İSLAM’DA TATİL KAVRAMI

Tatil; insanların rutin iş ve eğitim hayatlarına ara vererek zihnen ve bedenen dinlenmek eğlenmek veya yeni yerler görmek amacıyla geçirdikleri serbest zaman dilimidir. Kelime kökeni olarak Arapça “boş kalmak, çalışmamak, atıl olmak” anlamındaki atalet sözcüğünden gelir.
İnsanlığın geçmişine baktığımızda geniş kitlelerin dinlenme ve eğlence amaçlı seyahat etmesi, 19.yüzyılda Sanayi Devrimi ve demir yollarının yaygınlaşması ile başladı.20. yüzyıla gelindiğinde modern tatilin doğuşu 1930’lu yıllara dayanır. Fabrika işçilerine ve memurlara kanuni olarak ücretli yıllık izin hakkı tanınmasıyla tatil, sadece zenginlerin değil geniş halk kitlelerinin erişebildiği bir hak haline geldi. 1950’lerden itibaren de uçak seyahatlerinin artması ve otelciliğin gelişmesiyle günümüzdeki paket tur ve otel tatilciliği başladı.
Biz İslam dininde tatil var mıdır diye baktığımızda modern dünyanın anladığı anlamda hayatı tamamen durduran, sorumluluklardan soyutlanan veya boş zamanı haram kılınan fiillerle geçirmek şeklinde bir “tatil” anlayışı bulunmaz. Ancak bu durum, Müslümanın dinlenmeye ve yenilenmeye ihtiyacı olmadığı anlamına gelmez. İslam’da asıl olan, hayatın her anında ölçülü olmak ve dinlenmeyi dahi bir ibadet ve yenilenme vesilesine dönüştürmektir.
Kuran-ı Kerim’de “Bir işi bitirince diğerine koyul” (İnşirah, 7) buyurularak, insanın atalete düşmeden farklı ve hayırlı uğraşlarla dinlenmesi teşvik edilir. Bedenin ve zihnin dinlenmeye ihtiyacı vardır. Hz. Muhammed (s.a.v.) “Bedeninin senin üzerinde hakkı vardır” buyurarak meşru sınırlar içinde dinlenmeyi onaylamıştır. İbadet, aile ve iş sorumluluklarını daha verimli sürdürebilmek adına yapılan dinlenme meşrudur.
Yeryüzünü gezmek, Allah’ın yarattığı güzellikleri görüp ibret almak ve tefekkür etmek dinen tavsiye edilen bir davranıştır. Doğa ile baş başa kalmak ruhu tazeler.
“De ki: “Yeryüzünde gezip dolaşın, sonra da, yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bir bakın.” ( Enam; 11)
“Yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden önce geçmiş kimselerin sonlarının nasıl olduğuna bakmazlar mı? Ki onlar kendilerinden daha kuvvetli idiler, yeryüzünü kazıp alt üst ederek onlardan çok imar etmiş kimseydiler ve onlara belgelerle peygamberler gelmişti. Böylece Allah onlara zulmetmiyor, onlar kendilerine zulmediyorlardı”. (Rum 9)
Tatil dönemlerini akraba ziyaretlerine (sıla-i rahim), aile bireyleriyle kaliteli vakit geçirmeye ve çocukların eğitimiyle ilgilenmeye ayırmak büyük sevaptır. Boş zamanları helal dairesinde spor, okuma, gönüllülük faaliyetleri veya kültürel gelişimle değerlendirmek İslam’ın ideal gördüğü dinlenme şeklidir.
Tatil fikri, seküler anlayışın etkisiyle bazen dinî ve ahlaki değerlerin askıya alındığı bir serbestlik alanına dönüşebilir. “Tatildeyim” düşüncesiyle namaz, oruç gibi temel farzların terk edilmesi veya hafife alınması caiz değildir. Müslümanın kulluk bilinci mekâna ve zamana bağlı olarak değişmez. Alkol tüketimi, kumar, gayrimeşru eğlenceler, mahremiyet sınırlarının (tesettür ve mahrem-namahrem ilişkilerinin) ihlal edildiği ortamlar ve davranışlar tatil adı altında helal kılınamaz. Lüks, şatafat, güç yetmeyen harcamalar yapmak ve bunu sosyal medyada bir gösteriş unsuru haline getirmek İslam’ın israf ve tevazu ilkeleriyle bağdaşmaz. Zamanı tamamen boş, faydasız ve amaçsız işlerle tüketmek, ömür sermayesini boşa harcamaktır.
Sonuç olarak, Müslümanın tatili “sorumluluklardan kaçış” değil, “bir hayırlı işten diğerine geçiş” ve ruhsal-bedensel bir yenilenme sürecidir. Tatilimiz helal dairesinde olduğu ve sınırlar korunduğu sürece ibadet hükmüne geçer.
Gülnaz DAĞASLANI
