ABDULLAH HARMANCI’DAN ÇOCUK EDEBİYATI MERAKLILARINA YİRMİ TAVSİYE
1- Kalemini para kazanmak veya çocuklara ahlaki seviye kazandırmak için kullanmamalısın. Edebiyat kendi havzasında özgürce aktığı zaman zaten değer üretir. Sanat eserini asıl var eden gücün sanatçının içsel duygularının, ortaya yeni şeyler koyma azminin olduğunu unutmamalısın.
2- Emek, bize verilen hazinenin sonuna ulaşmamızı sağlar.
3- Yaratıcı yazarlık atölyeleri sana faydalı olabilir ama içindeki büyük tutkudan daha değerli bir rehber bulamazsın.
4- Dünya edebiyatında var olmuş hemen bütün yazarların ortak özelliği kalemlerinin karakteri ile seçtikleri türün karakteri arasındaki uyumdur. Demek ki kalemine uygun bir tür seçmek zorundasın. Her yazar seçtiği türde derinleştikten ve kendini kabul ettirdikten sonra başka türlere yönelir.
5- Gerçek yazarlar, daima küçük balıkları denize atarlar. Yayımlamadıkları, eledikleri, vazgeçtikleri metinlerin yekûnu büyüktür. Onları büyüten odur.
6- Uzun okuma listeleri etkileneceğimiz yazarları bulmak içindir. Onları bulduysak artık yazarın bütün eserlerini tadını çıkartarak okuyabiliriz.
7- Sanatsal üretimin temeli taklittir. Ama sevdiğimiz yazarların üzerimize bıraktığı radyasyondan kurtulmadan kendi gerçek sahici eserimizi veremeyiz. Bu nedenle M. Akif’ in ilk eserini yayınlaması otuz sekiz yaşını bulmuştur.
8- Bu işte para varmış diye çocuklar için yazmaya niyetlenenlerin sanatkâr bir ruha sahip olmadıklarına hükmedebiliriz. Çocuklara bir takım güzel davranışlar kazandırmaksa muhtemelen iyi bir yazar olamayacaksın. Çocuklara bir şeyler anlatmayı sevdiğin için yazıyorsan bu da edebiyat dışı bir sebep. “Kalemimin çocuklar için, çocuk doğasını anlama konusunda elverişli olduğunu düşünüyorum ve benden önceki çocuk edebiyatı yazarlarının eserlerini aşmak istiyorum” Belki de cevap bu olmalıdır.
9- Çocuklar için yazmanın gerektirdiği tek şey bir zamanlar çocuk olmak ve şu an olduğun yerden, yani yetişkinlikten çocukluğuna uzanabilmektir. Bunu yaparken çocuğa demode gelecek şekilde nostalji yapmamaya dikkat etmelisin. Senin amacın bir zamanlar çocuk olan senin içindeki çocuk bakışını yakalamak, geçmişe duyduğun özlemi şimdinin çocuğuna aktarmak değil. Anne-baba öğretmen olmak bu yolda işleri kolaylaştırabilir ama zorlaştırabilir de.
10- Önemli olan aldığımız formel eğitim değil, kendimizi inşa etme biçimimizdir. Edebiyat bir kültürel habitat gerektirir. Boş odalarda kitap okumaktan ibaret bir uğraşı değildir.
11- Tanzimat’tan bugüne edebiyatçılar ansiklopedisi kitabına inceldiğimizde tüm yazarların edebiyat kafilesine dergilerden katıldığını göreceksin. Öncelikle dilimizde edebiyatımızda var olan yönelimleri bilmek ve sindirmek zorundasın sonrasında bunları elbette aşmaya çalışacaksın.
12- Çocukluğunu hatırlaman faydalı ama bu çocukluk romantizmine dönüşmemeli. Ne olmalı? Bu çocuk nasıl düşünür? Nasıl hisseder? Neyi görür?
13- Daima en değerliye, en derine, en içsel olana, en zor olana talip olmalısın. Rilke’nin dediği gibi. Bir ağacın yazın geleceğinden emin olması gibi sen de eserinin ortaya çıkacağından emin olmalısın ve acele etmemelisin.
14- Çocuk Edebiyatı, edebiyattan yapılmış bir indirim değildir. Çocuğun kalbini çalmak daha zordur. Çocuk edebiyatı yazarı yazarken yetişkin yazarından farklı olarak, çocukların alımlama süreçlerini düşünmek, onların doğalarını kollamak zorundadır. Yani çocuk edebiyatının yetişkin edebiyatının bir kademe üstünde olduğunu söyleyebiliriz.
15- Çocuk gerçekliğini anlamış, çocuğa göreliğin farkına varmış, çocuk bakışı ile dünyaya bakan ve yazarken edebiyatının odağına bu bakışı yerleştiren bir yazar doğru adımlar atıyor demektir. Çocuk balkondan bakarken ne görür? Bizimle aynı şeyleri mi görür? Aynı şeyleri görürken bu kavramlara aynı anlamları mı yükler? İşte bu renkli, özgün bakış, çocuk bakışı, bütün anlatının, eserin odağına yerleşmelidir.
16- Edebiyat yolunda yürümenin ilk şartı, yazıyla sahici bir ilişki kurmamızdır. İkinci şartı kalemimizin karakteriyle seçtiğimiz türün karakterinin uyuşmasıdır. Tür seçimimizin içsel özelliklerimizle, türün kendi özellikleriyle bağlantılı olması gerekir.
17- Konuyu bulduğumuz zaman değil de nasıl yazacağımızla ilgili içimizde bir çözüm ortaya çıktığında yazmaya başlarız. Önce içimizden geldiği gibi doludizgin yazmalıyız. O ilk ilhamlı yazma coşkusu değerlidir, bu süreçte çok düşünmemek gerekir. Düzeltmeleri sonra yaparız.
Biz hissederek öğreniriz. Peyami Safa’nın uzunlu kısalı cümleleri, Refik Halit’in zengin kelime hazinesi, Necip Fazıl’ın akıl yakan imgeleri, Woolf’un bilinç akış, Mustafa Kutlu’nun iptidai bilgisi, Rasip Özdenören’ in ayrıntıcılığı…Bunları okuyarak ve duyumsayarak öğreniriz.
Sümeyye ÇİFTÇİ