AİLE ÖZEL SAYISI

Kıymetli okuyucularımız! Malumunuz olduğu üzere 2025 yılı Cumhurbaşkanımız tarafından aile yılı olarak ilan edildi.

Bizler Enderun Eğitim Vakfı camiası olarak geçmişten beri gerek vakıf çalışmalarımızda, gerek radyo çalışmalarımızda, gerek dergi çalışmalarımızda her zaman aile öncelikli bir çalışma içerisinde bulunduk. Ki bununla birlikte zamanında Kırçiçeği Aile Derneğini de kurmuştuk. Şu anda da yine aile üzerindeki çalışmalarımız devam etmektedir.

2025 yılının “Aile Yılı” olması münasebetiyle “Enderun Eğitim Vakfı” You Tube kanalında eğitimci hocalarımızla “Aile Seminerleri” adı altında bir dizi sohbet programı yaptık. Bu bölümde, yapılan bu sohbetleri istifadelerinize sunuyoruz.

M. Selçuk ÖZDOĞAN:

Enderun Eğitim Vakfı’mızın Genel Başkanı Mustafa Aydoğdu hocamla evlilik kavramı üzerine konuşacağız.

Aile, hem dini hem toplumsal olarak her zaman üzerinde durulan kavramlardan biri. Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde İngilizler casuslar gönderiyor. Casusların en önemli tespitlerinden biri, aile bağlarımızın çok kuvvetli olduğu ve bunun parçalanması gerektiği oluyor. Devletimiz de cumhurbaşkanımız da bu konunun ehemmiyetini anladılar, bunun farkına varıldı ve toplum olarak inşallah bu yaraların sarılması gerekiyor.

Hocam biz kavram olarak bunu bir yerli yerine oturtalım. Evlilik kavramıyla alakalı neler söylersiniz?

Mustafa AYDOĞDU: Sohbetimizin hayırlara, ülkemize, dünyamıza hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

Abdullah b. Mesud’un çok güzel bir sözü var. Her amele bir imam gerekir diyor. O imam, ilimdir. Ne yapıyorsak yapalım. Hayatımızda bunu öğrenmemiz gerekiyor. Yaşam tarzı yapmamız gerekiyor. Ne yapıyoruz?

Evliliğe bir adım mı atıyoruz? Allah bu evlilik konusunda ne diyor? Yani malumunuz hayatta ibadetin girmediği bir şey yok. Biz sadece ibadeti kısıtlamışız ama evlilik de başlı başına bir ibadettir. Yapılan her şey, meşru olan her şey ibadettir, sevaptır.

Gayrimeşru olan bir işte en ağır suçlar, İslam’da en ağır cezalar, evlilik dışı ilişkilere verilmiştir. Onun yolu tamamen kapatılmıştır. Fahşa men edilmiştir. Düşünmek, bakmak, konuşmak, giyim kuşam tarzı hepsiyle beraber asıl amaç nedir? Biraz önce söylediğimiz o İngiliz İslam düşmanlarının hepsine birden doğrusunu öğretmek olmalıdır. Moda, ideolojiler, filmler, dizilerle -en büyük zararı o taptaze nesillere veriyorlar- anlayışımızı değiştirmek isteyenlere karşı tekrar bu programlarla doğrusunu öğretmeliyiz. Abdullah b. Mesud’un dediği gibi imam olmalıyız, öne düşmeliyiz. Bu bilgi öne düşerse ben anlıyorum ki toplumun düzelmesi daha kolay olur.

Bir de şunu ekleyelim, düşmanlarımızın yaptıklarını çok büyütmeyeceğiz. Biz kendimize bakacağız, acaba neredeyiz? Ne kadar doğru şeyler yapıyoruz?

Evlilik kavramına gelirsek. Allah Teâlâ, Fecr suresinde çifte ve teke yemin ediyor. Hayatın devamı çifte yaratıldı. Kadın ve erkeklerde nüfus oranına bakıyorlar, her yıl denk. Yani yüzde elli yüzde elli civarında. Sadece Çin’de tek çocuk olunca müdahale edildi. Kız çocuklarına kürtaj yapıldı, erkek çocuk oldu. Denge biraz orada bozuldu ama Allah’ın koyduğu dünya sisteminde bile kadın erkek sayısı eşit.

Yani hemen hemen birbirine yakın. Neden? Dünyadaki insan neslinin devamı bu nikaha bağlı. Meşru nikaha bağlı. Dediğimiz gibi bunu ibadete çevirmek de kolay. Rabbimiz, Necm suresinde “insan ya vahye uyar ya da hevasına” buyuruyor. Biz nikâh konusunda vahye uymak zorundayız. Ahzab suresi 36. ayet-i kerimede: “Allah ve Resulü bir hüküm verdikten sonra Müslüman erkek veya Müslüman kadının tercih hakkı yoktur.” buyuruluyor.

Yani biz onları öğreniriz ama ister yaparız ister yapmayız değil. Müslümanın tercih hakkı olamaz diyor Rabbimiz. Yani iman ettim, kafama göre davranırım, demek gibi bir şey yok. İman ettim, Müslüman oldum, teslim oldum. Neye teslim oldum?

İslam’ın bütün emirlerine teslim oldum. Ve Allah, Bakara suresinde, “Allah müminlerin velisidir.” diyor. “Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır, tağut da aydınlıktan alır, küçültür.” Yani bu, bütün hayatımızda, işimizde, evliliğimizde, ahlakımızda, eğer Allah’ı, Kur’an ve sünneti önümüze rehber edinirsek bizi yükseltir. Peygamberlerin yoluna talibiz biz. Peygamberlerin, Sıddıkların, Şehitlerin, Salihlerin yoluna talibiz. Bu evlilik de onlardan birisi. Ama bir de ne var? Gazaba uğramışların veya sapıtmışların yolu var. Onları öğreneceğiz, ikisini de öğreneceğiz. Ve biz bilerek, bilinçli bir şekilde, peygamberler bu işi nasıl yapmış, sıddıklar evliliği nasıl yapmışlar diye öğreneceğiz.

Evliliğe yüklediğimiz mana nedir? Buna İslam fıtrat denir. Yani erkeği öyle bir yaratmış ki Allah, erkeği ve kadını birbirine muhtaç yaratmış. Hem araya bir sevgi vermiş, cazibe vermiş. Bir daha altını çizerek söylüyorum, bunu meşru dairede yaparsan bunun hepsi ibadet oluyor. Ama o enerjimiz, Yusuf aleyhisselam kıssasında anlatıldığı gibi gayrimeşru yollarla karşılanırsa -Allah da onu anlatıyor- “Maazallah”, Allah’a sığınırım demek gerekiyor. İnsanlar günaha iki türlü yakalanır. Ya kaçarken, Hz. Yusuf misali. Ya da Hz. Züleyha (sonradan Müslüman olunca Hz. diyoruz) misalinde olduğu gibi günaha koşarken. Biz günahlardan kaçacağız ama bir de şu var, toplumlar doğru örnekler üzerinden gelişiyor, yanlış örnekler üzerinden bozuluyor.

Üsve-i Hasene olan bir peygamberin ümmeti; evliliğinde, düğününde, bütün ilişkilerinde iyi örnek olacak. Yani biz sadece kendimizden ibaret değiliz. Şimdi sizin oğlunuz var, kızınız var değil mi? Onların çocukları olacak, torunları olacak. Yani siz aslında oğlunuz ve kızınızla düğün yaptığınızda, üç nesle birden hitap ediyorsunuz. Siz düzgün bir iş yaparsanız toplumun üç neslini düzeltiyorsunuz. Ama siz yanlış bir şey yaptığınız zaman toplumun üç nesli birden sizden örnek alıyorlar. Daha da bozulup gidiyorlar.

Onun için evlilik, erkek ile kadın arasında nikâhla kurulan birlikteliği ifade eder. Nikâh olacak. Nikâh varsa birliktelik ibadettir. Nikâh da bir sözleşmedir, akitleşmedir. Söz vermektir, kabul ettim demektir. Buna da ahde vefa denir, bir ömür boyunca o verdiği sözle, eş olarak kabul ettim dediği sözüyle ahdinde durmaktır evlilik.

NİKÂH AKİTLEŞMEDİR, SÖZLEŞMEDİR

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Burada neye söz verdiğinin farkına varması gerekiyor insanların. Hani dil alışkanlığı gibi, işte resmi dairelerde kabul ediyor musunuz deniliyor, bizim dini nikâhlarımızda kabul ettin mi diye soruluyor. Karşı taraf “kabul ettim” ya da “kabul ediyorum” ifadesindeki neyi yüklendiğinin farkına varmıyor sanki.

Mustafa AYDOĞDU: La ilahe illallah Muhammedun Rasulullah diyoruz. En ağır suçu işlesek bile, cehennemde azabı gördükten sonra Allah’ın izniyle bu sözün hatırına cennete giriyoruz.

Söz çok önemli. Bu sözü söylemiyor insanlar ve ebedi cehenneme giriyorlar. Değil mi? Ebu Cehil direndi. Peygamber’in amcası bile direndi, bu söze direndi. Amcasına yalvardı Efendimiz, “bak ne olursun iman ettim de”, dedi ama amcası diyemedi. Çünkü söz çok önemli. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem “insanı yüz üstü cehenneme sürükleyen dilidir” buyuruyor. Yani hepimiz dilimizin çobanıyız. Söylediklerimize dikkat edeceğiz ve dilimize, mümkün mertebe aklımızı, kalbimizi, bilincimizi katarak evet diyeceğiz.

Evlilikle ilgili Efendimizin şöyle bir hadis-i şerifi var: “Evlenin çoğalın.” diyor. “Ben kıyamet gününde sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim.” buyuruyor. Buradaki temel amaç şu, sünnete uygun ümmet yetiştirmek. Yani ümmet-i Muhammed demek, sünneti Muhammed yaşayan insan topluluğu demek. Rastgele çocuklar değil, sünneti yaşayan, İslam ahlakıyla ahlaklanmış, Kur’an’la barışık; iki emaneti de sırtına almış nesiller yetiştirmek. Evlilik budur işte.

Evliliğe yüklediğimiz mana: Allah’ın emridir, peygamberin kavlidir. Bu noktada bizim aile olmamızdaki asıl amaç nesiller yetiştirmektir. Bakın Efendimiz ne buyuruyor; “Sizin çokluğunuzla iftar edeceğim” diyor. Yani çokluk ama ümmetin çokluğuyla beraber. Sayı çokluğu değil. Başka? Rum suresinde, bakın burada ayeti anlamamız gereken çok önemli bir husus var; “Isınıp kaynaşasınız diye size kendi türünüzden eşler yaratması.” Yani insanın, birincisi, sükûna ihtiyacı var. İçinde fırtınalar var. Evler huzur yeridir. Bunun için evlilik var.

Yani bugün bütün bunalımlardan kurtulmanın yolu ev hayatına tekrar dönmekten geçiyor. İki, “aranızda sevgi var etmesi” diyor. İnsanın sevmeye ve sevilmeye ihtiyacı var. Ama dediğimiz gibi bunu kontrol etmezse, sevgiyi ölçüsüz yaparsa, haram yollarla karşılarsa o sevgi insanı cehenneme sürükler. Sevecek ve sevilecek. Bu eşi tarafından. Ve şefkat, merhamet. Yani evler bir mesken olacak, sükûn yeri olacak. İki, sevgi yerleri olacak.

Evlilik nedir? Bugün hepimizin sorunu bu yani. Yalnız hissetmeyecek insanlar kendini. Bugün Türkiye’de bile yüzde yirminin üzerinde -Avrupa’da duymaya alışık olduğumuz şey- insanlar yalnız yaşıyor. Bir artı bir evde yaşıyor. Avrupa’da bu iş için bakanlık kurulmuş. Yani kimi takip ediyorsak onun yolu ve sonuçlarıyla biz de karşılanıyoruz. Dolayısıyla yaşlandıkça merhamete ihtiyacımız var. Bu merhameti resmi kurumlar sağlamayacak. Bizzat karı kocaların birbirine merhametli olması, birbirini sevmesi gerekiyor.

Evlerin sükûn yerine dönmesi, evliliğe yüklediğimiz mana bu. Nesil yetiştirmek, insani ilişkiler noktasında sükûn bulmak, sevmek ve merhamet için. Başka bir husus da şu; “insan ölünce” diyor Efendimiz, “amel defteri kapanır” diyor.

Amel defteri kapanmayacak üç şeyden birisi de dua eden salih evlat. Nerede yetişecek evlat? Evde yetişecek. Evlilikle olacak bir şey. Dua eden ana babadan yetişen, dua eden evlatlara sahip olmak. Öldükten sonra amel defterimizin kapanmasını istemiyorsak bunların bir yolu da dua eden evlatlar yetiştireceğiz.

Diğer bir dikkat edeceğimiz husus da insanın cinsel arzuları. Bunlar meşru dairede olduğunda ibadete dönüyor. Bu da ibadettir. Meşru daire, nikâh dairesinde. Evliliğin bir çözümü de budur yani. Bunun için evlilik yapacağız. Yoksa Allah korusun Batı’da olduğu gibi gayrimeşru şeyler yapılamayacak.

Yani aslında şu, beş emniyet diyoruz ya. Beş emniyetin en önemlilerden birisi de nesil emniyetidir. Akıldır, maldır, hepsi aslında evlilikle beraber korunuyor. Yani o emniyeti kazanmanın yolu da yine evlilikten geçiyor. Yoksa Allah esirgesin anasının babasının kim olduğu belli olmayan bir toplumda yaşamak, onu kabul edemeyiz. Mesela yıllar önce dinlemiştim, Arjantin veya Brezilya’da ekonomik kriz olduğunda bir nesil baş belası olmuş. Bu anası babası belli olmayan bir nesil. Ülkenin başına bela olmuş. Afedersiniz o zamanki dönemde devlet, köpek öldürür gibi baş belası olan çocukları öldürmüş.

AİLE, AİLE, AİLE…

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Yani insanlar ailede iyiyi kötüyü öğrenir.

Mustafa AYDOĞDU: Doğru, elbette. Okullar var, şu var, bu var ama en önemlisi, çocuk ahlakı 7 yaşına kadar aile ortamında öğrenir. Onun için de evlilik çok önemlidir. Yani biz evlilikte sadece kişisel bir heves değil, dünyayı kurtarıcı adım da atıyoruz. Çünkü Rabbimiz bunu istiyor. Böyle bir evlilik yapmamızı istiyor.

Yani benim çocuğumla beraber herkesin çocuğunu düzgün yetiştirdiğini düşünün. Dünya da daha yaşanabilir bir dünya oluyor. Ama ben çocuğumu yetiştirmesem, o evlilikte gayrimeşru yerlerle çocuk sahibi olduğu zaman ne yapıyor? O çocuklar dünyanın başına bela oluyor. Evet. İnsanı bir elmaya benzetecek olursak, karı koca bir elmanın iki parçası. İkisi beraber bir bütün oluyorlar. Mevlana’nın güzel bir benzetmesi var. Terlik diyor. Bakın, burada hiç sağ terlik, sol terlik demiyor. Elmanın yarısı. Bugün işte bunu şeytan başlatmış. Üstünlük davranışı gelmiş. Böyle bir şey yok. İki ne zaman bire eşit olur diye sormuşlar. Evlendiği zaman. Evlendiği zaman insan benden bize geçiyor. Biz oluyor artık. İki kişi bir aile oluyor. Dolayısıyla toplumda da her bakımdan bütün ihtiyaçlarımızı karşılayacak, ekonomimizi düzeltecek her şey evliliktir.

Evliliğe de böyle bir giriş yapabiliriz.

EN KARLI YATIRIM EVLADA YAPILAN YATIRIMDIR

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Aslında söylediklerinizde şu var. Hani bir sonuç cümlesi gibi. En karlı yatırım evlada yapılan yatırım. O hadis-i şerif mucibince evlada yaptığımız yatırımı o da kendi evladına yapacak. O da kendi evladına derken nesiller boyu gelecek bir yatırıma dönüşüyor. Hani niye evlenelim ya da evlilikteki ana amaçlardan biri nedir diye düşünürken bakıyoruz ki senin cennetin olacak bu evlilik.

Şimdi hocam, toplumda evlilikle alakalı kavramları yerli yerine oturtalım dedik ya. Burada insanların bilinçli evlilik yapması konusuna da değinelim. Evlilikte insan kendini tanıyor mu? İşte muhatabını tanıyor mu? Bilinçli evlilik konusuyla alakalı hem kendimizi tanımak hem muhatabımızı tanımakla alakalı sizlerden görüşlerinizi alalım.

BİLİNÇLİ EVLİLİK

Mustafa AYDOĞDU: Bilinçli evlilik şu, bir daha söyleyelim, bilinçli evlilik yaptığımız işi ibadete çevirmek. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hayata müdahale etmiş, evliliğe müdahale etmiş. Diyor ki, evlilik şu sebeplerden, güzellik için yapılabilir insanın zaafı var, zenginlik için yapılabilir insanın zaafı var, soy sop için yapılabilir. Burada işte Allah’ın celle celaluhu, Efendimiz’in sallallahu aleyhi ve sellem bize tavsiyesi ya da emridir diyelim, o tavsiye değildir, emirdir, itaattir. Peygamber’e itaat etmemiz lazım. Diyor ki, dindar olanı seç ki evin bereketlensin. Dolayısıyla, hayatımızı ibadet çevirmenin yolu “Allah ve Rasulullah ne diyor?” diye bakmaktan geçiyor. Bilinçli iş yapmak, biraz önce söylediğimiz gibi, hepimiz toplumdan etkileniyoruz. İzlediğimiz yani çocukluktan beri gördüğümüz, evliliğe yüklediğimiz mana var. La ilahe diyerek reddettiğimizin yerine, illallah diyerek doğrusunu yerine oturtmamız gerekiyor. Ne yapıp edip bunu tanımamız gerekiyor.

Şöyle diyelim: Bilinçli evlilik şöyle, bilinçli evlileri görünce bilinçli evlilikler ortaya çıkıyor. O zaman toplumda bizim örnek aile, bilinçli aile sayısı çoğalacak ki yeni evlenen gençler bunları örnek alacaklar. Benim ailem de böyle olsun, diye bilinçli ailelerin toplumda çoğalması gerekiyor. Bilinçli aileler derken şöyle yani, her şey aslında Rab isminin gereği eğitime tabi. Her şey bir eğitimden geçmiş.

Mesela bir mobilya usta elinden geçmişse işe yarar. Bu telefon, bu duvar hepsine usta eli değmiş. Dolayısıyla biz de duygularımıza, düşüncelerimize eğitim verirsek bilgiden bilince ulaşırlar. Bilinç şuurlu işler yapabilmek yani. Evlilikteki en önemli şey şu, sorumluluklarımızı bilmek. Yani haklarımızı değil sorumluluklarımızı bilmek. Allah celle celaluhu evi yaratıyor, evin önemsenmesini istiyor ve yönetici atıyor. Buradaki şey şu, üstünlük değil. Erkek evin yöneticisidir diyor.

Evin yöneticisi de şu demek, Efendimiz’in aleyhisselam çok güzel bir hadisi var. Bir gün topluma su dağıtıyor peygamberimiz. Su dağıtan bir peygamber. Birisi geliyor dışarıdan. Buranın efendisi kim, diyor. Su dağıtandır, hizmet edendir, buyuruyorlar. Yani aslında o bilinçli erkeğin en önemli vasfı hizmet etmesidir. Nedir hizmeti? Bir, maddi gıdalarını o karşılayacak. İaşe kısmını o karşılayacak. Eğitimini yaptıracak. “Evdeki ailene namazı emret” ayeti var. “Kendini ve ehlini cehennem ateşinden koru” ayeti var. Dolayısıyla öyle bilinç olacak ki eşine karşı, biraz önce söylediğimiz gibi sevgiyi besleyen saygıdır. Bu saygı aynı zamanda sadakattir. Sabırdır. Onu besleyen, o sevgi ayarını besleyen bu üç ayarı erkekte bulamazsak, o zaman ne oluyor? Kadında da karşılık kalmıyor. Ama kadınlar da Allah aşkına iyi itaatkârdır diyor. Bunun da eğitimini vermemiz lazım. Kadın nerede itaat edecek? Ne kadar itaat edecek? Eğer sen bilinçli olmazsan, nerede itaat edeceksin, nerede itaat etmeyeceksin karıştırdığın an burada da evlilik olmuyor.

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Yani Allah Teâlâ bilinçli evlilikte direkt atama yapmış.

Erkekleri iyi bir insan, iyi bir eş, iyi bir baba olarak yetiştirmemiz gerekiyor. Kadınları da iyi bir insan, iyi bir anne, iyi bir eş olarak yetiştirmemiz gerekiyor.

SÖZLERİMİZİN FARKINDA MIYIZ?

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Mustafa hocam, hani siz de yaş olarak bizden büyüksünüz. Hani şu aklıma geldi siz konuşurken, bizim aile yapımızda geniş ailede aslında bu eğitimlerin hepsi görülüyordu. Torun, dedeyle babaannesini görüyordu. Torun, babayla annesini de görüyordu. Örnek iki tane ailenin içinde yetişiyordu çocuklar. Akrabalar var. Hala, dayı, teyze. Daha genişler de. Ziyaretler. Komşular. Hepsini görerek yetişiyordu ve o ailelerde bir sıkıntı görmüyordu. Örnek aile tipi hep karşısındaydı. Ama ne zamanki kopukluk başladı, o örnek aileyi görememeye başladı. Kendisi de yürümeyi yeni öğrenen çocuğa döndü. Onda da belli yerlerde tökezlemeler başladı. Burada toplum olarak kaybımız oldu.

Mustafa AYDOĞDU: Şöyle güzel bir söz var: “İnsanın iyisi kocayınca koç olurmuş, insanın kötüsü kocayınca hiç olurmuş. Temel şey şu, kendini yetiştirdiği zaman, yani bizim dindarlığımız, bilgiye dayalı bir dindarlık. Gelenek göreneklere değil. Elbette gelenek görenek tamamen reddedilmez ama Kur’an ve Sünnet eleğinde elenir. Doğruysa, başımızın üstünde yeri vardır. Yanlışsa? Kimseye zulmetmiyorsa, İslam’ın emirlerine ters değilse gelenekleri alacağız. Ama ters bir şey varsa almayacağız. Yani en önemli şey şu:Nahl suresi 78. ayette, siz diyor “annenizin karnında bir şey bilmezken sizi yarattı. Kulak, göz ve kalp verdi.”

Dolayısıyla çocuğun eğitiminde en önemli hususlardan biri olarak onun kulağına hitap edeceğiz. Neden çocuk doğurduğunda hemen ezan okuruz? Hem kulağına, ondan sonra gözüne. Yapay zekâyla anne karnındaki çocuğa dedirtiyorlar ki, 9 ay öldüm, bittim. Annem diyor, teyzemin dedikodusunu yaptı diyor… Yani bakın, öğreniyor aslında. Âl-i İmran suresinde annenin karnında bile çocuğu eğittiğini söylüyor. Duyguları, düşünceleri, şekli, cismi hepsi değişiyor. Yani hiçbir alan boş değil. Dolayısıyla bilinçli bir annenin oturması, kalkması, özellikle yemesi, içmesi, bakması, sevmesi ile çocuklar eğitilecek.

Ama ben doğru şeyler seversem bir anne bir baba olarak, çocuğum da doğru şeyleri sever. Haklı ya da haksız, insanlara kızarsam çocuğum da kızar. Yani kulağına, gözüne birbirimizin saygılı olacağız, eşler birbirine saygılı olacak. Yani evlilik nedir derseniz, ben altın kelimeyle derim ki saygıdır. Yaradan’ına saygıdır, yemeğe saygıdır, değil mi? İbn Arabi’nin bir sözü var. Suya iyi davran, ekmeğe iyi davran diyor, değil mi?

İsraf etme, besmele çek, Allah’ın lütfudur de. Arabana iyi davran, insana iyi davran, hayvana iyi davran. Böyle bu her şey neden? Yaratılanı severiz, Yaradan’dan ötürü. Eşimiz de öyle. Dolayısıyla biz eşimizi Allah adına alıyoruz, Allah’a katıyoruz, Peygamber’e katıyoruz. Sonra birbirimize saygısızlık yapıyoruz.

İmam Gazali’nin bir sözü var. Diyor ki, “herkes aslında” diyor, “hak ettiğinden bir üstte eşle nimetlendirilir” diyor. Yani aslında 100 gram hak ediyorsun ama Allah sana 110 gram, 120 gram, 130 gram, 500, 300, 400 gram verir diyor. Karı koca ikisi için de söylüyor. Ama zamanla diyor, kadın erkekten üstün olmaya başladıysa yani bilek güreşi yapmaya başladıysa o zaman ne olur? İş karışır. Ama Allah’ın o koyduğu velayet ve hidane, yani birisi evi çekip çevirecek, birisi de yardımcı olacak.

Çocukların terbiyesinde, hepiniz çobansınız, dedi. Evde hem anne hem baba çobanlığı yapıverseler, daha doğrusu çobanlığa tekrardan sorumluluklarını getirebilseler. Yoksa, Efendimiz’in “kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçedir ya da cehennem çukurlarından bir çukur” dediği gibi ev de ona dönebiliyor. Ev de ya cennet bahçelerinden bir bahçeye dönebiliyor, (Allah zulmetmiyor, insanlar zulmediyor davranışlarıyla) ya da cehennem çukurlarından bir çukura dönebiliyor.

Allah’ın zulmetmesinden değil, erkeğin ve bayanın bilinçsiz bir şekilde oturması, kalkması, yemesi, içmesi, her şeyin önüne ilmi koymaması, filmlerden, dizilerden, negatif insanlardan etkilenerek bir hayat tarzına dönüştürmesi ne yapıyor? Evi cehenneme çevirebiliyor.

Evlilik Öncesi: DENKLİK

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Bugün bizim dinimizde “küfüv” dediğimiz bir kavram var; yani denklik. Bu denklik kavramını nasıl anlamamız gerekiyor? Bunu kavram olarak yerine nasıl oturtmalıyız?

Mustafa AYDOĞDU: Denk var, eşit var, yeterlilik var. Burada mutlak eşitlik olmaz; denklik, birbirine denk gelmek vardır. Yani benzerlik esastır. Dünyadaki kişisel düzeylerin eşler arasında ve belli ayrıntılarda aileler arasında —ki bu sadece çocukların evlenmesi değil, ailelerin ve akrabaların da bir araya gelmesidir— uygun olması gerekir. Bu noktalarda çocuğun içtimai, sosyal, ekonomik, itikadi ve fiziksel olarak denkliğini ifade etmemiz gerekiyor.

Yani şu andaki geçer akçe, moda gereği biraz fiziki yönler ön plana çıkıyor ama bizim anladığımız denklik konusu kesinlikle itikadi noktalardır. İtikad gündeme gelmiyor. İtikad sorunu olmazsa her şey yerli yerine oturur. İtikad istikrarı, beraberinde iktisadı da gündeme getirir ama içtimai olaylar uzun vadeli konulardır. Evliliklerin bu kadar boşanma ile sonuçlanmasının en büyük sebeplerinden birisi bu denkliğe dikkat edilmemesidir. İki kişi evlilik yapıyor; ikisi de birbirini sadece kafelerde oturup kalkarak tanıyor, böyle olmaz. Aslında nişanlılık, ailelerin birbirini tanıması gereken süreçtir. Bu noktalara dikkat edilmeyince denklik olmaz. İslam hukukçuları tarafından nikâhın lüzum şartlarından biri de budur: Küfüv, yani denklik. Bu ailede huzura, saadete vesile olur.

Tamamen iki farklı evde yetişen insanın “biz”e geçmeleri; yeme-içmeden inanca, ibadetten hürmete ve karşılıklı ilişkilere kadar her şeyde o küfüv olduğu zaman, Allah’ın celle celaluhu dediği gibi “insana zulmedilmez”. İnsanlar bu küfüv meselesine riayet etmezse işin sonu kötü bitiyor. Başlangıçta güzel duygularla başlanıp küfüve dikkat edilmemesi, o kötü kelimeyi ağzıma almak istemiyorum ama boşanmalara neden oluyor. Helaldir ama doğru değildir; bu kadar sık anılması da hoş değil. Bunların bir nedeni de aileler ve çocuklar arasında sosyal, içtimai ve itikadi noktalarda denkliğe dikkat edilmemesidir.

NİŞANLILIK DÖNEMİ

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Gençler ne zaman farklı şehirlere gittiler, açıldılar. Yani karşıdaki muhatabını hiç bilmiyor, sadece kişiyi tanıyor. Ancak şöyle düşünüyor: “Ben bir kişiyle evleniyorum.” Hayır, bir kişiyle evlenmiyorsun; o aileler de artık mahremin olmaya başlıyor. Çeşitli hukuklar doğmaya başlıyor. Senin yetiştiğin çevreyle karşıdaki çevre ve ortam her şeyi ile denk olmadığı zaman, az önce söylediğiniz gibi farklı sorunların ortaya çıkması başlıyor. Bizim oralarda bir söz var: “Ayran gönüllü olmaya gerek yok.” Ayağı yere basan işlerin yapılması gerekiyor.

Hocam, nikah törenlerinde iki şeyi çok duyuyoruz: “Allah’ın emri” ve “Peygamber’in kavli”. Ama sorsanız “Allah’ın emri ne?” veya “Peygamber’in kavli ne?” çoğu kişi tam bilmiyor. İslami bir aile kurmaya çalıştığımızda gençlerimizi nişanlayacağız diyelim; hocam toplumdaki bu nişanlılık algısı nedir? Bunun doğrusunun nasıl olması gerekiyor?

Mustafa AYDOĞDU: Nişanlılık, “işaretlenmek” demektir. En büyük hatalardan birisi genelde buradan başlıyor: Nişanlı insanlar karı-koca olmuyorlar. Nişanlılığın en önemli vasfı; bu sürecin kızın, erkeğin ve ailelerin birbirini tanıma süreci olmasıdır. Burada yapılan en büyük hata, hemen dini nikâh kıymaktır. Zaten devlet de bunu yasaklamıştır. Nikâh kıyılmadan önce ailelerin birbirini tanıma noktasında gidip gelmeleri, akrabaların tanınması gerekir ama asla karı-kocaymış gibi davranılmamalıdır. Nişanlılığın en önemli sınırı budur hocam. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de Hz. Aişe annemizle üç sene boyunca nişanlı kalmıştır.

Nişan merasiminden sonra taraflar, akrabalık kurmanın ilk teşebbüslerine başlarlar; hediyeler verilir, bayramlaşılır, oturulup kalkılır, sorunlara nasıl yaklaşılacağı konuşulur. En önemli şey, ailelerin birbirini tanımasıdır. Acaba biz bu aileyle akraba olabilir miyiz? Çocuklar kafelerde birbirini tanırken, aileler de nişanlılık döneminde birbirini tanımalıdır. Bir daha söylüyoruz: Nişanlılık, nikahlılık değildir. Nişanlı olmak birbirini tanıma dönemidir. Gerek çiftlerin gerek ailelerin bu noktalara daha dikkat etmesi ve o süreci iyi değerlendirmesi gerekir.

M. Selçuk ÖZDOĞAN: “Serbestlik sağlıyor” gibi bir düşüncenin içine girilmeyecek.

Mustafa AYDOĞDU: Bu süreci ibadete çevirmemiz lazım.

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Nişanlılık dönemi bizim için veballerin altına girmememiz gereken bir dönem.

Mustafa AYDOĞDU: Nikâhın başlangıcı nişandır ama bu nikâh demek değildir.

M. Selçuk ÖZDOĞAN: El tutmak, birbirine dokunmak kesinlikle yasaktır; normaldeki gibi yasak sınırlarının devam etmesi gerekiyor. Hocam gençlerimizi nişanladık, yüzüklerini taktılar. Yüzüklerde de detaylara dikkat edilmeli. “Altın erkeğe haram” diyoruz ama “Biz kıza altın aldık, onlar da bize altın alsın, sonra bozdururuz” gibi mantıklara giriliyor. Müslüman’ın bir şahsiyeti, bir tavrı olur. Ucuz hesaplar yüzünden sünneti terk etmeyelim.

Mustafa AYDOĞDU: Hocam, küçük hesaplar büyük hesabı, yani ahiret hesabını unutturmamalı. Müslüman küçük hesapların adamı olamaz. Onun tek hesabı Malik-i Yevmiddin olan Allah’adır. O gün her şeyin ortaya çıkacağı, insanın ya mahcup ya da sevinçli olacağı bir gündür. Rezzak olan Allah’tır. Müslüman küçük hesaplar peşinde koşmaz; onun işi büyük hesap gününe hazırlanmaktır.

NİKÂH BİR AKİTTİR

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Nişanlılık dönemini de bitirdik, gelelim nikâha. Şimdi resmi nikâh belediyede de kıyılıyor, müftülüklerimizde de. Nikâh kavramıyla ilgili gençlerimize ne söylemek istersiniz?

Mustafa AYDOĞDU: İbadet hassasiyeti olan insanlar için şunu tavsiye ederiz: Eskiden nikah sadece belediyede kıyılırdı, sonra bir de dini nikah için hocaya gidilirdi. Şimdi imkân var; kardeşlerimize özellikle tavsiyemiz, nikâhlarını müftülüklerde kıydırmalarıdır. Müftülüklerin de bu konuda güçlük çıkarmaması gerekir. Allah’ın rızası için kolaylık sağlayarak orada vaaz ve nasihatler edilmeli; haklar ve sorumluluklar anlatılmalı. Bu bir fırsattır. Hocalarımız nikâh merasimlerini çok uzatmadan gençlere nasihatler ederek, doğruyu ve hakları anlatarak bu süreci işlemeli. Müslümana yakışan budur. Nikâhımız dualı, ibadetli, güzel bir şekilde başlamalıdır. Biz de düğünlerimize müftülerimizi çağrılarım. Güzel bir başlangıç yapalım. Çünkü nikâh, düğünün besmelesidir. O besmelede düzgün bir başlangıç yaparsak bereket olur inşallah.

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Nikâh bir akittir, bir sözleşmedir. Bunun farkına varılması gerekiyor. Bu sözleşmenin ayrıntılarının bilinmesi gerekiyor. Nikâh kıymaya giderken neyin sözleşmesine gidiyorsun? Nikâhtaki sözleşmenin maddeler haline getirilip evlenen kişilerin neyin altına imza attıklarını bilmeleri nikâh akdini daha ciddi hale getirecektir. Nikâhın ciddiyetine dair neler söyleyebiliriz?

Mustafa AYDOĞDU: Dediğimiz gibi, kelimelerle beraber bu bir sözleşmedir. İslam hukukunda nikâhsız evlilik yoktur; şahitlerin huzurunda olacaktır. İcap ve kabul (razı olmak) şarttır. Kabul ettim diyecek taraflar. Erkek gayrimüslim olmayacaktır. Mehir konusu konuşulacak. Bir de nikahın ilanı ve duyurulması gerekir. “Şunun oğlu ile şunun kızının nikâhı kıyılmıştır” diyerek ilan edilmelidir ki artık o yeni bir hayatın başlangıcıdır.

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Sünnet üzere bir evlilik oldu. İbadete döndü nikâh.

Mustafa AYDOĞDU: Ve bizdeki evlilik dünyada başlar, ahirette devam eder. Yasin suresinde Rabbimiz; “Onlar ve eşleri gölgelerdedir” buyuruyor. Bizim anahtarımız budur. Şahitler huzurunda olacak; öyle “kendi aramızda anlaştık, nikâhlandık” gibi gizli saklı işler yok.

GİZLİ NİKÂH OLUR MU?

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Hocam bu suiistimale açık bir konu. “Gizli olmayacak” dediniz; özellikle bazı kesimler mezheplerden dayanak bularak ailelerden habersiz nikâhlanma yoluna gidiyor. Burada mağduriyet her zaman kadınındır. Dinimiz kadını koruyor. Kendi çocuğumuzun başına gelmesini istemediğimiz bir şeyi başkasının evladıyla ilgili de düşünmemeliyiz.

Mustafa AYDOĞDU: İslam’ın genel esası takvadır, korunmadır. Gizli kapaklı iş olmaz, Allah’ın görmediği yer yoktur. Bir ibadetin ibadet olması için üç şart vardır: Allah emrettiği için yapılacak, Allah rızası için yapılacak ve Peygamber’imizin usulüne uygun yapılacak. Bunlar varsa ibadettir. “Biz iyi niyetliyiz, kendi aramızda kıysak olur mu?” Olmaz. “Üniversite bitene kadar geçici kıysak olur mu?” Olmaz. Bunlar doğru şeyler değil. Biz bilinçli olursak kimse olumsuz olarak etkileyemez bizi. Tekrar söylüyoruz. Müslüman’ın ibadetsiz bir hayatı olamaz. Rabbimiz tüm hayatımızla, “Her şeyinizle İslam’a girin” diyor; ferdi, ailevi ticari hayatınızda, içinizle, dışınızla, nikâhınızla. Hiçbir alanda şeytanın adımlarını takip etmeyin.

Nesli bozmanın en kolay yollarından birisi aileyi bozmaktır. Aileyi bozunca her şey bozuluyor. Şeytan her gün rapor alırmış. Yaptığı işten dolayı alnından öptüğü yardımcısı da karı koca arasını bozanmış. Şeytanın en sevdiği iş, karı-koca arasını bozmaktır. Çünkü etkisi çok büyüktür. Neden bu kadar asker besliyoruz? Namusu muhafaza etmek için. Bir düşman gelse ilk neye zarar verir? Namusumuza. Namus çok önemlidir, insan namusu için yaşar. Bu da mehir konusu konuşularak, anne-babanın rızasıyla, duyurularak, meşru yollarla yapılmalıdır. Yoksa gayrimeşru yollar çıkmaz sokaktır.

FLÖRT BİZE AİT DEĞİLDİR

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Bu nikâh kıyılacaksa bunu ibadet havasına çevirelim ve sünnet üzere bir evlilik yapalım. Sınırların dışına çıkmayalım. Asıl derdimiz bu. Burada gizliliklerden bahsettiniz hocam. Gizli görüşmelerden. Toplumun kanayan yarası olan bir konu. Hocam, bir de flört meselesi var. Bize ait olmayan, sonradan yamanan bu kavramın fıkhi ve evlilik açısından sıkıntıları nedir?

Mustafa AYDOĞDU: Allah celle celaluhu her Cuma okunan Nahl Suresi 90. ayette “adaleti, ihsanı ve akrabaya yardımı emreder; fahşayı (hayasızlığı ve aşırılığı) yasaklar.” Fahşa çok geniş bir kavramdır. Mesela bir erkekle bir kadın baş başa kaldığı zaman Efendimiz uyarır: “Üçüncüleri şeytandır.” buyurur. Dikkat ederseniz ayette; “Zina etmeyin” değil, “Zinaya yaklaşmayın” deniliyor.

İnsanın zaafları vardır. Adem babamıza “şu ağaca yaklaşmayın” deniliyor. Yemeyin demiyor da yaklaşmayın diyor. Allah bazı yasakları koyarken “yaklaşmayın” der. Anne-baba doğruyu anlatmadığı zaman, gençler sosyal medyadan veya televizyondan gördüklerini doğru zanneder. Hz. Ömer Efendimiz, “Dininizi iyi öğrenin, yoksa yaşadığınızı din zannedersiniz” buyuruyor. Dizilerde hep “aile rızasıyla evlenenler şişman, yaşlı, kötü” gibi kötülenerek gösteriliyor. “Sen kendin bul” deniliyor. “Sen bulursan bu iş daha garantili olur”. Lisedeyken, üniversitedeyken daha kolay oluyor bu işler. Ailelerin de kolayına geliyor. Okuyacak diyor, memur istiyor diyor, amir istiyor diyor, çocuk da anlaşıyorsa birçok iş kolay bir şekilde yürüyor. Sonra istekler devreye giriyor. Bu konuda da anne babalar çocuklarına teslim oluyor. Direnseler iş karışacak. Yanlış düğmelenen gömlek gibi yanlışlar diğer yanlışları getiriyor. Bu flört de yanlışlardan biridir. Peki, İslam’da eşler birbirini görmeyecek mi? Görecekler. Ama ciddi karar verildiğinde, büyükler, hocalar vesile olduğunda, açık alanda bir yerde, birkaç seferi geçmeyecek şekilde, yanlarında birileri varken konuşabilirler. Efendimizin emridir: “Gördün mü?” diye sormuş sahabeden birine. Erkek-kız, birbirini görmeden düğün yapmaları da doğru değil. Hayreddin KARAMAN’ın bir hatırasını dinlemiştim yıllar önce. Eşimi düğün gecesi görmüştüm demişti. Bu da doğru değil. Görecekler elbette ama flört tarzı, telefonlarla gizli gizli, baş başa, gizli görüşmelerin sonuçları kötü oluyor. Efendimiz’e sallallahu aleyhi ve sellem bir genç geliyor. Zina etmek istiyorum diyor. Efendimiz sorular soruyor gence. Senin bir kardeşinin başka bir erkekle aynı şeyi yapmasını ister misin, diyor, sonra genç düşünüp vazgeçiyor.

Biz evlilik konusunu gündemde tutacağız. Gençler telefonla zaman geçirmekten dolayı çok şeyden habersiz yetişiyor. Rahmetli Zeki Soyak hocamızın uyguladığı sistem gibi önce bilgilendirme yapacağız. Bizim boş bıraktığımız alanı farklı şekillerde dolduruyorlar. Şeytan “günahı size süsleyeceğim” diyor. Doğruyu da öğretmediğimiz için, takvayı da öğretmediğimiz için, fücur yönünü de ihmal ettiğimiz için, bahçeyi çiftçinin suladığı gibi yönlendirmediğimiz zaman da sel olduğu gibi gençler de nereye gideceğini bilmiyor.

Sonra gençleri suçluyoruz. Hayır hocam. Suçlu biziz. Bunları gündemimize almadığımız için. Ne anlatıyoruz? Sürekli eleştiriyoruz çocuğu. Ne yaptın, kaç puan aldın yerine yönlendirici sorular sormak lazım. Asr suresi bize bunu anlatıyor. İyi bir eş olmak, sorumluluklarını vermek. İyi bir anne olmanın da eğitimlerini vermek. Çocuklar o eğitimi de almıyorlar. Bu sefer psikologluk çocuklar yetişiyor. Çocuklar evin prensi, prensesi oluyor. Anne baba olmaya, yönetmeye hazır değil. Bilinçli olsa çocuğa da fayda verecek. Dolayısıyla bizlerin ne yapıp edip ailede bilinç eğitimlerini arttırmamız gerek.

DÜĞÜNLERİMİZ

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Hocam düğünlere de değinsek? 1990’lı yıllardaki fotoğraflara baktığımızda camilerde düğün yapıldığını görüyoruz. Daha sonra küçük salonlarda yapılmaya başlıyor düğünler. Düğün salonlarına verilen paralar bazen yeni bir ev kuracak kadar yüksek olabiliyor. Müslüman’ın düğünü nasıl olmalı, nelere dikkat etmeliyiz?

Mustafa AYDOĞDU: Müslüman, örnek bir Peygamberin ümmeti olarak her halinde örnek olmalıdır. Müslüman hayır işlerde örnek olmalıdır. Kabil’i örnek verirken, yaptığı fiilden dolayı aynı fiili işleyen herkesin günahından ona da yazıldığını söylüyoruz. Peygamber Efendimiz’e nasıl düğün yapalım diye soralım. Efendimiz düğünde mütevazılık ve sadelik tavsiye etmiştir. Bugün evlilik oranları düşüyor, çocuk artış hızının 2,4’lerden aşağı düşmemesi gerekiyor ama şu an 1,4’lere geriledi. Sebeplerinden biri de pahalı düğünler, salonlar, gösteriş merakıdır. Müslüman gösterişçi ve riyakar olamaz. “İnsanlar ne der?” değil, “Allah ne der?” diye bakmalıyız. Peygamberim düğünüme gelse sevinir mi kızar mı diye düşüneceğiz. Gücümüz oranında yemekli, mütevazı, gerekirse evimizde kadınların eğlendiği bir yer, erkeklerin eğlendiği ayrı bir yer olmak üzere neşeli, gösterişe kapılmadan, sade bir şekilde, kendimizi çok zorlamadan bir düğün yapmalıyız. Orada da ikilemde kalıyor insanlar. Vahye mi uyacağız, hevaya mı uyacağız? İnanın tespit etmişler. Kız çocuklarının en çok bozulduğu ortamlar düğünlermiş. Düğüne nasıl gidecek, ne giyecek şaşırıyor çocuk. Ona bakıyor, buna bakıyor, anne-baba da “daha çocuk” diyor. Ondan sonra giyim kuşama öyle alışıyor. Bir daha düzgün kıyafet giymeye alışmak için zorlanıyor.

Eksiğimiz var. Doğrusunu anlatmıyoruz. Hem ikrama geçmiyor, kem büyük paralar harcıyoruz, hem de kötü örnek oluyoruz. Her bakımdan ne yapıp edip düğünlerimizi düzeltmeliyiz. Düğün bir besmeledir, hayatın başlangıcıdır. Bayrak duası ile başlıyor. Hoca çağrılıyor. Kur’an-ı Kerim okunuyor. Akşam olup da düğüne gidince farklı manzaralarla karşılaşıyoruz. Biz, birçok düğüne gidemiyoruz. İsraf etmeden, harama girmeden, sadelikle yapılmalıdır. Kurban konusunu anlatırken; şeytan, Hz. İbrahim’e gitmiş, ikna etmeye çalışmış. Onu ikna edemeyince Hz. Hacer’e gitmiş, onu da ikna edemeyince Hz. İsmail’e gitmiş. Şeytan şu an tam olarak bunu yapıyor. Şeytan, erkeği ikna edemezse kayınvalideye, geline veya akrabalara gider; “bir defa olacak” diyerek kötü bir yol açtırır. O boşa harcanan paralarla kaç fakir evlendirilir, kaç ev döşenir.

Biz her şeyimizi ibadete çevirmek zorundayız; düğün de buna dâhildir. Toplumsal bir yarayı bu şekilde tedavi etmeye çalışacağız. Küresel çapta Müslümanlara oynanan bu oyunu da bozacağız. Bizim böyle rastgele bir hayatımız, kafama göre takılırım gibi bir hayatımız olmaz. Ben kafama göre düğün yaparım demek olmaz. Benim param var, ben yaparım demek olmaz. Allah Teâlâ Kasas suresinde “ Allah sana nasıl ihsanda bulunduysa sen de ihsan et.” buyuruyor. Ama ihsan da ne? İhsanı da ahiret yurdunda ara. Müslüman her şeyiyle örnek insandır. Kötü örneklik Müslümana yakışmaz.

KADIN ERKEK EŞİTLİĞİ VAR MI?

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Son olarak kadın-erkek eşitliği veya eş değerliliği hakkında neler söylersiniz?

Mustafa AYDOĞDU: Şeytanın, Adem babamızla ilk tartışması “ben üstünüm” tartışmasıdır. İslam’da üstünlük ancak takvadadır. Üstünlük ahirette belli olacak. Şimdi Hz. Aişe annemizle kimi kıyaslayabiliriz? Hz. Hatice… Hz. Meryem ile ilgili sure var. Şimdi bu annelerimizle kimi kıyaslayabiliriz? Kadın ve erkek bir elmanın parçaları gibidir; birbirlerinin rakibi değil, eşidirler. Görevleri ve kapasiteleri farklı olabilir ama bir sistemin parçalarıdırlar.

Cahiliye zihniyeti üstünlük tartışması getirir. Kendini yetiştirmiş, takva eğitimi almış bir hanım yüzlerce erkeğe bedel olabilir; tarihimizde bunun örnekleri çoktur. Japonlar öyle diyor: Yetişmiş bir kadın yüz erkeğe bedeldir. Sen-ben tartışması şeytani bir tartışmadır. Karı ve koca birbirinin rakibi değil, eşidir. Allah kadına ve erkeğe hangi görevi verdiyse onlar onu yapmalıdır. Matematikte elmayla armut toplanmaz, deriz. Çünkü farklıdırlar. Bu tartışma şeytani bir tartışmadır. Sonu yoktur. Nisa suresinde Rabbimizin erkeğe de kadına da verdiği görevler bellidir. Birbirini tamamlarlar. Neslin devamı, çoğalması için birbirlerine ihtiyaçları vardır. Allah bizlere ne görev verdiyse onu yapacağız. En büyük makam Allah’tan razı olmaktır. En büyük makam, “Nefs-i Mutmainne” dediğimiz, Allah’tan razı olmuş ve Allah’ın da kendisinden razı olduğu bir ruh haline erişmektir. Kadın ve erkek, bu dünyadaki faaliyetlerini bu şuurla yapmalıdır. Hayatı cennete çevirmek aslında bir ibadettir. Bizim üç temel görevimiz var: İbadet etmek, yeryüzünde Allah’ın halifesi olma sorumluluğunu (hilafet) yerine getirmek ve dünyayı imar etmek (imaret).

Tevbe suresi 71. ayet çok önemlidir ve her kıza, her erkeğe öğretilmelidir: “Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir (dostları ve yardımcılarıdır). İyiliği emrederler, kötülükten menederler.” İslam medeniyetinde bu görev sadece erkeğe değil, aynı şekilde kadına da yüklenmiştir. Ahzab suresinde de ibadet eden erkekler, ibadet eden kadınlar, itaat eden Müslüman erkekler ve kadınlar tek tek zikredilmiştir. Şunu unutmamalıyız; İslam’ın olmadığı yerde şeytan ve dostları hakim olur. Bir Müslüman kesinlikle feminizm veya başka Batı merkezli izmlerin peşinde olamaz. Hac suresi 78. ayette bize “Müslüman” ismini veren Allah’tır. Bizim tek kimliğimiz Müslümanlığımızdır ve bunu savunmalıyız.

Erkek karısına zulmediyorsa karşılığını görecek. Ahirette kimseye haksızlık edilmeyecek; kim ne kadar samimi bir performans göstermişse karşılığını alacaktır. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem “müflis”ten bahseder. Müflis kimdir? Dünyada zulmeden, ahirette ise para pul geçmediği için sevaplarını kaybeden kişidir. Bu yüzden kadın kocasına, koca da karısına zulmedemez. Eşler arasında bir “üstünlük tartışması” olamaz; eğer bir üstünlük olacaksa bu ancak takva iledir. Allah, takva sahiplerine bir “Furkan” (Hakkı batıldan ayırma melekesi) vereceğini ve onlara bir çıkış yolu göstereceğini vadediyor.

Bu geçici dünyada “sen üstünsün, ben üstünüm” tartışmalarını bir kenara bırakıp; el ele, kol kola bu hayatı nasıl cennete dönüştürebiliriz, nasıl cennetlik insanlar yetiştirebiliriz, buna bakmalıyız. Cennetlik nesilleri nasıl yetiştirebiliriz? Çocuklarımız, toplum ve tüm dünya bize emanettir. Allah Teâlâ, “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten menedersiniz” buyuruyor. Gündemimizi buna çevirmeliyiz. Doğru gündem bizi cennete taşır, yanlış gündemler ise ömrümüzü heba eder.

Asr suresinde buyurulduğu gibi; zamana yemin olsun ki insan hüsrandadır. O zarardan kurtulmanın yolu; iman, salih amel, birbirimize hakkı ve sabrı tavsiye etmekten geçer. Rabbim bu anlattıklarımızı hayatımıza tatbik etmeyi nasip eylesin.

M. Selçuk ÖZDOĞAN: Çok teşekkür ediyoruz hocam. Kıymetli bilgilerinizden ve düşüncelerinizden istifade ettik.

Değerli kardeşlerimiz; ailelerimizden sükûnet, meveddet (sevgi), saygı ve merhamet eksik olmasın.

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.