Av. Mustafa YAVUZ ile “Aile İçi Roller” üzerine yapılan söyleşi: AİLE İÇİ ROLLER
Kavvamlık ve Saliha Kadınlık
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Avukat Mustafa Yavuz, uzun zaman Kır Çiçeği Aile Derneği’mizde bilfiil görev aldı. Şimdi hanım çalışmalarında da görev alan bir abimiz, bir hocamız. Rabbim hizmetlerini kabul eylesin.
Mustafa hocam, maalesef 21. yüzyıl boyunca, son yüzyılda bozulan, değişmeye çalışan kavramlardan biri, özellikle de karı ve koca rolünün karmaşıklaşmasına yol açtı. İkisi arasında net bir çizgi varken; eşin, zevç ve zevcenin rolleri net bir şekilde bölünmüşken, maalesef çeşitli izmlerle birlikte -hani buna feminizm deniliyor, farklı şeyler deniliyor, farklı dernekler kurularak farklı işler yapılıyor- bu kavramlar üzerinde çok uğraşılıyor. Bizim burada Enderun Eğitim Vakfı olarak amacımız bu kavramları yerli yerine oturtmak Mustafa hocam. Bizdeki karı ve koca rolü nedir? Nasıl olması gerekir? Bu konuyla ilgili bir “Bismillah” diyelim.
Mustafa YAVUZ: Evet, “Bismillah” diyelim o zaman. Şimdi malum biz Müslümanlar için, İslamiyet belli ilkelerini sunuyor. Müslümanlar olarak biz de bunlara talibiz. Dolayısıyla bu prensipler, yaşam ilkeleri ferdi, ailevi, toplumsal, sosyal birçok alana hitap ediyor. Özellikle konumuz bakımından temel olan, en önemlisi nedir? Ailedir. Aileye özgü kavramlar vardır; aileye özgü kurallar, aileye özgü prensipler, örf, adet, gelenek ve göreneklerimiz var. Bunların en başında ne gelmesi gerekir? Mutlaka ayet, hadis olması gerekir değil mi?
Yani bizim hayat prensibimiz, hayat ölçümüz Kur’an-ı Kerim’den ve Peygamber Efendimiz’in hayat düsturundan başlayacak. Şimdi bu çerçeveden bakacak olursak, karı koca evlilikle birlikte bir ortak hayata atılıyor. Hayat arkadaşı oluyor. Bu hayat arkadaşlığı çerçevesinde, bu hayat birlikteliğinde zaman zaman birbirlerinin ayaklarına basabiliyorlar. Zaman zaman karşı karşıya gelebiliyorlar. Aslında konulan kurallar, kaideler -Kur’an-ı Kerim başta olmak üzere- bu karşı karşıya gelmeleri en aza indirmek, şayet karşı karşıya gelinmişse bunların çözüm yollarını ortaya koyabilmektir. Bunun en başında kavramların geldiğini düşünüyorum ben. Şayet evliliğe adım atacaksak hanım kardeşimiz ya da erkek kardeşimiz bir rol üstlenecek demektir. Hani aile içinde roller dedik ya, erkekten başlayalım; erkek kardeşimiz evliliğe niyetlendi, yaşı gelmiş, işini gücünü bulmuş, “evleneceğim” demiş, niyetlenmiş ve uygun bir aday çerçevesinde evlenmiş. Bir rolden başka bir role geçmiş durumdasın sen. Artık önceki rolün evlatlık olabilir, farklı bir rol olabilir…
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Yeni bir rol daha kazanıyor aslında.
Mustafa YAVUZ: Yeni bir rol daha kazanıyorsun.
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Yeni bir yola çıkıyor.
Mustafa YAVUZ: Bu rol demek şu demek aslında: Bir görev ve sorumluluk ediniyorsun. Evet, belli görevleri üstleniyorsun, görevlere talipsin. Ve bu rollerin ve görevlerin çerçevesinde belli sorumluluğun ve yetkilerin var. Şayet bir yetki verilmişse aslında sorumluluk da verilmiştir. Hesap da ona göre olacak; hem dünyevi hem uhrevi hesaplar. Hanımefendi tarafına bakalım; hanım kardeşimiz de aynı yaşa gelmiş, uygun bir aday olmuş, evlenmiş. O da mevcut evinin prensesiyken, babasının prensesiyken yeni bir ne olmuş? Hanım olmuş. Şimdi bakacağız, bu iki çifti bekleyen en önemli imtihan nedir? En önemli imtihan, en önemli görev, en önemli sorumluluk şu: Biz yeni bir hayata başlıyoruz. Bu hayat sürprizlerle dolu, hayatta bizi neler bekliyor? Artı, bu hayata başlarken görev, sorumluluk ve yetkilerimiz nelerdir? Önce bu konudan bakmalı. Kendi hayatımdan örnek vereyim: Ben ilk evlendiğim dönemde “İslam’da Aile” diye bir kitap satın aldım. Bu kitabı hanımla beraber oturduk, inceledik, baktık. Yani benim dediğim, senin söylediğin ya da benzeri bir tartışmada -hani dedik ya karşı karşıya gelmelere bile meydan vermemek adına- Kur’an-ı Kerim, İslamiyet, fıkıh ne diyorsa ben ona talibim. Sizler de bunu talep edeceksiniz.
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Çözüm basit aslında. Çok basit.
Mustafa YAVUZ: Ama bunu, birincisi, önemseyip benimseyip, ikincisi pratik hayata geçirebilmek lazım. Pratik hayatta dökülüyoruz. Şimdi bu bir iman kaidesi olduğu için buna “evet” diyoruz. Ama ilerleyen hayatta, üç sene sonra farklı bir duruma gelince bu ilk verdiğimiz ahde sadık kalamayabiliyoruz. Dökülmeler burada başlıyor. Burada hatırlatmaların olması gerekiyor. Hatırlatıcıların olması gerekiyor. Eşlerin birbirine bunu hatırlatması gerekiyor. Lafı çok uzatmayalım, hemen kavrama girelim.
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Hani dinimiz bu rollere ne anlam yüklüyor? Eşe “Saliha Kadınlık” rolü yüklüyor.
Mustafa YAVUZ: Şimdi diyor ki Kur’an-ı Kerim; ya evlendiniz, geldiniz, tamam ne güzel, zaten biz de böyle istiyoruz. Ama diyor ki; kadına saliha kadın olmak yakışır, erkeğe de kavvam olmak yakışır.
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Bu vasıflar da aslında Kur’an-ı Kerim’in yüklediği bir vasıf.
Mustafa YAVUZ: Hemen söyleyelim; Nisa suresi 34. ayeti açsınlar, okusunlar. Biz de burada okuyalım;
Nisa suresi 34. ayet-i kerimede Allah Teâlâ mealen şöyle buyuruyor: “Allah’ın iki cinsine birbirinden farklı özellikler ve lütuflar bahşetmesi…” İki cins var: Erkek ve dişi. Bu iki cinse ayrı ayrı özellikler yüklenmiştir ve bunları lütuf olarak verdi. Kadın gocunmayacak, erkek üzülmeyecek, erkek şımarmayacak, kadın şımarmayacak. Bunu veren de bunu tayin eden de özelliği lütfeden de bunu lütuf olarak ihsan eden de kimmiş? Allah. Bu bir. İki: “Ve mallarından harcama yapmaları nedeniyle…” Bakıyoruz iş dünyası, dış dünya, ekonomi dünyası biraz daha erkeğe yöneliyor. Yani harpler, savaşlar, dış dünyadaki mücadeleler, tehlikelere maruz kalmak vs. Kadınlar çalışıyor, o ayrı bir şey ama temelde bakın yüzdelik özelliklere vurursak cins olarak kim daha galip gelir? Erkekler galip gelir. Bu dünya kuruldu, böyle kuruldu; öyle olsun böyle olsun anlamında söylemiyoruz.
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Zaten bu görevlerimizden biri yani.
Mustafa YAVUZ: Evet, şimdi erkek bunu direkt, otomatik olarak üstlenir. Bundan şeref duyar, mutluluk duyar.
M. Selçuk ÖZDOĞAN: “Evime ekmek götürüyorum.” diye.
Mustafa YAVUZ: Bravo. Şimdi Allah Teâlâ diyor ki; bu ekmeği götürüyorsun, tefsirî anlamda işte kavvam sensin diyor. Mallardan harcama yapmaları sebebiyle erkekler, kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Bakın hemen rolü üstlendik. Daha uygun olanı Allah bize bir rol biçti.
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Hemen sorayım mı? Yönetici olmak üstünlük mü? Yani zihinde hemen diyor ya “yönetici oldum” filan. Bu bir üstünlük mü aslında düşündüğün zaman?
Mustafa YAVUZ: Yoksa düşündüğünüz zaman görev ve sorumluluk yetkisi dedik. Yetki var ama sorumluluk omuzları çökertecek kadar ağır.
Ama Allah Teâlâ da bize bu güç ve kuvveti vermiştir. Allah hiçbir zaman bir yükü kaldıramayacak olana yüklemez. Omuzları çökertecek kadar ağır ama ağırlığı kaldıracak kadar da gücü Allah bize verdi. Bakın çizgiler birbirini tamamlıyor, sorunuz da tamamlıyor. Allah diyor ki; cinslere ayrı ayrı özellikler verdim. Erkeğe diyor ki; öyle bir yükü yükledim ki, omuzlarını çökertecek fakat onu kaldıracak güç ve kuvvet verildi özellik olarak. Kadına geleceğiz; kadınınki de o oranda çetin, o oranda omuzlarındaki yük fazladır. Şimdi mallarını harcama yapmaları nedeniyle Allah Teâlâ erkekleri kadınlar üzerinde yönetici ve koruyucu olarak tayin etmişti. Şimdi bir defa bunun üzerinde tartışmalar yaratmak bize yakışmaz. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: Erkekler ve kadınlara Allah Teâlâ bir kural vermişse, mümin erkek ve mümin kadına düşen görev; işittik ve itaat ettik demektir. Rabbim bunun tersini de emredebilirdi. Kadınlar evin üzerine yönetici olarak atanabilirlerdi, o zaman biz susmak ve kabul etmek durumunda kalacaktık. Bu kadıncı olmak, erkekçi olmak, işte erkek hegemonyasıyla ilgili bir şey değil.
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Burada zaten üstünlük kavramı hiç geçmedi hocam. Yani farklı özellikler geçti, yönetim geçti…
Mustafa YAVUZ: Yönetici vardı, ona göre sorumluydu, bir de koruyucuydu. Şimdi kavramda biz hep yönetici, idareci, üst olarak değerlendiriyoruz da aslında kavramı, orayı biraz açalım.
M. Selçuk ÖZDOĞAN: “Evin herifi benim” diyorlar ya hocam, ondan söylüyorum yani.
Mustafa YAVUZ: Evin herifi olmak kolay değil. Bak evin herifi geldiğinde, kavramın sorumluluğunda olmak da gerekiyor. Bakın bu kişisel gelişim yazarlarınca da vurgulanıyor. Hatta bir hanımefendi yazar diyor ki; “Kavvam ol yeter ki, bu kavvamlıktan dolayı başın belaya girsin, boşanmak da dahil.” Diyor ki; işin içinde Allah Teâlâ sana kavvam olmayı emretmiş, o zaman kavvam olacaksın.
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Allah’ın yüklediği görevi yapıyorsunuz.
Mustafa YAVUZ: “Rabbim ben kavvam oldum da bunlar başıma geldi.” diyebilirsin. Kavvamlığı terk edersen, bir takım olaylar başına geldiğinde o zaman yine sorumluluk gelir, günah ve vebal gelir. Şimdi kavvamlık aslında aileye bir ufuk vermek, bir yön vermek, bir istikamet çizmek. Devlet başkanları ne yapar? Bakanlarıyla oturur; beş yıllık, on yıllık -daha akıllı yönetimler otuz, kırk yıllık, elli yıllık, yüz yıllık- planlar yapar. Bizde de öyle misyonlar var değil mi? İşte 2053, 2071; uzun süreli hedeflerimiz. Nedir bu? İstikamet çizmek, bir hedef belirlemek. “Türkiye’yi şuraya taşıyacağım.” diye bağırıyorsun. Biz de hemen mikro anlamda devletimize dönüyoruz.
Sadece misal kabilinden geçtik. Şimdi mikro çapta devletimizden yani kendi ailemize inecek olursak kavvam ne yapacak? Bakacak, gidişata bakacak. Eşin nereye gidiyor? Bu gidişat nereye? “Fe eyne teshebun” (Nereye gidiyorsunuz?) diyor değil mi ayet? O zaman sen soracaksın; ben nereye doğru gidiyorum? Ailem, eşim, çocuklarım nereye doğru gidiyorlar? Ailemi doğru yöne mi götürüyorum? Çoluğum çocuğum nereye doğru gidiyor? Bu gidişat bizi cennete mi götürecek, cehenneme mi götürecek? Bu gidişat bizi felakete mi sürükleyecek, selamete mi çıkartacak? Bu sorumluluğu ben üstlenmek istemezdim ama Allah biz erkeklere bu sorumluluğu yükledi, verdi. Dolayısıyla kabul etmek durumundayız; Allah Teâlâ kadın ve erkek ayrımını yapıyor, kavvam olarak erkeği, saliha olarak da kadına takdir ettiğini kabul ediyoruz.
İlerleyen zamanda bu kavramların tamamını dolduracağız. Kavvam olmak demek “Ben herifim, yetki benim, istediğimi yaparım.” demek değildir. İstişare yapacaksın, gidişata bakacaksın, herhangi bir alanda haksızlık yapmayacaksın. Hükmedebilmeyi, yönetebilmeyi, adaletli bir şekilde götürebilmeyi bileceksin. Bunun için yolları arayacaksınız. Kavvam demek bu demek. Kavvam, ekonomiyi düşünür; ekonomik olarak nereye gidebileceğinizi sürekli takip eder. Bütçe kontrolü yapar; “Bu ay ne kadar giderimiz var, gelirimize uygun mu, değil mi?” Erkek bunu otomatik olarak beyninde, zihninde yapar. Gelir gider dengesi tablosunu çizer. Bu çizdiğiniz tabloyu ailenin genel gidişatı anlamında da yapmak gerekiyor. Okumada, uykuda, hastalıkta, okul kaydında, ders takibinde, abdestinde, namazında, temizliğinde, tesettüründe, ahlakında ve edebinde bütün bu konularda kavvam yönetici ne yapacak? Ufuk çizecek, takip edecek, çocuğunun terbiyesinden mesul olacak, hanımının gidişatından, dini yaşantısından mesul olacak.
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Ehlini cehennem ateşinden muhafaza edecek. Bu “Enfüseküm ve ehliküm.”
Mustafa YAVUZ: Ehliküm, evet. En son belki bağlama cümlesi olabilir.
Dolayısıyla kavvamlık aslında bu. Yani ben bazen diyorum ya çocuklar, “Ne olur namazı terk etmeyin.” Tamam onlar için acıyorum da en çok kendime acıyorum. “Niye baba?” falan diyorlar. “Ya sizin kılmadığınız her namaz bana acı olarak dönecek. Babanızın cehennemde yanmasını ister misiniz?” “İstemeyiz.” “O zaman hem yanmayın hem de beni yakmayın.” Mantık bu. Bu, şakayla karışık bir cümleyken gerçeklik içeren doğru bir cümle. Biz ehlimizin her türlü gidişatından; abdestinden, namazından, bunların takibinden, ahlakından, ahlak zafiyetlerinden, sofrasından -bazen müdahale yoluyla- sorumluyuz. “Yavrum böyle sofrada oturulmaz, sofrada böyle yenmez.” gibi.
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Özgür değiller mi hocam? Özgürler ya, özgürlük kavramı var ya!
Mustafa YAVUZ: Özgürlük hakları o kadar fazla ki. Sabahtan akşama kadar yüz dilimlik hayatın doksan dokuzunda zaten özgürler. Bırakalım o birinde de müdahalede bulunulsun.
Kavvamlık budur. Yani “Ben özgürlük alanına müdahale etmeyeyim.” dediğiniz anda kavvamlığı bir yerde bırakıyorsunuz. Anlattıklarım despotizm değil, çocukları yönetirken Azrail gibi başlarında beklemek değil. Çocuklarla iletişimimiz çok güzel olmalı. Bu konular tek tek müstakil anlatılabilecek konular. İletişim başlı başına bir alan. Anne-baba ya da baba eve gelince çocuklar “Eyvah, babamız gelmiş.” diye köşe bucak kaçmamalı. Hepsi kucaklamak için sıraya girmeli, öpücük yağmuruna tutmalılar seni. Beraber oturmalılar. Bunları sağladıktan sonra devamı tamam; ama bunlardan bir şey ihmal ediliyorsa kavvam yine olmuyor.
Kavvamlık; ailemizin her türlü gidişatından, maddi-manevi, dünyevi-uhrevi aklımıza ne geliyorsa hayatın tamamından mesulüz, takip etmemiz görevimizdir. Hepsinden sorumluyuz. Kavvamlık budur. Kendimizi ne kadar düşünüyorsak, ehlimiz olan eşimiz, kızımız, çocuğumuz, hatta ileri mertebede torunlarımız; bunlara yön vermemiz gerekiyor. Maalesef şunla karşılaşıyoruz; işte kızlarımız oluyor, erkeklerimiz oluyor vs. Belli bir yaşa gelmiş, o yaşa gelene kadar kavvamlığı hiç aklına gelmemiş, hiç o otoriteyi sağlamamış. Belli bir yaşı aştıktan sonra da aklı başına geliyor. “Ya ben bu açık kızımı nasıl kapatacağım? Tesettüre nasıl ikna edeceğim? Oğlumu-kızımı ahlaken nasıl değiştirebiliriz? Çocuklarımı nasıl abdestine, namazına başlatacağım?” Yaşı kaç? 18-20. Ya çok affedersin bu çocuklar 9-10 yaşındayken sen baba değil miydin? Babaydın. O zaman Allah sana “Ey Ademoğlu, sen kavvamsın.” dememiş mi? Demiş. İşte kavvamlık tam buralarda, bu zamanları kaçırmadan yapılmalıdır. Dolayısıyla belli alanlarda şayet kavvamlığı terk edersek, tabiat boşluk kabul etmez, başka kavvamlar çıkabiliyor. Nedir? Yönetmeye meyil olan insanlar vardır. Erkeklerde de kadınlarda da. Diyelim erkek biraz pasifse, bir alanda boşluk bulursa, kadın da yönetmeye meyilliyse o ailede mutlaka bir bakmışsın kadın kavvam olmuş.
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Rol değişmiş.
Mustafa YAVUZ: Rol değişti, geçmiş olsun. Şimdi o rolü tekrar üstlenene kadar sen bir ömür çatışıyorsun. Diyor ki; “Evde huzur yok.” Niye çatışıyorsun kardeşim? Geriye git, geriye git.
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Nereden geldin sen buraya?
Mustafa YAVUZ: Nereden geldin? 5 sene önceye varıyorsun, 10 sene önceye varıyorsun ve bakıyorsun bir yerde bu otoritenin boşluğu oluşmuş. Otorite boşluğu oluşturulmuş. Otoriteden kastımız despotizm değil; düzgün yönetebilme sanatı.
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Kur’an ve sünnet üzerine yönetebilmek aslında.
Mustafa YAVUZ: Aynen öyle. Bunu terk ettiğimiz zaman, Allah’ın bize verdiği görevden bir adım geri attığımız an bir de bakmışız ki orayı ya hanım doldurmuş ya çocuğumuz doldurmuş. Hele çocuklar hiç affetmez. Çocuklar direkt kavvamlığa soyunur. “Ya o yaşta kavvam olur mu?” Ooo çok güzel, kavvamul kavvam bile olurlar yani. Bu nedenle o alanı boş bırakmamamız lazım; bıraktığınız an, üç yıl sonra o alanı geri alabilmek için çatışırsınız. Gereksiz krizler çıkar. Bakarsınız evde çocuğuyla tartışıyor, kriz oluyor. İlk nedene yani geriye dönün; üç sene, beş sene, on sene önce mutlaka bir görev ihmali söz konusu. O görev ihmali de işte kavvamlığı terk etmektir.
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Buradan diğer rollere geçelim mi?
Mustafa YAVUZ: Geçelim. “Saliha Kadın” olmayı da kısaca açıklayayım. Baştan sormuştunuz, ona istinaden… Saliha Kadın’ı da Allah Teâlâ çok güzel bir şekilde yerleştirmiş. Ayet-i Kerime ile kadınlara görev verilmiştir: Yalnız kaldıklarında bile korurlar; evini korur, ırzını korur, namusunu korur. Bu erkekler için de bir görev tabii ki. En iyi kadın, en güzel kadın, en saliha kadını Allah Teâlâ yine Kur’an çerçevesinde belirtmiş.
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Hani orada cihada gidemiyorlar ya; işte geliyorlar Efendimize, O da işte saliha kadınla ilgili hemen o alanı, eşine itaat etmesiyle ilgili hususları söylüyor hocam.
Mustafa YAVUZ: Şimdi konu gerçekten önemli. Şimdi en önemlisinden bir tanesi şu: Hani ben dedim ya; evlendim, hemen bir kitap aldım, okudum, eşimle paylaştım. Ya ben bunu biliyordum; bir rolden bir hayata geçiyorum. Hani ölünce ahiret hayatına geçersiniz ya, evlilik de öyle bir şey. Bekarken tek kendinden sorumlusun, yürüyorsun dolaşıyorsun. Evlendim; bir hayattan başka bir hayata geçiyorum. Bu hayatla ilgili ben ne yapmalıyım?
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Aslında kullanma kılavuzu gibi hocam.
Mustafa YAVUZ: Kullanım kılavuzlarını bulacağız, okuyacağız hocam. Okumaktan çekinmeyelim. Benim dediğim olmaz, onun dediği olmaz. Bu alanlar çatışan alanlar hiç değil. Aç Kur’an-ı Kerim’i oku, aç hadisi oku. Hiçbir şey bilemiyorsan “İslam’da Evlilik” diye bir kitap al; haklar, hukuklar, yönetimler yazılmıştır. Açalım okuyalım. Dışarıdaki insanlarla ilgili çatışmalarınızı minimuma indirin. Aile huzurumuz, mutluluğumuz otomatikman artar. Çatışmalar “benim dediğim olsun, senin dediğin olsun”dan ortaya çıkıyor. Ben de diyorum ki sen kimsin, o kim? İkiniz de Allah’ın kulusunuz. Dönün Allah’a, Allah ne diyorsa o olsun. Dolayısıyla bu alanı çatışma alanı olmaktan çıkartmak istiyoruz. Bu alan itaat alanı, bu alan uyum alanı; çatışma alanı değil. Çünkü çatışacak bir meydan bırakmamış Allah Teâlâ.
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Aile; sükuna erdiğimiz, meveddeti bulduğumuz, merhametin kuşandığı bir ortamın olması gerekiyor. Hani bunu bozmamak, bu ahengi bozmamamız gerekiyor.
Mustafa YAVUZ: Bozmamamız gerekiyor. Bir görev ve sorumluluk olarak biz bunu görmeliyiz. Mutlaka -geçmiş sayılmaz- bütün evli olanlar; “Ya ben kavvamlığı hiç duymamıştım.” diyebilirler. Bununla ilgili görev ve sorumluluklarım nedir, ne yapmam gerekir şeklinde düşünebilirler. İlk fırsatta öğrenmeliler. Bu, Allah Teâlâ’nın bize verdiği bir sorumluluk, bundan kaçılamaz.
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Kapı açıldı; artık girilecek, bakılacak, araştırılacak.
Mustafa YAVUZ: Kadınlar şunu demeli: “Ben saliha kadın olmalıymışım. Allah Teâlâ bana bu görevi vermiştir.” Saliha kadın nasıl olunurmuş? Buradan anlatmakla bitirilecek bir konu değil ama biz dediğiniz gibi bir anahtar vermiş olduk.
Aile İçi Roller: Çocuk ve Ebeveyn Rolleri
Evlat Olma Rolü ve İslami Ölçüler
Mustafa YAVUZ: Bu roller konusunda dedik ya; rol nedir? Görev, sorumluluk ve yetkidir. Evlilikle birlikte bir hayattan başka bir hayata geçiş yapıyoruz. Rabbim lütfetti, çocuklar verdi; bir, iki, üç… Emanet ve hediye kabilinden aldık, kabul ettik. Bu, omuzlarımızdaki yüklerin artması demek.
Çocuklara düşen rolü, evlat olma rolüdür. Bu rol, çocuk kendi ayakları üzerinde durup kendi hayatına yön verene kadar devam eder ancak evlatlıktan asla tamamen kurtulamazsınız. İsra suresi 23. ve 24. ayetlerde bu durum şöyle ifade edilir: “Rabbin sadece kendisine kulluk etmenizi ve anne-babanıza iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlanırsa onlara ‘öf’ bile deme, onları azarlama ve ikisine de gönül alıcı söz söyle.”
Burada ölçü şudur: Biz anne-babamızın kulu değiliz, onların söyledikleri üzerimizde mutlak bir otorite teşkil etmez. Ancak onlara iyi davranmakla ve ihsanla yükümlüyüz. İtaatin sınırı, Kur’an ve sünnete aykırı bir emir verilip verilmediği ile ilgilidir. Anne-babayı doğru konumlandırmak çok önemli; ya çok yükseltiyoruz ya çok alta indiriyoruz.
Kuşak Çatışması ve İhsan Kavramı
Mustafa YAVUZ: Anne-baba ve evlat çatışması dünyevi farklılıklardan doğar. Gençler, çağın koşulları gereği bir tık ilerisini düşünebilir, ufukları genişleyebilir. Anne-baba “Bizim zamanımızda şöyleydi.” dediğinde, çocuk “Anne-baba, o zamanlar geçti.” der. Dünya ancak böyle ilerler. Eğer çocuk tamamen babası gibi düşünüp davranırsa dünya yerinde sayar.
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Kuşak çatışması kavramı ortaya çıkıyor burada.
Mustafa YAVUZ: Evet, bu çatışma mukadderdir, yani kaçınılmazdır. Allah Teâlâ bunu bildiği için ayette “azarlama” ifadesini kullanmıştır. Şartlar değişiyor; ben bilgisayarla geç tanıştım, çocuğum otomatik vitesli arabayla doğuyor. Çocuk dedesinin mantığıyla düşünemez. Çatışmayı önlemenin yolu ihsandır. Evlat anne-babasını düzeltmeye kalkmamalıdır. “Baba öyle olmaz, böyle olur.” diyerek onları azarlamak yerine, kendi doğrusunu yaşamalı ama onlara karşı güler yüzlü ve anlayışlı olmalısın. “Tamam babacığım, sen gönlünü hoş tut.” diyerek vaziyeti idare etmelisin.
Anne ve Babanın “Yükleme” Dönemleri
Mustafa YAVUZ: Günümüzde “ana kuzusu erkekler” veya “baba kuzusu prenses kızlar” yetiştiriyoruz. Annelik çok mukaddes bir görev. 8-10 yaşına kadar çocuk anneye emanettir. Tıpkı bir bilgisayara program yükler gibi; sevgi, merhamet ve insanlık gibi temel duyguları anne yükler. Bunu baba yapamaz, babanın yapısı buna uygun değildir.
Ancak çocuk 12-13 yaşlarına geldiğinde görev babaya geçmelidir. Anne bu noktada geri çekilmeyi bilmelidir. Baba çocuğa dış dünyayı, ticareti, mücadeleyi, dürüstlüğü ve ahlakı yükler. Eğer anne “Benim yüklemem bitmedi.” diyerek 20 yaşına kadar çocuğu kendi kontrolünde tutarsa ve çocuk babayla temas kuramazsa, o erkek çocuk ileride kuracağı yuvada “kavvamlık” ve babalık görevlerinde zafiyet yaşar. Çünkü o donanım ona yüklenmemiştir.
Anne: Şefkati, merhameti ve sevgiyi temsil eder.
Baba: Gücü, parayı, kazanmayı ve maddi dünyayı temsil eder.
Kur’an-ı Kerim Kıssalarındaki Aile Modelleri
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Kur’an-ı Kerim’deki kıssalarda bu roller nasıl görünüyor?
Mustafa YAVUZ: Kur’an-ı Kerim’deki kıssalar baba-oğul ilişkisine çok büyük vurgu yapar. Yuvayı dişi kuş yapar ama baba kuş o yuvaya istikamet verir.
Hz. Adem: Habil ve Kabil (iyilik ve kötülüğün temsili iki erkek evlat).
Hz. Nuh: Kenan (baba-evlat ilişkisi).
Hz. İbrahim ve Hz. İsmail: Bu en güzel örnektir. Hz. İsmail bebekken, Kur’an, annesi Hz. Hacer’in (Safa-Merve arasındaki) mücadelesini anlatır. Çünkü o yaşta çocuk, anneye muhtaçtır. Ancak İsmail büyüdüğünde Kur’an artık anneyle olan diyaloğunu değil, babasıyla Kabe’yi inşa etmesini ve kurban hadisesindeki istişareyi anlatır. Hz. İbrahim; “Yavrucuğum seni rüyamda boğazlarken gördüm, ne dersin?” diye sorar. İsmail ise “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap.” der. Bu bir teslimiyet ve doğru eğitimin sonucudur.
Hz. Yakup ve Hz. Yusuf: 12 oğul ve baba arasındaki derin münasebet.
Sonuç ve Dört Temel Kavram
Mustafa YAVUZ: Ailedeki çatışmaları sıfıra indirmek için dört temel kavramı (Kavvamlık, Saliha Kadınlık, Babalık ve Annelik) hakkıyla öğrenip yerine getirmeliyiz. Bir doğru, ailedeki dört yanlışı götürür. Hak geldiğinde hata zail olur. Eğer bu roller doğru oturursa, çocukların kapıyı çarpıp gitmesi veya boşanmalar gibi derin yaralar asgariye iner. Biz imtihan dünyasındayız ve bu kaideler bize hatırlatıcıdır.
M. Selçuk ÖZDOĞAN: Allah razı olsun hocam. Kıymetli okuyucularımız, Avukat Mustafa Yavuz hocamızla aile içi rolleri konuştuk. Ailelerimizden sükûnet, meveddet ve merhamet eksik olmasın. Allah’a emanet olun.