doğru gideceğini bilecek. Kendisine nimetleri bağışlayan Âlemlerin Rabbi ile barışık olacak. İnsanın Âlemlerin Rabbi ile barışık olması ne demektir diye kendime soruyorum; Kendi kendime yüksek sesle cevap veriyorum: Bir defa ‘O’nun Âlemlerin Rabliğini kabul edecek. Onun insan üzerindeki terbiye yetkisini ve otoritesini kabul edecek. Onun insanın üzerindeki mutlak hakim olma hakkını kabul edecek. Buradan hareketle O’na kulluğun en zirve noktasında olan namazını ihmal etmeyecek. Burada asıl gelmek istediğim yer, iç huzurun sağlanması. Hani klasik ve sloganik bir ifade var ya, “Huzur İslam’dadır” diye; çok nettir. İkincisi; kalpler ancak neyi zikrederek mutluluğa erer? (Allah’ı). Bu kadar. Önce bir defa evlatlarımıza Allah’ı tanıtmalıyız. Huzurlu insanı oluşturmak istiyorsak ilk ve en önemli şartın bu olduğuna inananlardanım. Doğru Allah inancı. İkincisi; insanın kendisiyle barışık olması gerekiyor. Yani Allah’ın kendisine çizmiş olduğu cinsel kimliği ile barışık olması gerekiyor.
KIYAS ŞEYTANİ BİR DAVRANIŞTIR
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Müsaadenizle araya bir gireyim. Günümüzdeki en büyük kirleticilerden biri karşılaştırmaymış hocam. İnsanın karşılaştırmaya gitmesiymiş. Hani kendini tanıyacak ve bunu kabul edecek: “Rabbim bana bunu uygun gördü.” Kıyasa girdiği zaman; işte “Rauf DENİZLER hocamın göz rengi şu, benimki niye böyle değil?” Maddi olarak ya da diğer her türlü nüfuz ve şeyde karşılaştırmaya girdiği zaman kişi mutlu olamıyor. Çünkü bir üstü daha var, bir üstü daha var. Onun için kendini iyi tanıma önemli.
Rauf DENİZLER: Doğru. Ben şöyle özetleyeyim. Türkiye’nin en zengin adamını düşünelim: Örneğin adı X olsun Avrupa’nın en zengin adamının yanında nedir? Fakirdir. Avrupa’nın en zengin adamı da Amerika’nın en zengin adamının yanında nedir? O da ona göre fakirdir. Belki de Afrika’da çok çok çok daha zengin bir adam vardır. O zaman o adama göre Türkiye’nin en zengin adamı ne oldu?. Kıyas yok yani .Karşılaştırma insanı en çok zorlayan sıkıntıya sokan bir durumdur. Onda var da ben de neden yok? Bunun bir çok sebebi olabilir. Ancak sonunda hüküm Allah’ındır. Sen çalışmışsındır fakat bu kadar olmuştur. Bu senin için hayırlı olandır. Senin istediğinin senin için hayr mı şer mi olduğunu biliyor musun? Zaten ne diyorlar biliyor musunuz? “Elinde olanın kıymetini bilen insan mutlu olmayı başaran insandır.” diyorlar.
Bir Rabbimizdi, iki kendimizi tanıyorduk. Üçüncüsü evreni tanıyacağız, hayatı tanıyacağız. Bütün kitaplarımızda; evren, hayat ve insan tanımlamalarını yapar büyüklerimiz. Dolayısıyla huzurlu bir insan oluşturmak istiyorsak Rabbiyle barışık olacak, kendiyle barışık olacak, evrenle barışık, bir de hayat olgusuyla barışık olacak. Sonuçta huzurlu bir insan olacak. Şimdi böyle huzurlu bir insan, kendi gibi huzurlu bir insanla bir araya gelince ne olur?
ÇATIŞMALARDAN KORKMAYALIM
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Çok uyumlu bir aile olur.
Rauf DENİZLER: Çok huzurlu bir aile olur. Fakat bazen de çok değerli insanları bir araya getirebiliyorsun ama ne olamayabiliyor? Uyum yakalanamayabiliniyor ve huzur sağlanamayabiliniyor. Bura da kültürel faktörler, karakteristik özellikler/mizaç, ekonomi gibi faktörler devreye giriyor. Yani sahabeler de zirve ama bazen olmayabiliyor. Mesela Zeynep(ranh) validemiz ile Zeyd (r.a) gibi.
Burada bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Çatışmalar. Çatışmalardan korkmamak lazım. Çatışmalar düdüklü tencerenin düdüğü veya barajların baraj kapakları gibidir iç basıncı düşürür patlamanın önüne geçer. Ben diyorum ki bu durum huzuru tehdit etmez sınırları bilinirse. Hatta çatışma evliliğin, huzurun gidişatında bir göstergedir diyorum. Çünkü iki tane eleman, iki tane insan; farklı ailelerden, farklı kültürlerden geliyor. Ortak dinamikler var ama farklı dinamikler de var. Onlar bir araya gelecekler değil mi? Bir araya gelince ne olacak? İster istemez bazen çatışma noktaları ortaya çıkacak. İşte burada evlilere şunu tavsiye etmek istiyorum: Dile ve üsluba dikkat edilmesi gerekiyor. Öyle hareketler, öyle sözler sarf edilmeyecek ki geri dönülebilsin. Ve bu durum sevginin, güvenin ve evlilik enerjisinin yenileneceği, tazeleneceği ortama dönüşsün. Buradan korkmamak lazım. Korkulacak olan şey ne biliyor musun? Biraz önce söylemiştim; üstünlük mücadelesi. “Ben bu kavgadan üstün çıkayım, ben bu kavgadan haklı olarak çıkayım.” Önemli olan problemin çözümüne kavuşabilmek ve çatışmadan sonra ailedeki mutluluk bir tık daha yukarıya çıkabilen bir yol haritası belirlemektir. Onun için huzurlu ailede çatışma yok diye bir şey yok. Ya “Ebu Turab” demiş Hz Ali’ye (Efendimiz).
“Ya Ebu Turab (Ey toprağın babası) kalk” demiş. Ve Efendimiz hiç karışmıyor. “Ya Ebu Turab kalk” diyor, Hazreti Fatıma’nın evinde tekrar barışıyorlar. Ne demek bu? Birinci halka bunlar. Birisi Efendimizin kızı, ötekisi de Efendimizin manevi oğlu gibi, kendi yetiştirdiği. Onun için böyle bir şey olursa, kontrolden çıkmadığı sürece korkulacak bir şey yok. Huzurlu ailede bir başka nokta da evliliğe, huzura “bakım” yapmaktır. Zaman her şeyi etkiler. Bak ben bir fizik öğretmeni olarak söyleyeyim; Radyoaktif elementler vardır, durduğu yerde bozulurlar. Uranyumdan başlar, kurşuna doğru gider. Kurşun kararlı elementtir. Hep böyle bozunuma uğrar. Fizikteki kavram da odur. Bakın bir bina yapın, çok güzel bir bina olsun, hiç bakım yapmayın; ne olur bir müddet sonra?
M. Selçuk ÖZDOĞAN: O da dökülüyor hocam. Sıvası, boyası eskiyor. Bakım yapmamaktan dolayı dökülmeye başlıyor.
Rauf DENİZLER: Dolayısıyla evlilik de böyle bir şey. Çok uzun süreler birlikte yaşıyorsunuz, işte biraz önce söylemiştik ya, hayatın getirmiş olduğu sıkıntılardan, belki yaşın getirmiş olduğu bazı handikaplardan, belki karşılıklı sürtüşmelerden dolayı yıpranmalar olabilir. Hazreti Ayşe ne diyormuş? “Ya Rasulallah, kördüğümden ne haber?” Cevap: “İlk günkü gibidir.” Yani aşınma yok. Neden soruyor? Çünkü uzun süreli beraberliklerde aşınma/yıpranma yaşanabilir. Bu da çok normal bir durumdur.
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Ama şu var; kontrol var. Bırakılmamıştır, uranyum gibi kontrol ediliyor.
Rauf DENİZLER: Onu söylüyoruz; evlilik de öyle bir şey işte, kontrol edilecek, bakım yapılacak. Bakım nasıl yapılacak? Özellikle kadınlar için söyleyelim: Kadınların yaratılışında psikolojik faktörler bize göre biraz daha ağırlıklıdır. Onlar eşlerinden bir; takdir, iki; sevgi, üç; onay beklerler. Tamam mı? Böyle özellikleri var. Onun için ara ara bir yemekte bile “eline sağlık, çok güzel olmuş” demek, bu gün ayın on dördü gibi parlıyorsun demek, gibi.. Onun duygu bankasını doldurmak demektir. Duygu bankasını doldurun. Ama bu tek taraflı değil. Ben bazen kızlarımıza, kadınlarımıza diyorum ki; ya adamcağız eve geldiğinde, lütfen sadece elindeki çiçeklere ya da poşetlere bakmayın. Önce bir gözünün içine bakın diyorum ya. Adamcağızın gözünden kalbine inin.
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Erkek eve çiçek götürdüğünde de “nereden kopardın” diyorlar. İlla parayla alınması mı gerekiyor?
Rauf DENİZLER: Bak orada naz var. Bunu gör. Her ne kadar asıl çiçek sen olsan da, sen bu çiçekten daha güzelsin demeni, bekliyor. Kadınlara da diyorum ki sizin için almış gelmiş bir daha getirmesi için memnuniyetinizi açık belirtin. Diyorum ki tekrar eşlere, kadınlara: Ya önce herifiniz eve ulaştığında hakikaten gözlerinin içine bir bakın, bir gülümseyin. Bakın günümüzün sosyal coğrafyasında erkekler de kadınlar da gerçekten sıkıntılı. Kadınlar da çalışıyor, yorgun geliyorlar, doğru. Ama bir erkek eve geldiğinde eşi tarafından böyle kılık kıyafeti temiz, bakımlı, güler yüzlü, saçı başı düzgün karşılanırsa… Bir de herifinin gözlerinin içine bakıp “hoş geldin” denirse… Hani derler ya; “gir tarlayı yağmala.” Yani bu doğrudur. Kitaplarımızda da diyor ki; kadının erkeğiyle ilgili ilişkisinde erkeğini dinlendirebilecek çok güçlü donanımları var. Onlardan birisi budur; fiziğidir, güzelliğidir. Kadın kulaktan erkek gözden doyar. Onun için evliliğe bakım yapılması gerekiyor. Bu her iki taraf için de geçerli. Peki, mutlu evlilikte neler vardır?
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Merakla bekliyoruz hocam.
Rauf DENİZLER: Hoşgörü vardır. Esneklik vardır. Her hatanın peşine düşmeye gerek yok. Eşlerin hatalarını bazen görmezden gelirler. Öğretmenlik mesleği de biraz böyledir. Derim ki; bir öğretmenin iki gözü, iki kulağı ama bir dili vardır. Öğretmen sınıfına girerken bazen tek gözünü, tek kulağını kapatarak girer. Eşler de birbirlerine karşı böyle olmalı diye düşünüyorum. Konu ‘söz’e bir başka değişle ‘dil’e geldiğine göre Yunus Emre’nin şu beyitlerini hatırlayalım.
Sözü bilen kişinin, yüzünü ağ ede bir söz,
Sözü pişirip diyenin, işini sağ ede bir söz.
Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı,
Söz ola ağulu aşı, bal ile yağ ede bir söz.
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Hocam, bayanlar da çok kayıt tutuyorlar gibi sanki, geçmişi yakalarlar.
Rauf DENİZLER: Onların işletme sistemi öyle, orayı normal karşılayacaksınız. Sosyal medyada denk gelmişsinizdir; iki eş çatışırken kadın erkeğe “sen şöylesin, böylesin” diyor. Erkek de “sen nasılsın” diyor. Kadın hemen geçmişten kayıtları çıkarıyor. İşletme sistemi bu, yaratılış bu. Onun için doğal karşılayacağız, başımızın tepesine koyacağız. Hataları görmeyeceğiz. Yanlışları doğru bir dil,doğru yöntem, doğru zaman ve doğruyu söyleyerek düzelteceğiz.
İkincisi şu olacak; tebessüm. Geçenlerde söylediler; bir insanın yüz kaslarının asılması için gerekli olan kas sayısı, gülümsemesi için gerekli olanın kas sayısından kat kat fazlasıymış. Yüz asmak, gülümsemekten çok daha yorucu ve zor bir işmiş. Bir de olumlu enerji verir. Efendimiz aleyhisselatü vesselam’ın mütebessimliği hep öndedir. Hem de bize sevap kazandırıyor; Müslümanın Müslüman’a gülümsemesi sadakadır. Bir de Efendimiz’in eşlerine şaka yaptığı kadar hiçbir sahabe şaka yapmamış biliyor musunuz? “Aramızda en çok eşleriyle şakalaşan insan Efendimiz’di” diyorlar.
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Üsve-i Hasene (en güzel örnek) o konuda da örnek. Ama Efendimiz salllahu aleyhi ve sellemin eşlerinin sayısı düşünüldüğünde işi çok zordu aslında.
Rauf DENİZLER: İbni Haldun’un sözü; Çocuklarınızı terbiye etmeye çalışmayın, zira zaten onlar size benzeyecekler kendinizi terbiye edin. İnsan en çok görerek ve duyarak eğitilir. Efendimiz dediğini yaşamış ya da yaşamadığını söylememiştir. Ailede uygulamasına bakacak olursak; Efendimizin şöyle bir uygulaması var; ikindiden sonra eşlerini, akşam hangi hanede kalacaksa orada toplarmış. Onlarla muhabbet eder, içten güler, güldürür, sohbet eder. Sonra o hanedeki annemizle kalır, ötekiler gidermiş. Efendimizin eşleriyle geçinmesi bir mucizedir.
Mutlu ve huzurlu evlilikte “dokunsallık” vardır. Bunu asla ihmal etmeyeceğiz. Yani eşlerin ve çocukların bir birlerine duygularını dokunarak aktarması… Dokunmak güveni güçlendirir. Çocukların başının okşanması, öpülmesi onlardaki takdir edilme duygusunu besler. Bu eşler için de geçerli. Buradan hareketle, şunu söylemeliyiz mutlu evlilikte “ayarlama stratejileri” vardır. Bu stratejiyi eşler kendileri belirleyecekler ama asla ihmal etmeyecekler. Haddim olmayarak bir şey anlatmak istiyorum: Allah Teala kadını doğurganlık üzerine programlamıştır. Bu süreçte kadının hormonlarında bir salgı salgılanır ki bu karşı tarafla beraber olma iradesini güçlendirir ama bunu açığa çıkarmakta zorlanabilirler. TÜİK’in yapmış olduğu istatistiklerde en önemli boşanma sebeplerinden bir tanesi (cinsel uyumsuzluk) budur; açıp bakın görürsünüz. Evliliğin aslı hani “sekinet” dedik ya; sükunete geçiş için gerekli olan duyguların başında bu geliyor. Neslin devamı için Allah bunu bir rahmet kılmıştır. Evlilik helal, farklı yollar zina haramdır. .Mutlu evlilikte bazen “özlemek” vardır. Kastım bir ay ayrı kalmak değil; gün içinde bile eşinin gelmesini beklemek, “acaba ne yapıyor” diye merak etmektir.
Bir başkası; doğru ve sağlıklı bir iletişimdir.
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Biraz açalım mı? Doğru bir dil kullanmamız gerekiyor öylemi anlaşılmalı? Veya aile içi huzurda dilin önemi nedir? İletişim dilleri nedir?
Rauf DENİZLER: Dil öyle bir organdır ki. Ortamda kıvılcım bile yokken her tarafı yangına verebilir. Ya da ortada koca bir yangın varken yangını söndürebilir. Dilin kullanılma ölçüsünü Efendimiz belirlemiş ‘’ Ya hayır söyle ya da sus demiş.’’ Doğru iletişimde kullanılacak diller;
Gönül dili. Sevgi kelimelerinin cömertçe kullanıldığı dildir. Gönül dilinin yer ettiği bir ailede; Rahmet konuşur şiddet susar. Sevgi konuşur nefret susar.
Değer dili. Herkes kendisini güvende hisseder. Değer dilinin hâkim olduğu bir ailede; “Sen” diye dışlama değil, “biz” diye kuşatma ve kucaklaşma vardır.
Teşekkür dili. Emeğin görüldüğü ve memnuniyet verildiği dildir. Teşekkür dili varsa bir ailede; Yokluk değil bolluk vardır. Burukluk değil mutluluk vardır.
Özür dili. Kamil insan olmak demek hata ya da yanlış yapmayan insan demek değildir. Yapılan yanlışlardan dönebilmektir esas olan. Bu dil de tam odur. Allaha tövbe etme insanlardan özür dileme. Bir ailede özür dili hâkimse; Ayıplarla ve kayıplarla uğraşılmaz. Gaflar affedilir.
Dua dili. Sevdiklerimizi düşündüğümüzün ispatıdır. Kuranı Kerimde “ Onlar, “Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle” (Furkân, 25/74) diyenlerdir buyuruluyor.
Benim tavsiyem “aile meclisleri” kurmaktır. Çocuklar küçükse ayda bir de olabilir; notların alındığı, söz hakkının tanındığı meclisler… Zaman sıkıntısından açamıyorum. Ama lütfen araştırılsın derim.
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Sohbet birliği de diyebiliriz buna.
Rauf DENİZLER: Kesinlikle. O sohbet çok önemli. Sadece çocuklar için değil, kadınlar için erkeklerden daha önemli. Erkeklerimiz eğer bir yere muhabbet etmeye gidiyorsa, o ortamın benzerini evde eşiyle de kurmalı. Kadınların buna ihtiyacı var. Sahabe kadınlar; “Ya Rasulallah, bütün vaktinizi erkeklere ayırıyorsunuz” deyince Efendimiz vaktinin bir kısmını sadece onlara ayırmıştır. İhtiyaç olmasa Efendimiz bunu yapar mıydı? Huzurlu evliliklerde lüzumsuz kıskançlıklar sevgi gösterisi değildir, insanı bunaltır. Lüzumlu kıskançlık ise ölçüyü korumaktır. Yanındakini takmadan başka biriyle gereğinden fazla iletişim kurmak zaten yasaktır. Ama lüzumsuz kısıtlamalar huzuru bozar. Eşler arasındaki farklılıkları önemsemek gerekir. Kadın yaratılışı gereği güzelliğini sergilemek, beğenilmek ister. Hazreti Ömer bir gün bir sahabenin elinde makyaj malzemeleri görünce şaşırır. Sahabe; “Bir bakışım var Allah bilir, bir bakışım var kocam bilir” deyince Hazreti Ömer memnun olur. Yani kadının kocasına karşı güzel giyinmesi, estetik olması takdir edilmelidir. Bir başka konu fedakârlıktır. Fedakârlık, karşılık bekleyerek yapılmaz. “Mutlu et, onunla mutlu ol” esası budur.
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Ekonomik tartışmalar fedakârlığı zedeledi mi hocam? Aile bütçesini yönetememekten kaynaklanan sorunlar…
Rauf DENİZLER: Çok… Bu konuyu biraz önce dile getirdik ama önemine binaen bir kez daha değerlendirelim. “Ben”likten “biz”liğe yol almada sıkıntılarımız oldu. “Bu benim param” denildiği anda sarsılma başlar. O “aile parası”dır. Hızlanayım; huzurlu evliliklerde karşılıklı “göz göze diz dize” oturmak önemlidir. İnsanın kendisi kalabilmesi de önemlidir. Hidrojen ve oksijenin birleşip su olması gibi; birlikteyken bir moleküldürler ama kendi karakterlerini de yaşayabilmeliler. Üstünlük kavgası yoktur. Adaletten bahsetmiştik; kulluk bilincinde olan için üstünlük yoktur. Sorumluluk açısından erkeğe “kavvamlık” verilmiştir; bu korumak, kollamak ve yönetmek görevidir, bir üstünlük değil, zor bir görevdir. Kadın kadın olacak, erkek erkek olacak. LGBT gibi sapkınlıkları dünyamıza sokmayacağız; bu lanetli bir sapkınlıktır. Son olarak; şiddet yoktur. Şiddet sadece kaba kuvvet değildir; dil ile yapılan, ekonomik veya cinsel şiddet de huzurlu ailede olmaz. Öfke biriktirilmemeli, varsa bir sıkıntı konuşulmalı. Biriktirilen öfke patlamaya sebep olur. Hatayı kabul edip özür dilemek bir üstünlüktür. İlla sözle değil; bir çiçekle, bir kahve davetiyle de özür dilenebilir. Sosyal ve kültürel aktivitelerde beraberlikler vardır; birlikte yürüyüş yapmak, STK’larda görev almak gibi…
İltifat ve övgü cömertçe kullanılır. Biraz önce söylemiştim ya; “Hatun, dünyada senden daha güzel birini göremiyorum.” Demek istediğim; bunun doğru olup olmadığı tartışmasına girmemek lazım.
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Zaten ondan güzel birini görmemen gerekiyor.
Rauf DENİZLER: Görmemen lazım, işte o kadar. Eşler sadece anne baba değil, aynı zamanda birbirlerine karşı görevlerini de yerine getirirler.
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Rollerle yapılan bir şey.
Rauf DENİZLER: Ve son birkaç madde ile bitirmek istiyorum.
Rauf DENİZLER: Tabii. Sahip olduklarının kıymetini bilenler en huzurlu ailelerdir. Yukarıya bakmıyorum; hangi açıdan? Maddi ve sosyal açıdan yukarıya bakma. Peki, kültürel açıdan yukarıya bakarak kalbi ve fikri olarak zenginleş. Efendimizin dualarından bir tanesinde ne var? “Yarabbi beni ilimce zengin kıl” diyor. Tamam mı? İlimce zengin kıl diyor. Karşılık beklemeden mutlu et ve bununla mutlu ol anlayışı ile yaşayabilmektir diyorum.
Zan ediyorum ki süremizin sonuna geldik. Söyleşimizin son kısımları biraz sıkışık oldu birde huzurlu ailede çocuk konusunu konuşamadık. İnşaAllah başka programlarda bu ve benzeri konuları söyleşme imkânı buluruz. Bütün dinleyicilerimiz başata olmak üzere insanlık alemine kalın sağlıcakla diyerek sözlerimi tamamlamak istiyorum son cümlemi böyle kurmuş olayım.
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Güzel bir seminer oldu. İki kişiden oluşan bir seminer yapıyoruz. Hani şöyle bir nebze olsun kapıyı açabildiysek; kardeşlerimizin olur ya dertleşmek istediği bir şey olur, buradan açtığımız kapılardan, konuştuğumuz mevzulardan hocalarımıza ulaşırlar. Sonuçta hocamız yıllardır anlattığı gibi aileyle ilgili şeyler içerisinde; burada söyleyemediği, açıklayamadığı onlarca olay yaşadığını biliyoruz. Hepsi tecrübe kokan cümlelerdi. Umarım ebeveynlerimiz bu cümleleri iyi değerlendirir, iyi düşünürler. Sonuçta kale aile… Yani bunu bilelim. Bu aileyi de iyice, hani Kanije Savunması’nda komutanlar nasıl savunuyor; bizler de ailemizin dağılmaması, yıkılmaması için onun her bir ferdiyle, bir komutan edasıyla iyi bir mücadele sergilememiz gerekiyor. Derdimiz bu. Bir nebze olsun buna kapı açabildiysek bize ne mutlu diyoruz.