Yanı Başımızdaki Aşırılıklar – Ali Çendek

Yanı Başımızdaki Aşırılıklar – Ali Çendek

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.


Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. O ki insanı tüm yokluğun ve bilinmezliğin içinden varlık sahasına çıkaran, kendisinden haberdar edendir. Hamd yine O’nadır ki insanı başıboş bırakmamış, her an gözetip kollamış, bilmediğini öğretip onu kendi sıfatlarıyla değerli kılmıştır.

Şüphesiz Rabbimiz her şeyi bir ölçü ve düzende yaratmıştır:
“O, her şeyi yaratmış; her birine belli bir ölçü, biçim ve nizam tayin etmiştir.” (Furkan, 2)
“Şüphesiz biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık.” (Kamer, 48)

İnsan yaratılıp gün yüzüne çıkınca bu kusursuz düzen bir anlam kazandı. Bunca ölçü ve kaderin hikmeti ve kudreti, onu yaratanın azametine işaret etti. Bu nizam zerreden küreye her alanda tecelli etti: Güneşin doğmasından ayın çıkmasına, yağmurun yağmasından karın lapa lapa düşmesine; insanın doğmasından ölümüne, hastalığından şifa bulmasına; çiftçinin yetiştirdiği mahsulden ineğin süt vermesine, mimarın çizdiği eserden mühendisin yaptığı teknolojik aletlere kadar kâinat bir ölçü ve düzen içerisindeydi. İnsan bu nizam sayesinde üretti ve tüketti.

Neyin iyi, neyin kötü olduğunun sınırlarını Allah çizdi. İyi ve kötü için uygulanacak hükümler vazetti. Bu sayede insan, heva ve hevesinin, şeytanın vesveselerinin kurbanı olmadı.
“Beni yaratan ve bana doğru yolu gösteren O’dur.” (Şuara, 78)

Dünya üzerinde ki tüm dünyevi ve uhrevi sorunlar bu denklemin bozulmasından kaynaklanmaktadır. Dini aşırılıklar; ifrat ve tefritler bu yolu takip etmemekten dolayı gerçekleşmektedir. Bizim için iyinin ve güzelin, çirkinin ve kötünün yegâne kaynağı Allah’tır. O bir şeye iyi derse o iyi, kötü derse kötüdür. Bu iman edenler için tartışılmaz bir hakikattir. Yukarıda ifade edilen iyiliğin ve kötülüğün, dolayısıyla ahlakın dayandığı bir referansın olması gerekir. Aksi hâlde Avrupa devletlerinde yaşanan durum ortaya çıkar: İyi ve kötü gibi insan olmanın en temel iki kavramı tartışmaya açılır; her türlü fuhşiyat özgürlük kapsamında değerlendirilir; birinin kötü dediğine diğeri iyi diyebilir.

“O, dönüp gitti mi (yahut bir iş başına geçti mi) yeryüzünde ortalığı fesada vermek, ekinleri tahrip edip nesilleri bozmak için çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez.” (Bakara, 205)

İslam insanı, insan olmaktan çıkaracak ve topluma zararı dokunacak her türlü iş ve işleyişten uzak tutar. İslam, hiçbir otokontrol mekanizmasının sağlayamayacağı şekilde hayatı kontrol altına alır. Kul, murakabe halinde her an Rabbiyle beraberdir.

“De ki: İçinizdekileri gizleseniz de açığa vursanız da Allah onu bilir. Göklerde ve yerde olanları da bilir. Allah her şeye kâdirdir.” (Al-i İmran, 29)

Bugün tüm insanları yaşadıkları toplumu düşünmeye davet ediyorum. Etrafımızda her türlü hayâsızlığın kol gezdiği, İslam’ın bireysel kanaat ve uygulamalarla içinin boşaltılmaya çalışıldığı bir çağda doğru olan nedir? Merhum Zeki Soyak Hoca Efendi’nin ifadesiyle: “Hele ölçüsüzlüklerin ölçü, dengesizliklerin denge gibi sunulduğu; hatta bu konuda dayatmaların yapıldığı, kafa ve kalplerin karıştığı, kavram kargaşalarının yaşandığı bir ortamda işin sahtesi ile gerçeğini ortaya koymak, zihinlerin durulmasını sağlamak, alaca karanlıkta karanlık çehreleri aydınlık yüzlerden ayırmayı başarmak bir başka zorluktur. (Zeki Soyak, Ölçüler ve Dengeler, Takdim)

Bunca zorluğun içerisinde Müslümanlara düşen bu kutlu vazife ise ilahî buyruğun bizlere yüklediği o sorumluluktur.

Böylece sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet yaptık.” (Bakara, 143)

Dinî Aşırılıklar (İfrat ve Tefrit)

Bugün yeryüzündeki dinlerin tamamına baktığımızda, gerek dünya gerekse ahiret hayatını uç noktalarda yaşadıklarını görmekteyiz. Oysa İslam, indiği ilk andan itibaren bize vasat olmamızı, dünya ve ahiret işlerimizde aşırıya gitmememizi emretmektedir.

“De ki: Ey Kitap Ehli! Haksız yere dininiz konusunda aşırı gitmeyin ve daha önce sapmış, birçoğunu saptırmış ve dümdüz yoldan kaymış bir topluluğun hevalarına (istek ve tutku) uymayın.” (Maide, 77)

İbn Abbâs’ın naklettiğine göre Rasulullah aleyhisselam şöyle buyurmuştur:
“Ey insanlar! Dinde aşırılıktan sakının. Çünkü sizden öncekileri dinde aşırılık helâk etti.”

İslam içerisinde bulunan uç gruplar da ne yazık ki İslam’ın emrettiği Kur’an ve Sünnet yolundan sapmış, kendi heva ve heveslerini din edinmişlerdir.

“Ey iman edenler! Allah’ın sizin için helal kıldığı güzel şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz Allah, haddi aşanları sevmez.” (Maide, 87) Bu sebeple, ne yazık ki dünya üzerinde “sözde İslam için” hukuksuz ve gerekçesiz katliamlar yapılmakta, tek doğru kendilerini görüp diğer tüm Müslümanları İslam dairesinin dışına atmaktadırlar.

Anne, Baba ve Çocuk İlişkisi

Bugün insanların gelmiş olduğu nokta çok manidardır;

Sabah güneş doğmadan kreşlere bırakılan çocuklar, akşam güneş batarken alınmaktadır. Ne yazık ki anne ve baba şefkati görmeyen nesillerin, gerek insana gerekse diğer canlılara bakışı bir objeden öteye geçememektedir. Ruhtan ruha tenakus eden bu temiz fıtratlar tahrip edilmektedir.

Öte yandan anne-baba hakkı yok sayılmakta; bizler için rahmetin tecellisi olan ebeveynlerimiz, nesillerinden uzakta, yalnızlığın içinde vefat etmektedir.

Hayvanlara Bakış

Bir tarafta sokaklarda kuyruğu kesilmiş, bedeni zarar görmüş, aç bırakılmış hayvanlar; diğer tarafta ise “hayvan sevgisi” ve “hayvan hakları” gibi kavramlar adı altında insanın canı, malı ve şerefi hiçe sayılmaktadır. Bu ölçüsüzlüğe ve toplumu iki ayrı uç noktaya götüren sebep nedir? Oysa İslam medeniyeti, mukaddes olan insanın din, can, nesil, akıl ve mal emniyetini muhafaza etmeyi her şeyin üstünde tutar. Bunun yanı sıra Hz. Ömer r anh’ın ifadesiyle “Dağlara buğdaylar serpin. Müslüman ülkede kuşlar aç demesinler. ” anlayışı hâkimdir.

Tabiat, Tüketim ve Gösteriş

İnsanın varoluşuyla doğrudan bağlantılı olan evrene, tabiata karşı gösterilen bu saygısız ve fütursuz davranışın nedeni nedir? Bedenlerimiz dâhil yaratılan her şey bize bir emanet değil midir? Nasıl olur da hem yaşadığımız çağda hem de bizden sonra yaratılacak olan çağlarda ki insanlığın, hayvanat ve nebatatın hakkı hiçe sayılır. Su, toprak, hava gibi yaşamın temel vesilesi olan maddeler nasıl olur da israf edilir?

İnsanın varoluşu gibi ulvi bir mevzu nasıl olur da gayesiz ve amaçsız yemek, içmek ve boşaltmaktan ibaret sayılır. İnsan nasıl olur da bu tüketim hegemonyasına teslim olur. Dünyada resmî açlık oranı %8–10’lara ulaşmış, çocuklar açlıktan ölürken evlerde ve lokantalarda pişen yemeklerin çeşidi sayılamayacak kadar fazla çöp kutuları gıda maddeleri ile dolup taşmaktadır. İnsanların açlıktan öldüğü bir dünyada nasıl olur da israf, tüketimin önüne geçer?

Sosyal Medya ve Görünürlük

İnsanoğlu, hayatın doğal sürecinde mahremine çok dikkat ederdi. Çatısı örtük, kapıları kapalı, pencereleri perdeli idi. Ar ederdi. Özel hayatın; yemenin, içmenin, giyim ve kuşamın, mahrem mevzuların ifşa olmasından utanırdı. Peki, sonra ne oldu? Neden yarışa girdi insanlar? İçerisi görünmesin diye örttüğümüz kapıları, çektiğimiz perdeleri niçin kendi ellerimizle açtık? Bedenimizi teşhir etmekten, yediğimiz ve içtiğimizi paylaşmaktan nasıl zevk alır olduk?

Popülarizm ve popülerlik, beğenilmek ve paylaşılmak üzerine kurulu bu sistemin kölesi olmak neden amaç hâline geldi? Oysa hür olmaktı gayemiz.

Duygusal ve Davranışsal Aşırılıklar

İslam yaratılışta insanın içine yerleştirilen hiçbir duygu ve düşünceyi yok saymaz, onları terbiye etmeyi hedefler. Tüm mevzularda olduğu gibi helal ve haram olanı bildirerek bize yol gösterir. Bu duyguları yönetemeyen nasıl kullanacağını bilmeyen insan hem kendini hem de içinde yaşamış olduğu toplumu bir felakete sürükler.

Hz. Peygamber aleyhisselam bir hadisinde “Sevdiğin kimseyi ölçülü sev; olur ki bir gün o, senin buğzettiğin / sevmediğin kimse oluverir. Buna mukabil, buğzettiğin kimseye de ölçülü buğzet; olur ki bir gün o, senin sevdiğin kimse oluverir.” (Tirmizî, Birr, 60) buyurarak duygularda dengenin önemini ifade etmiştir.

Nitekim sevgi, aşk, öfke, hüzün gibi duygular fıtrîdir. Ancak bunların ölçüsüz kullanımı gerek kişiye gerekse karşı tarafa zarar vermektedir. Bugün sokaklara baktığımızda sevgi ve aşk uğruna tertemiz fıtratlı yavrularımız kurban edilmiş, hayâsızlığın sembolü haline getirilmiştir. İnsana fütursuzca duygularını yaşayıp, hayvanlaşmasını telakki eden bu düzen nefretin ve öfkenin de yegâne müsebbibi olmuştur. Öfkesini kontrol edemeyen insan evde ailesine sosyal hayatta tüm canlılara karşı tehdit oluşturmaktadır. Bugünün dünyasında yan baktı, kornaya bastı gibi fındıkkabuğunu dahi doldurmayacak sebepler uğruna öldürülenlerin sayısı bir hayli fazladır.

Zevk ve Eğlence Aşırılığı

Modern insan ne yazık ki dünyaya geliş gayesini unutmuş dünya hayatını nefsin istek ve arzularını gerçekleştirmeyi, hazlarını gaye edinmiştir.

“Bu dünya hayatı sadece bir eğlenceden, bir oyundan ibarettir. Ahiret yurduna (oradaki hayata) gelince, işte asıl yaşama odur. Keşke bilmiş olsalardı!” (Ankebut, 64)

Sonuç olarak İslam, insanı hem dünya hem ahiret dengesinde tutan yegâne yoldur. Bugün yanı başımızdaki aşırılıklardan korunmak, Kur’an’ın “vasat ümmet” ilkesiyle mümkündür.

Rabbimiz bizleri ifrat ve tefritten uzak, vasat ümmetin izinde yürüyen kullarından eylesin. Âmin.

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.