KAPAK-Muhammed Yasir – Üzüm Üzüme Baka Baka…
Farkında olalım ya da olmayalım yaşadığımız çevre bizi şekillendirir. Anadolu’da çok kullanılan bir atasözü vardır: “Üzüm üzüme baka baka kararır” diye. Hayatla ilgili tecrübesi arttıkça insan, bu tür atasözlerinin değer ve derinliğini daha iyi anlıyor.
Gerek maddi güçleri gerekse Hollywood yapımları ile dünyayı maddi manevi kendine bağlayan Siyonist Yahudilerin ortalığı kasıp kavurduğu bugünlerde düşünmemiz gerek, onlar bu gücü nereden buldu? Kur’an’da Rabbimiz “Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer iman etmişseniz güçlü olan sizsiniz.” (Âl-i İmrân 139) buyururken bizler müslümanlar olarak nerede hata yapıyoruz da Yahudiler İslâm topraklarını kana bularken bu zulmü durduramıyoruz? Sesimizi kendimiz duyabiliyor muyuz? Acaba başkalarının bir şeyleri değiştirmesini beklerken hislerimiz, tepkilerimiz neden bu kadar cılız, zayıf ve samimiyetsiz?
Tepkilerimizi bir düşünelim. Ve bu sözde tepkilerdeki samimiyetsizliğimizin kaynağının asıl sebebinin bizim de onlar gibi düşünmemiz, onlar gibi yaşamamız, onlar gibi sevmemiz… kısacası hemen her şeyi onlar gibi yapmamız olduğunun farkına ne zaman varacağız? Bugün sadece Filistin toprakları değil, Müslümanların zihin dünyası da işgal altındadır. Üstelik Filistin işgalinin herkes farkında peki ya Yahudileşmiş bakış açımız? Başımızdaki bütün belaların sebebi Allah muhafaza onlara benzememiz olabilir mi?
Bu tehlikeyi asırlar öncesinden bilen efendimiz (s.a.v); “Kim bir kavme benzemeye çalışırsa, o da onlardandır.” (Ebû Dâvud, Libâs, 4/4031) buyurmuştur.
Tek çözüm merkezimiz Allah Resulü’nün bize veda hutbesindeki vasiyetinde saklıdır.
Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu şaşırmayacaksınız: Allah’ın Kitabı ve Peygamberinin sünneti. ” (Muvatta, Kader, 3)
Bu sorunun cevabı içinse Kur’an-ı Kerim’e yöneldiğimizde, Yahudi zihniyetini ve ihanetini Bakara suresinde anlatıyor Rabbimiz. Burada ince bir ayrıntı da var, bu sure Mekki bir sure ve o dönemde Yahudiler İslam için bir tehdit değil. Varlıkları çok zayıf ve kâle alınır bir etkileri de yokken RABBİMİZ bizi bu büyük tehlike için uyarıyor;
EY KULLARIM, YAHUDİLER GİBİ OLMAYIN.
“Onların dinlerine uymadıkça ne Yahudiler senden hoşnut olur ne de Hristiyanlar. Sen de ki: Allah’ın gösterdiği yol, doğru yolun tâ kendisidir. Eğer sana ulaşan ilimden sonra sen onların heveslerine uyarsan, seni Allah’tan kurtaracak ne bir dostun olur ne de bir yardımcın.” (Bakara, 120)
Hatta bu tehlike o denli büyük ki her gün en az 40 defa okuduğumuz, dinin direği namazlarımızın olmazsa olmazı Fatiha suresinde; “… Bizi doğru yola ilet, nimet verdiklerinin yoluna, gazaba uğrayanların ve sapıkların yoluna değil.” buyuran Rabbimizin bu ikazını iyi tefekkür etmek gerek.
Efendimiz (sav) her noktada bizi iman ve itikattan ayırabilecek durumları izah ederken bu Yahudi ve Hristiyanlar gibi… İfadelerini çok kullanmıştır.
Şimdi biz bu Yahudileri nasıl tanıyacağız sorusundan ziyade bunlara nasıl benzemeyeceğiz, hatta maalesef ne kadar benzedik ki Allah (c.c) bizim gönlümüzden cihat aşkını aldı, kâfirlerin korkusu ile dünya sevgisini koydu, onu düşünelim hatta bunun için hep beraber kendimizi bir sınayalım;
-Bildiğimiz gibi İslam’da putlar haramdır. Kur’an’dan hatırlayalım, Hz. Musa aleyhisselam Allah ile konuşmak için Tur Dağı’na çıktığında geride kalan Yahudileri kardeşi Hz. Harun aleyhisselam’a emanet edip gittiğinde Yahudilerin birçoğu Samiri’nin altınları eritip yaptığı buzağı heykeline tapar olmuşlardı.
Peki, meydanlarda dikilen putlara bakışımız ve rahatsızlık seviyemiz ne durumda? Bunun Allah’ın yasakladığı bir şey olduğunu bilip kalbimizdeki kinimizi diri tutuyor muyuz yoksa her gün göre göre alıştık mı?
-Yahudiler yöneticilerini hiç sorgulamadan itaat ederek sapıtma süreçlerini hızlandırdılar, akletmediler.
Peki, bizim Emir’e yani yöneticilerin sözlerine, fiillerine karşı tavrımız nasıl? Yöneticilerimizi İslâm’a uygun mu seçiyoruz? Onların İslâm’a ters davranışları olduğu zaman neler yapıyoruz? Allah Resulü ve sahabeler gibi, küfür düzenini değiştirmek için çalışmalarımız var mı yoksa biz de küfre ayak mı uydurduk?
-Yahudiler kendilerini üstün ırk (seçilmiş) olarak gördüler.
Peki, ırkçılığa bakış açımız ne ölçüde? İman edip salih amel işleyenleri, takvalı olan Müslümanları mı üstün görüyoruz yoksa belirli bir ırkın müntesiplerini mi?
-Yahudiler dinlerini hurafe ve nefislerindeki arzular ile parçalayıp yok ettiler ve bazıları da bu duruma sessiz kaldı.
Peki, biz dinimizde olmayan bir amel olarak ortaya çıkan bidatlere karşı nasıl tepki verdik?
Yahudiler dinlerine ekleme çıkarma yaptılar. Peki, biz dinimiz İslam tamamlanmışken eklenen amellere nasıl bir tepki verdik? Allah Resulünün bizi uyardığı gibi mi yaptık yoksa aman canım bundan ne olur mu dedik?
Câbir b. Abdullah (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah bize hutbe verdi. Allah’a hamd etti ve O’nu lâyık olduğu biçimde övdü. Sonra şöyle buyurdu: “Sözlerin en doğrusu Allah’ın Kitabı’dır. Yolların en iyisi Muhammed’in yoludur. İşlerin en kötüsü (dinde) sonradan uydurulanlardır. Ve her bidat, dalâlettir.” (İbn Hanbel, III, 310)
-Yahudiler işlerine geldiği gibi bir din oluşturdular.
Peki, biz hayatın hangi noktasında İslam’a uyduk? Hangi noktasında beşerî kanunlara tabi olup Allah’ın bizler için indirdiği şeriatını unuttuk? Binlerce yıl İslam’ın sancağı altında gölgelenen bu topraklara bakış açımız nasıl? İçimizde İslam sancağına bir hasret var mı?
-Yahudi ve Hristiyanların özel günlerinde bizim tavrımız, tepkimiz neydi?
Onlar özel günler, haftalar oluşturdular. Buna karşı koyabildik mi? Eşimizi ve çocuklarımızı bundan kurtarabildik mi? Doğum günlerinde çocuklarımız mumlar üflüyor mu? Anneler, babalar, sevgililer günü kutlanıyor mu? Bırakın bunları, bugün cadılar bayramı bile bu topraklarda kutlanmaya başladı!
Peygamber efendimiz (s.a.v) yemek yemelerinden saç kesimlerine, ahiret anlayışlarından aile yaşantılarına, konuşma adaplarından kutlama, sevinme, üzülme tepkilerine kadar hemen hemen her noktada sınır çizerken, bunu da bizlere kati bir şekilde izah ederken amacı neydi? Tabii ki bu konunun iman meselesi olmasıydı.
“Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdır. Sizden kim onları dost edinirse şüphesiz o da onlardandır. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.” (Mâide, 51)
Bir insan; kararlarıyla, tepkileriyle, söylem ve eylemleri ile Müslümandır. Yoksa sadece Müslümanım demekle Müslüman olunmadığını Rabbimiz bildiriyor bize!
Bugün biz dinimizi öğrenip ona teslim oluyor muyuz? Yoksa kulaktan dolma bilgilerimizle kendimizi Müslüman mı sanıyoruz?
“İnsanlar, hiç imtihana tabi tutulmadan, sadece ‘İnandık!’ demekle bırakılacaklarını mı sandılar?” (Ankebut, 2)
Şimdi hepimiz nefsimizi hesaba çekelim? Amellerimiz, yaşantılarımız, fikrimiz bu kadar Yahudilere dönükken namazda Kâbe’ye dönmek Müslüman sayılmak için yeterli olacak mı?
Hepimiz bu Yahudi zulmünün ne zaman biteceğini merak ediyoruz değil mi? Onun cevabı da Kur’an’ı Kerim’de: “Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar Allah, onlarda bulunanı değiştirmez.” (Rad, 11)
Yazımı, bu hâl üzere devam edersek ne olur sorusunun çarpıcı cevabı ile bitiriyorum. Ya Allah’ın emrettiği gibi Müslüman oluruz ya da:
“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki Allah öyle bir kavim getirecektir ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı vakarlıdırlar; Allah yolunda cihad ederler ve hiç kimsenin kınamasından korkmazlar. İşte bu Allah’ın dilediğine verdiği bir lütfudur. Allah’ın lütfu geniştir; O, her şeyi bilir.” (Maide, 54)