İSMET ÖZEL’DEN ŞİİR YAZMA KILAVUZU

İSMET ÖZEL’DEN ŞİİR YAZMA KILAVUZU

1Şairliğim bir maliyet meselesidir

“Hiç kimse şair, ressam veya müzisyen olarak doğmaz, tıpkı muhasebeci olarak doğmadığı gibi. Bir insanın kral, padişah veya imparator olarak doğmadığını söylemek de mümkün. İnsanların bir şeyleri olma noktasında yüz yüze geldikleri durumlar ve bu durumlara takındıkları tavır belirleyicidir. Ben kendi şairliğime pek şairane olmayan bir açıklama getirebiliyorum: Şairliğim bir maliyet meselesidir. Yetişme yıllarımda kendi önümde açılan yolun bir sanat alanından geçtiğini sezmiştim. Ama hangi sanat alanı? Müzik ve resim yüksek maliyetler isteyen alanlardı. Bu yüksek maliyetler sadece parayla ölçülebilen cinsten sayılmaz. Asıl belirleyici o olmakla birlikte, bana çok yüksek gelen maliyet, bu alanlarda kendi yolumu bulmak için çok erken yaşlarda birilerine, kimilerine ‘eyvallah’ etme mecburiyetiydi. Edebiyat alanı benim yetiştiğim yıllarda nısbi bir bağımsızlığa imkân veren nitelikteydi. Yani bir insan olarak varlığını tebarüz ettirebilmek için kimse kişiliğinden taviz vermek zorunda kalmadığı gibi edebiyat alanında hesaba katılabilir bir seviye gösteren her çalışma kendini gösterebiliyordu.”

2-Şiir tüm sanatlar gibi insan için bir sığınaktır

“Şiir bütün sanatlar gibi insan için bir sığınaktır. Bunu başarmış olmak herkesin sahip olacağı bir fırsat değil. Çünkü saçağın altına sıçramak için de bir güç sarf etmek lâzım. Hatta saçağın altını fark etmek de lâzım.  Bizim insan olarak hayatımızı devam ettirebilmemiz, dünyayı izah edişimizden çok dünya hakkında sahip olduğumuz tasavvurların bize sağladığı gücü, bir bakıma araç-gereç yerine geçecek şekilde kullanmamızla mümkündür. Evimiz, barkımız olur düşüncelerimiz. Yalnız düşüncelerimiz değil, inançlarımız, beklentilerimiz, yorumlarımız bütün bunlar içinde yaşayabileceğimiz şeyler haline gelir. Fakat ne zaman ki ya da bunlar bizi dünya karşısında savunmasız bırakır, savunmamıza yetmez hale gelir, işte o zaman yıldırım isabet eder. Şiir bu bakımdan, yalnız şiir değil, politik bağlanma da dün olduğu gibi bugün de benim için büyük dayanaktır.”

3-Edebiyat taş taş üstüne konularak yapılır

“O kuşağın tüm şairlerinden etkilendiğimi hiç gocunmadan, rahatlıkla söyleyebilirim. Bunun içine Kemal Özer’i bile katabilirsiniz. Cemal Süreya, Ülkü Tamer, Sezai Karakoç, Ece Ayhan… Bütün bu iyi şairlerin bizim yetişme çağlarımızda özel bir yeri vardı. Ben 17- 18 yaşlarımda André Gide’ in şu sözünü okuduğum için, söz konusu şairlerden etkiler almak beni asla endişelendirmedi: ‘Etkiden kaçanlar, bu soylu akrabalığı kendine yakıştırmayanlardır. Bir insanın, meselâ, Shakespeare’den etkilendim demesi, hadi oradan dedirtmediği takdirde harika bir şeydir. Edebiyat dediğimiz şey, taş taş üstüne konarak yapılan bir şeydir. Eğer A’dan Z’ye özgün bir şair varsa, o esasen psikiyatrik yardıma muhtaç bir kimsedir. Edebiyat, inşa edilir. Hezeyan ise, psikiyatrinin inceleme konusudur.”

4- Bu düşmana haddini bildirmem bahse konu olunca en büyük desteği bana şiir verdi

“Ben, ömrümün bir ânında şair olma tercihinde bulununca bir yönlendirmeden etkilendim mi? Hayır, etkilenmedim. Birilerin gözünde ‘bir şey olmak’ küçük yaşlarımdan itibaren, sadece reddettiğim değil, aynı zamanda sertçe karşı koyduğum bir münasebet tarzıydı. 1899 doğumlu bir babayla, 1902 doğumlu bir annenin son çocuğu, ‘tekne kazıntısı’ olarak ebeveynimden bir fiske yemedim; ama ilk mektebe başladığımın daha ilk ayında zil çalar çalmaz sınıftan koşarak çıktığım için pusudaki kadın öğretmenden bir tokat yedim. O günden beri gücünü üzerimde denemeye yeltenen resmî veya gayr-i resmî her türden otorite açıktan düşmanım oldu. Birilerinin gözünde ‘bir şey olmağa lânet etmemin en tesirli silâhıydı şiir.”

5-Şair, edebî numaralara başvurmamalı, sahici olmalıdır

“Edebî numaralardan iki şey anlıyorum: Bir ortalıkta genel geçer yargılara prim verilerek metni düzenlemek. Yani insanların ortalama, çok kolay fark edilen eğilimlerini okşayacak bir metne gitmek. Bir bu edebî numaraların içine girer; ikincisi, şair ya da yazar kendini kasıtlı bir şekilde perdeleyerek ve bu perdeyi de çok renkli çok cazip kılarak okuyucusunun karşısına çıkar, bu da edebî bir numaradır. Ben bunu daha önceki yazılarımdan birinde ‘intellect’ olarak yazmıştım. Bir şeyler oluyormuş izlenimini uyandırır okuyucu üzerinde. Ben bunun çok reel bir şey olduğunu sanmıyorum. Sadece o izlenimi uyandırır. Bu da edebî numaralardan biridir, diye düşünüyorum.”

6-Şair kelimeleri sadece seçmez, onları yeniden anlamlandırmak ve keşfetmek zorundadır

“Şiir olan bir şeyin keşfedilmesi gerekiyor. Şair kelimelerini bulmak zorunda. Şair kelimelerini kullanacaklarını bir yere yığıp depolama imkânına sahip olsa bile, sonradan bunların hepsini yeniden anlamlandırmak zorunda kalacaktır. Olduğu gibi alıp kullanamaz onları. Kelime gerçek oluncaya kadar şairin değildir henüz. Bu yüzden günlük dilin kelimeleri şiirde değişerek karşımıza çıkar.”

7-Kabul edilmek kaygısıyla şiir yazılmaz

 “Şiir yazıldı mı? İnsanlar hâlâ şair kabul edilmek derdiyle uğraşıyorlar. Kimse, ‘Beni şair saysalar da saymasalar da yazılacak olan budur’ diye bir yol tutturmuş değil. Türkiye’de genç veya yaşlı, herkes, kabul edilebilirlik alanı içinde şiir yazıyor. Ve korkuyorlar reddedilmekten. Hâlbuki şiir tam tersine önce reddedilen, sonra ister istemez kabul edilen bir metindir. Bugüne kadar hep böyle olmuştur. Önce, ‘Bu ne şimdi?’ sonra ‘Haaa, meğer buymuş’ dedirtmiştir. Shakespeare için de böyle, Baudelaire için de böyle.”

8-Her değişime rağmen iyi şiirler yazmak

“Benim masalım kısaca şöyle: ‘Bir varmış bir yokmuş. Bir şair Özel varmış. İyi şiirler yazarmış. Nasıl olmuşsa bu İsmet bir gün komünist olmuş. Derken efendim, bir komünist olarak da iyi şiirler yazmayı başarmış ve İsmet hatta böylelikle yıldızı parlamış. Gel zaman git zaman, İsmet Özel’in duyguları, düşünceleri, inançları değişmiş (masalın her varyasyonunda bu değişmenin sebepleri muhtelif) ve Müslümanlığı bir hayat yolu olarak benimsemiş. Ama işe bakın ki adam iyi şiirler yazmaya devam etmiş. Eh, o erdiyse muradına, biz de çıkabiliriz kerevetine.”

9-Şiir için ne feda edebilirsin?

“Ataol, Trabzon’dan Malazgirt’e sürgün ve hapis gitmişti. Ve elden, bana ‘Yıkılma Sakın’ adlı şiirini gönderdi. Muş’a gelen Malazgirtli Orhan adlı bir çocuk, Ataol’un şiirini getirdi bana. Ben de ona bir şiirle cevap vereyim dedim. Ama nasıl yapacağım? Hem askerlik hem şiir olmuyor. Hemen bir formül buldum. Diş çektirene üç gün istirahat veriyorlardı. Ağzımda da diş kökleri vardı. Dişçiye çıktım, üç diş kökü aldırdım ve üç gün istirahat aldım. Üç gün uğraştım, didindim ama şiir bitmedi. Bitmeyince gene dişçiye çıktım, dedim ki, ‘Şu dişleri çek.’ Çürük olan; ama tedaviyle kurtarılabilecek olan iki dişimi çektirdim. Dolayısıyla üç gün daha dinlenme imkânı doğdu ve altı gün içinde şiiri bitirdim.  Sonra o şiirler, ikimiz de henüz terhis olmadan yayımlandı, Yeni Dergi’ de. O günün şiir ortamına göre, sansasyonel bir olay idi. İki şiir yan yana konulmuştu…’

10 Önce bir metnin şiir midir, değil midir, onun tespitinin yapılması gerekiyor.

“Eğer şiirse ve buna şiir dememiz gerekiyor kararına varmışsak, onun siyasî şiir, ekonomik şiir, sosyolojik şiir diye ayrılması çok saçma bir şey olur. Yani bir şey şiirdir ya da değildir. Birtakım insanlar siyasî gayelerle birtakım etkili sözleri yan yana getirmişlerdir. Ama biz bakar ve ‘Buna şiir diyemeyiz.’ deriz.”

(İsmet Özel’in Waldo sen neden burada değilsin, Sorulunca söylenen, Toparlanın gitmiyoruz, Desem Öldürürler Demesem Öldüm, Şiir Okuma Kılavuzu ve Necip Tosun’un Yazma Dersleri kitaplarından faydalanılmıştır.)

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.