MÜSLÜMAN’IN TATİLLE İMTİHANI

MÜSLÜMAN’IN TATİLLE İMTİHANI

Ecdadın deyişi ile tebdil-i mekânda ferahlık vardır. Peki, her tebdil ferahlık verir mi ruha? Haramın karıştığı ortamda ferahı bulmak mümkün müdür? Yazı geride bıraktığımız şu günlerde bu sorular kafamı kurcalıyor. Zihnim bir tatil muhasebesi ile meşgul. Özgürlük iddiasıyla Müslümanın olmaması, bulunmaması gereken zeminlerde gösterdiği varlık mücadelesindeki zavallı çelişkiyi düşünüyorum. İçkili bir mekâna ya da “tesettürünle giremezsin” denilen havuza girebilmek için verilen garabet bir mücadele! İnsanın ya da Müslümanın onuruna yakışmayan bu fiillere özgürlük denilir mi? İnsan onurunu zelil eden haller özgürlük müdür ya da harama bulaşmanın özgürlüğü olur mu?

Yani Müslüman her şeyi yapabilecekse Allah’ın belirlediği sınırların hayatımızdaki yeri ne olacak?

Müslümanın her anı, her tavrı İslam’a uygun olmak zorundadır. İslami yaşantının tatili, arası esnekliği söz konusu olamaz. Müslümanın eziklik hali, kendini dünyalık zihniyete beğendirme duygusu onu maalesef “arada kalmaya” itmektedir. Bu arada kalma hali de asıllarını yaşatmaktan öteye gidemeyen, “alternatif” diye sunulan ama yine İslam ruhuyla örtüşmeyen garip tatil modellerini karşımıza çıkarmakta. Helal ve haramların güya gözetildiği lüks tatil köylerinde israfın, gösterişin kibrin tavan yaptığı tatiller muhafazakâr tatil anlayışı aldatmacasıyla insanlara sunulmakta. Zihinlerin karışmasına, kalplerin bulanmasına sebebiyet veren bu tatil anlayışının dinimizle örtüştüğü düşünülemez. Peki, bu noktada Müslüman’a yakışan tavır nedir?

Manevi disiplinimizde ayartana karşı sürekli “hayır ” demek zorunda kalacağımız pozisyonda durmak kerih görülmüştür. Tavsiye edilen; yaşam tarzımızı, ona maruz kalmayacak şekilde dizayn etmektir. [1] Kendimizi bu kerih ortamlardan uzak tutabilmenin yolu ise “değersizlik ” duygusunu “izzet” duygusu ile değiştirmekten geçmekte. Müslüman kendini izzetli hissetmeli. İzzet sahibi olduğu fikriyatla bütünleşip onu üstün görmelidir. Yani İslam’la şereflendiği için onur duymalı, inancı ona özgüven sağlamalıdır. İşte bu değersizlik duygusundan kurtaracak olan özgüven, Müslüman’ın başkalarına benzeme, herkesin yaptığını yapma, herkesin gittiği yere gitme hevesinin önünü kapatacaktır. “Yeryüzünde bulunanların çoğu, kendilerine uyarsan seni Allah (cc) yolundan saptırırlar.” (En’am,116) ayeti kerimesinde Rabbimiz bu hali vurgular.

Tatile çıkmanın mutlak bir gereklilik olduğu, yaz gelip de tatile çık(a)mamanın Allah muhafaza (!) hayatımızda çok büyük bir kayıp, bir eksiklik olduğu düşüncesi kapitalist sistem tarafından ilmek ilmek işlenmekte bilinçaltlarımıza.

İnsanların dinlenme, tatil yapma şekline de yön vermekten –tabii ki- geri durmayacak olan bu sistem herkes için en uygun dinlenme şeklinin deniz tatili olduğunu öyle sağlam işlemiş durumda ki; zihinlerde tatil eşittir deniz denklemi kurulmuş vaziyette. Oysa insan kendi ruhuna ne iyi geliyorsa onunla dinlenebilir. Deniz, dağ, şehir… Mühim olan, her ziyaretin bize Allah’ın (cc) nimetlerini, yaratılışı tefekkür ettirebilmesi. Müslüman için tatil, vakti boş boş geçirmek, yiyip içip yatmak şeklinde niteliksiz bir hale bürünmemeli. “İki nimet vardır ki insanların pek çoğu bunların kıymetini bilmeyerek aldanmaktadır: sağlık ve boş vakit ” hadisi şerifinde buyurulduğu üzere vakit nimeti israf edilmemelidir.

Müslüman çevre ahlakını da mutlaka gözetmeli. Gezip gördüğü yerlerde gürültü kirliliğine, görüntü kirliliğine, çevre kirliliğine asla mahal vermemelidir. Bilhassa biz hanımlar tesettürümüzün İslam’ın en görünür temsillerinden biri olduğunu hatırda tutmalı, Müslüman kimliğini hakir gördürecek her türlü tutumdan uzak durmalıyız.

Din hayattır. Her daim olması gerektiği gibi tatilde de Müslüman’a yakışmayan her türlü halden geri durmalı; girdiği ortamlar, giyim kuşam, çevre ahlakı… Her haliyle İslam’a yakışır vakur tavrını korumalı.

     Kamile TURUNÇ


[1] Kalbin Dönüşümü, Nesibe Küçük Cansever

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.