İKİ KÜÇÜK KOL DÜĞMESİ
Toprak sevdiklerimiz koynunda olduğundan mı böyle güzel kokuyor? Korktuğumuz ürktüğümüz mezarlıklar dönüp dolaşıp rûcû ettiğimiz sılaya dönüyor…
İki kız çocuğuyduk;
Babalarını cehennem ateşine karşı örtmek dileyen, iki küçük kol düğmesi babalarına iliklenen. Bizi yeşil gözlerini gözlerimizden hiç çekmeden başını çevirmeden dinleyen, yanına geldiğimizde ayağa kalkıp kollarını iki yana açarak karşılayan, sevincimizde ve kederimizde en iyi yol arkadaşımız… Bizi hayata alıştıran babamızı; o gün salavatlarla, dualarla kabre alıştırıyorduk.
Kokusu, sıcağı kucağımızda kaldı, bakışlarının izi gözlerimizde.. Kundaklayıp yavrusunu beşiğine yatıran bir anne gibi yatırdık kabrine.. Gözyaşlarımızla suladık ektiğimiz gülleri. Adın orada görmeye hiç alışamayacağımız baştaşını sevdik yüzünü sever gibi. Toprağına sarıldık göğsüne yaslanır gibi.
İki kız çocuğuyduk aciz…
Zaman geçtikçe ağaçlar ektik gölgelensin diye, mor leylaklar diktik baharı müjdeleyen, asmalar yeşerdi üzüm verdi kuşlara, çeşmesinden sular zaman gibi aktı. Dualar aminlerle mühürlenip, bağışlandı gönderildi gayb alemine…
“Elbet bir gün buluşacağız
Bu böyle yarım kalmayacak…”
O gün karşılıklı oturacağız cennetlerde, yarım kaldığımız yerden başlayacağız.
Baba o gün senin üzerine toprak attılar ya biz o günden sonra iyileşemedik. Bir eksildik bir daha bütünleşemedik.
Sahur sofraları, bayram sabahları, balkonumuzda (camlı köşkümüz) her şey yarım her şey eksik her şey yalnız…
İki kız çocuğuyduk.
Önce taşarcasına kanayan sonra yaraları sabırla küllenen. O küllenen yaralar ki kavuşsa da izleri bakî… O izler ki gülerken ağlatır, ağlarken hatırlatır, şimdi yetim boynu büyük anıları…
“Kim kız çocuklarını büyütür ve onlara iyi davranırsa o çocuklar kendisi için cehennem ateşine kalkan olur.” (Hadisi Şerif)