OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE MİNİK KALPLERE BÜYÜK DEĞERLER

OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE MİNİK KALPLERE BÜYÜK DEĞERLER

İnsan, yaratılışı gereği aşkın olana yönelmeye ve anlam arayışına açık bir varlıktır. İslam düşüncesinde bu yönelim “fıtrat” kavramı ile ifade edilmekte olup, her çocuğun doğuştan temiz ve hakikate meyilli bir öz taşıdığı kabul edilmektedir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de, “Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata sımsıkı tutun…” (Rum, 30/30) buyurularak bu hakikate dikkat çekilmektedir.

Bu bağlamda dini eğitim, çocuğa dışarıdan yüklenen bir bilgi bütünü değil; onun doğasında var olan eğilimlerin doğru bir şekilde yönlendirilmesi sürecidir. Özellikle okul öncesi dönem, bu yönlendirmenin en hassas ve belirleyici evresini oluşturmaktadır.

Bir anne olarak gözlemlediğim üzere, çocukların kalpleri son derece alıcı ve hassastır. İki kız çocuğu yetiştiren bir ebeveyn olarak, onların dünyayı anlamlandırma çabalarında manevi kavramlara ne kadar açık olduklarını ve bu kavramların nasıl bir özenle sunulması gerektiğini her gün yeniden tecrübe etmekteyim.

Okul öncesi dönemde çocukların bilişsel gelişimleri, soyut kavramları anlamlandırma açısından sınırlıdır. Bu nedenle dini eğitimde içerikten çok yöntem belirleyici olmaktadır. İslam’ın temel mesajı olan merhamet ve sevgi, bu dönemde çocuğa aktarılması gereken en önemli unsurlardır.

Allah’ı anlatırken korku dilinden özellikle kaçınmanın ne kadar önemli olduğunu deneyimledim. Onlara “Allah seni çok seviyor” dediğimde yüzlerinde oluşan güven duygusu, dini eğitimin özünün aslında bir sevgi aktarımı olduğunu açıkça göstermektedir.

Okul öncesi dönemde dini eğitim, doğrudan öğretimden ziyade dolaylı öğrenme süreçleriyle desteklenmelidir. Hikâyeler, oyunlar ve günlük yaşam deneyimleri, çocuğun anlam dünyasına daha uygun araçlardır.

Bu noktada Kur’an-ı Kerim’de yer alan kıssalar, çocukların ilgisini çekebilecek önemli içerikler sunmaktadır. Ancak bu anlatımlar, çocuğun yaşına uygun şekilde sadeleştirilmeli ve korku unsurlarından arındırılmalıdır.

Çocukların “Allah nerede?”, “Neden göremiyoruz?” gibi soruları ise onların zihinsel gelişiminin doğal bir parçasıdır. Bu sorular karşısında verilecek cevapların sade, açık ve güven verici olması gerekmektedir. Bu süreçte önemli olan, çocuğun merakını bastırmak değil, onu sağlıklı bir şekilde yönlendirmektir.

Kendi çocuklarımın sorduğu bu tür sorular karşısında fark ettiğim en önemli husus, onların aslında karmaşık açıklamalardan ziyade samimi ve kısa cevaplarla daha kolay tatmin olduklarıdır. Bu durum, dini eğitimde sadeliğin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.

Ailenin Rolü: Model Olma

Dini eğitimin en güçlü belirleyicisi aile ortamıdır. Nitekim Muhammed’in “Her doğan fıtrat üzere doğar; sonra anne babası onu…” şeklinde başlayan hadisi (Buhârî, Cenâiz, 92), ailenin belirleyici rolünü açıkça ortaya koymaktadır.

Çocuk, ebeveynin söylediğinden çok yaptığını öğrenir. Namaz kılan, dua eden, sabırlı ve merhametli davranan bir ebeveyn, çocuğa sözsüz bir dini eğitim sunar.

Sevgi ve saygının hâkim olduğu bir aile ortamı, çocuğun dini değerleri olumlu duygularla ilişkilendirmesine katkı sağlar.

Dini pratiklerin günlük yaşamın doğal bir parçası haline getirilmesi, çocuğun bu değerleri içselleştirmesini kolaylaştırır.

Dini eğitim, anlık değil süreç odaklı bir eğitimdir. Bu nedenle ebeveynlerin tutarlı ve sabırlı olması gerekmektedir.

Çocukların en çok “gördüklerini” taklit ettiklerine şahit oldum. Bazen hiçbir şey yapmadan sadece dua ettiğimde, onların da beni taklit ederek ellerini açmaları, model olmanın ne kadar güçlü bir eğitim yöntemi olduğunu göstermektedir.

Okul öncesi dönemde dini eğitim, bireyin hem inanç dünyasının hem de ahlaki gelişiminin temelini oluşturmaktadır. Bu süreçte önemli olan, çocuğa yoğun bilgi aktarmak değil; onun kalbinde olumlu bir dini duygu ve güven duygusu inşa edebilmektir.

Çocuklara din öğretmek, aslında onlara Allah’ı sevdirmektir. Bu sevgi yerleştiğinde, diğer tüm kazanımlar zamanla kendiliğinden gelişmektedir.

İslam düşüncesinde Allah ile kul arasındaki ilişkinin temeli sevgi ve merhamete dayanmaktadır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Allah Teâlâ’nın rahmetinin her şeyi kuşattığı (A‘râf, 7/156) ifade edilmekte, bu da dini eğitimin sevgi eksenli olması gerektiğine işaret etmektedir.

Çocuklara Allah anlatılırken en sık yapılan hatalardan biri, korku temelli bir dil kullanılmasıdır. “Allah seni cezalandırır”, “yanlış yaparsan Allah kızar” gibi ifadeler, kısa vadede davranış kontrolü sağlıyor gibi görünse de uzun vadede çocuğun Allah ile ilişkisinde kaygı ve mesafe oluşturabilmektedir.

Oysa Peygamberimiz Hz. Muhammed’in eğitim yaklaşımı incelendiğinde, sevgi ve kolaylaştırma ilkesinin ön planda olduğu görülmektedir: “Sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz; kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız.” (Buhârî)

 Allah’ın sevdiği

 Koruduğu

 Bağışlayıcı olduğu

 Her zaman yanında olduğu

Bir anne olarak, çocuklarıma “Allah seni çok seviyor” dediğimde onların yüzlerinde oluşan huzur ifadesi, bu yaklaşımın ne kadar doğru olduğunu bana defalarca göstermiştir.

Okul öncesi dönemde çocuklar somut düşünme evresindedir. Bu nedenle Allah’ın zatı gibi soyut konular yerine, O’nun yarattıkları üzerinden bir anlatım daha sağlıklı olmaktadır.

 Doğa gözlemleri (çiçekler, hayvanlar, gökyüzü)

 Günlük nimetler (su, yemek, aile)

 Sevgi ve iyilik davranışları

Bu süreçte etkili araçlar olarak kullanılabilir. Örneğin bir çiçeğe bakarak “Bunu Allah yaratmış” demek, çocuğun zihninde somut bir bağ kurmasını sağlar. Bu yöntem, soyut bir kavramı somut deneyimle ilişkilendirerek öğrenmeyi kolaylaştırır.

Allah sevgisinin kalıcı hale gelmesi, yalnızca anlatımla değil; günlük yaşam içerisindeki tekrarlarla mümkündür. Bu noktada küçük ama etkili alışkanlıklar önem kazanmaktadır:

 Yemeklerden önce ve sonra şükür ifadeleri

 Uyku öncesi kısa dualar

 İyilik yapıldığında “Allah bunu çok sever” gibi yönlendirmeler

Bu tür uygulamalar, çocuğun zihninde Allah ile olumlu davranışlar arasında bağ kurulmasını sağlar.

Çocuklara Allah sevgisi kazandırmak, dini eğitimin en temel ve en hassas boyutlarından biridir. Bu süreçte amaç, çocuğa yoğun bilgi yüklemek değil; onun kalbinde güven, sevgi ve aidiyet duygusu oluşturmaktır.

Sevgi temelli, gelişimsel özelliklere uygun ve yaşamın içine yayılmış bir eğitim anlayışı, çocuğun Allah ile sağlıklı bir bağ kurmasına imkân tanır.

Çocuk Allah’tan korkarak değil, Allah’ı severek öğrenmelidir. Çünkü sevgiyle kurulan bağ kalıcıdır korkuyla kurulan ise geçicidir.

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.