RUHUN DA DİNLENMEYE İHTİYACI VAR
Tatil denince aklımıza çoğunlukla deniz, güneş, bavullar ve şehirden uzaklaşmak geliyor. Yorulan bedenimizi dinlendirmek için birkaç günlüğüne bulunduğumuz yerden ayrılıyoruz. Peki ya ruhumuz?
Bazen insan bulunduğu şehri değiştiriyor ama içindeki yorgunluğu yanında götürüyor. En güzel manzaranın karşısında bile kalbi huzursuz olabiliyor. Çünkü insanın yalnızca bedeninin değil, ruhunun da dinlenmeye ihtiyacı var.
Mümin için tatil, kulluğa ara vermek değildir. Aksine hayatın telaşından biraz uzaklaşıp Rabbini daha çok hatırlamak için bir fırsat olabilir. Çünkü nimetin içinde nimeti vereni unutmamak gerekir.
Bir sabah namazının ardından güneşin doğuşunu izlemek, bilmediğimiz bir şehrin camisinde iki rekât namaz kılmak, Kur’an okumak, ailemizle gerçekten sohbet etmek… Bunların her biri ruhumuza iyi gelen birer dinlenme vesilesi olabilir.
Üstelik tatil illa deniz demek de değildir. Bazen tarihi bir caminin avlusunda oturmak, yeni bir şehrin sokaklarında yürümek, yüzyıllardır ezanın yükseldiği bir minareye bakmak insana bambaşka bir huzur verir.
Belki de tatil rotalarımıza sadece gezilecek yerleri değil, uğranacak camileri de eklemeliyiz. Çünkü bir şehri tanımak, yalnızca sokaklarını gezmekle değil, onun ruhuna dokunmakla mümkün.
Tatilin sonunda elimizde yüzlerce fotoğraf, valizimizde hediyeler olabilir. Ama asıl mesele, bu tatilden yalnızca dinlenmiş değil; Rabbimize biraz daha yaklaşmış olarak dönebilmek.
Çünkü gerçek dinlenme, hayattan ve kulluktan uzaklaşmak değil; hayatın içinde Rabbimizi unutmadan nefes alabilmektir…
Şüheda KARAKUŞ