SEYEHAT – SIHHAT – ŞAHİT

Ankara ile başladığım seyir yazılarımın yenisi için uzun bir yolculuğa çıkıyoruz.
Ankebut Sûresi’nde geçen “Yeryüzünde gezip dolaşın da Allah’ın varlıkları ilk defa nasıl yarattığına ibretle bakın.” ayeti kerimesinin ilhamım olduğundan bahsetmiştim.
İç Anadolu da yaşayan biri olarak yolumun ancak merak edip gitmeyi istemek ve özlemle kesişeceği bir şehre gidiyoruz. Bu yolculukta yeşilleneceğiz desem tahmin edersiniz sanıyorum. Trabzon seyrine hoş geldiniz.
Elhamdülillah daha önce tanımak adına gelme fırsatım olmuştu. Bu sefer acaba neler değişti heyecanıyla yoldayım. Umduğumdan çok uzun süren bir gündüz yolculuğuydu. Bozkırdan yol aldıkça yükselerek yeşillenen dağlar oldukça dikkatimi çekti. Bir tarafın kurak bir tarafın yeşermiş hali ‘Görmüyor musun ki, Allah gökten su indiriyor da yeryüzü yemyeşil oluveriyor! Allah latiftir, her şeyden haberdardır’ ayetini hatırlatıyor. Yeşererek devam eden yolculuğumuzda her vakit girişinde verdiğimiz molalarla tazeleniyoruz. Böylece birçok şehir yolculuğa şahit oluyor. Sisli dağların heybeti, bulutlar ve gökyüzü unutulmaz bir gün batımı Gümüşhane cam teras da verdiğimiz akşam namazı molası ile hafızamıza kazınıyor. Bir süre daha yol aldıktan sonra Trabzon seyri için dinlenmeye geçiyoruz.
Yeşilin her tonuyla güne başlayarak yola koyuluyoruz. Güneş genel olarak bulutların arkasına saklanmış sanki gökyüzü ve denizin ayrımını görebiliyoruz böylece. İlk durağımız Uzungöl; yıllar önce geldiğim halinden epeyce farklılaşmış yol boyunca dükkanlar ve tabelalarla yabancılaşmış diyebilirim. İyi ki daha önce gelmişim diye geçirdim içimden önceki halini bilmediğim her yer için hayırlısı ile en kısa zamanda gitmeyi diledim. Uzungöl’ün etrafını yokuş çıkarak yaptığımız yürüyüş yeşile bürünmüş dağlar, çeşitliliğinden kaybolduğumuz bitkiler ve ağaçların arasından adım adım Uzungöl Camii’nin tam karşında göle yansıyan manzaraya hayran kalıyorum. Bitmesini istemediğim dinlendiren yürüyüş sonrası tekrar yola düşüyoruz.
İstikamet Sümela manastırı. Sisli dağların zirvesine kurulan manastıra ulaşmak için araç değişikliği yapıyor. Doldukça hareket eden minibüsler ile dağa tırmanıyoruz. Belli bir noktaya kadar gidebiliyoruz. Manastıra 400 metre adım adım ilerliyoruz. Önceki gelişimde yağmurlu hava dolayısıyla basamakların kayganlığında epey zorlandığımı anımsıyorum. Bugünün şartlarında gelmenin daha kolaylaştığı dağ yolunu iki kesişin rüyasından hareketle 1150 metre nasıl çıktıklarını düşünmeden geçemiyorum. Sümela ismini yaslandığı Karadağ’dan alıyor. Tarihi 370’li yıllara dayanıyor. Kayaları oyarak ibadethane yapan keşişler bugün ki manastırın temelini atıyorlar. Zamanla genişleyen ve kalabalıklaşan manastırda kayaların üzerine inanışlarına göre yapılan sahne resimleri rehberimizden dinliyoruz. Fatih Sultan Mehmed’in Trabzon’u fethettikten sonra manastıra yardımlar yaptığını, şehzadeliğini Trabzon da yapan Yavuz Sultan Selim’in hediye şamdanlar gönderdiğini, Osmanlının manastıra katkılarını ve hoşgörüsünü öğreniyoruz.
Anlatımlar devam ederken kendimi efendimizin Hira’ya çıkışını tefekkür ederken buluyorum. Çokça ettiği ‘‘Ey kalpleri evirip, çeviren (Allah’ım)! Benim kalbimi dinin üzere sabit kıl.’’ Duası dökülüyor dilimden. Yeni rotamız için merdiven basamaklarından inerken manastıra gelenleri kemençe çalarak uğurlayan amca ile karşılaşıp tebessüm ediyorum.
Çıktığımız dağ yolculuğunun dönüşü sağım solum yeşil dağların arasından gürül gürül gelen su sesleriyle geçiyor.
Son durağımız Ayasofya camiine varıyoruz. Trabzon’un Ortahisar ilçesinde olduğunu öğrenince memleketimi anımsıyorum. Denize nazır Camii’nin bahçesinden itibaren tarihini mimarisinde ki derin detayları rehberimizle tekrar keşfediyoruz. Yine bir gün batımına şahit oluruz. Planladığımızdan uzun süre ayırmış olsak da bulutların aralanmasıyla güneş batarken rengini gökyüzüne yansıtışı aklıma Mülk Sûresi’nde geçen;
‘‘Sonra gözünü tekrar tekrar çevir de bak; (kusur arayan) göz aradığını bulamadan bitkin olarak sana dönecektir.’’ ayeti kerimesini getiriyor.
Beni Trabzon’a getiren uzaklara özlemdi. Daha önce geldiğim şehre bugün ki ben ile tekrar gelmek bambaşka bir deneyimdi. Ne kadar uzağa gidersem gideyim kendime yolculuk yaptığımı ve içimde taşıdığım özlemleri fark ettiğim bir seyir oldu. Anladım ki bazı tekrarlar yeni başlangıçlar sayılabilirmiş. Şimdiden yeniden gelmek için heyecan duyuyorum. Sizleri şehri seyir etmek için seyahate davet etmiştim. Şimdi ise şehirdeki sizi keşfet etmek için davet ediyorum.
