MUHASEBE-İbrahim Cücük – Dini Değerlerimiz ve Korunması
Bir milletin değeri, değerleri ile ölçülür. O milletin yüksekliği, yüksek değerlerine değer vermesi ile ortaya çıkar. Değerlere değer vermek, değerlere sahip çıkmak, değerlerden istifade etmek ve o değerleri korumakladır.
Dini Değerlerimiz
Dini değerlerimiz, Kur’ân-ı Kerim, Hadis-i Şerifler, İcma-i Ümmet, Kıyas-ı Fukaha, dinin şeâirinden olan yani İslâm’ın alâmet ve simgesi olan Kâbe, ezan, namaz, hac, kurban, ramazan, oruç, tesettür gibi dini ibadet ve emirler, camiler, minareler, hatta türbeler ve mezarlıklar. Bütün bunlar, o milletin Müslüman olduğunu ispat eden birer mühür gibidirler.
Bu değerler ne için varsa ve bu değerlerin maksadı yerine geliyorsa değer veriliyor demektir.
Dini Değerlerimizin Korunması
Kur’ân-ı Kerim’i Korumak
Kur’an’ın manasının anlaşılmasını, iman edilmesini, bütün hayata hâkim olmasını, helal ve haramı belirlemesini yani bütün Müslümanların hayatında uygulanmasını sağlamakla gerçekleşir. İşte bu manada ise Kur’ân-ı Kerim korunuyor demektir.
Kur’ân-ı Kerim’in korunması, dünya ve âhiret huzurunun korunması demektir. Kur’ân-ı bu manada koruyan millet, korunur, yükselir, yücelir, ulvîleşir ve diğer milletlere de öncülük eder.
Kur’ân-ı Kerim bu manada korunmuyorsa o Müslüman milleti de Allah korumaz; o millet alçalır, süflîleşir, öncü olacağına başka düşüncelerin yolcusu olur.
İşte bu manada Hz. Ömer’in (r.a.) rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Allah bu Kur’ân ile bazı kavimleri yükseltir; bazılarını da alçaltır.” (Müslim, Müsâfirîn, 269; İbn Mâce, Mukaddime, 16.)
Hz. Osman (r.a.)’ın rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Sizin en hayırlınız, Kur’ân ilimlerini öğrenen ve (Kur’ân ilimlerini) öğretenlerinizdir.” (Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân, 21; Ebû Dâvud, Salât, 349; Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’ân, 15; İbn Mâce, Mukaddime, 16.)
Abdullah b. Abbas’tan (r.a) rivayete göre Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Kalbinde Kur’ân’dan bir miktar bulunmayan kimse harap ev gibidir.” (Tirmizî, Fazâilü’l-Kur’ân, 18; Dârimî, Fezâilü’l-Kur’ân, 1; Ahmed İbni Hanbel, Müsned, I, 223. )
Şu hadis-i şerif de çok önemlidir: “Kim Kur’ân’ı okur ve onu güzelce ezberler, helalini helal, haramını haram kabul ederse, Allah bu sayede o kimseyi cennetine sokar. O kişi de kendi ailesinden hepsi cehennemi hak etmiş on kişiye şefaat eder.” (Tirmizî, Fazâilü’l-Kur’ân, 13; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 148.)
Hadis-i Şeriflerin Korunması
Muhaddisler yetiştirerek bilinmesi, öğretilmesi, inanılması ve uygulanması iledir.
Hadis-i şeriflerin korunması demek, Kur’ân-ı Kerim’in korunması, anlaşılması ve yaşanması demektir. Zira Kur’ân’ın kavli ve fiili beyanını/açıklanmasını Hz. Peygamber’i görevlendirdiğini belirleyen ve emreden yine Kur’ân-ı Kerim’dir: “(Biz o peygamberleri) apaçık mucizeler ve kitaplarla (gönderdik). İnsanlara, kendilerine ne indirildiğini açıklayasın ve onlar da iyice düşünsünler diye sana da bu Zikri (Kur’ân’ı) indirdik.” (Nahl sûresi 16/44.)
İcma-i Ümmet’in Korunması
İcma konularını bütün delilleri ile bilmek, bütün ümmete icma konularını ilan etmek, icmayı üst kimlik kılmak, icmaya muhalif ictihadda bulunmamakladır. İcma konuları az ama ağırlığı çok, ulviliği yüksektir. İcmayı korumak bu ağırlığı ve ulviliği korumaktır. İnsan fıtratı gereği insanlar en yüksek gerçekte birleşebilirler.
İcmayı korumak, bu ağırlığı ve ulviliği korumak, müctehidleri bile bağlayan yüksek değeri korumaktır. İcmayı konuşup konu edinmemiz, sadece ihtilaf konularını konu edinmeye de engel olur. Çünkü ihtilaf konularını konuşmak iftiraka/ayrılmaya ve birbirlerinden soğumaya sebep olabiliyor.
Esasında ihtilaf konuları olgunlukla konu edinilirse farklı insanlara farklı çözümler sunulması sebebiyle kurtuluş sebebi olabilir. “Mezheplerin farklılıkları gibi”. Zira âlimler müzakere ederler, cahiller münakaşa ederler.
Sahabe icması, Hz. Muhammed’in (s.a.s.) vefatından sonra sahabe neslinin, dini bir mesele üzerinde fikir birliğine varmasıdır.
İslam hukukunda (fıkıh usulü) sahabe icması’nın diğer dönemlerdeki âlimlerin icmalarından (sarih veya sükûtî) en önemli farkı, hükmünün kesinliği (kat’i oluşu) ve bağlayıcılığının tartışmasız olmasıdır.
Sahabe icması’nın farklarını şu maddelerle özetleyebiliriz:
En Kesin (Kat’i) Delil Olması: Sahabenin icması, icma türlerinin en güçlüsü kabul edilir. Diğer nesillerin icmaları bazen tartışmaya açılabilirken, sahabenin ittifak ettiği bir konu şer’i delil sayılır ve kesinlikle bağlayıcıdır.
Vahye Yakınlık: Sahabe nesli, doğrudan Hz. Peygamber’den eğitim almış ve vahyin nüzul ortamını yaşamıştır. Bu nedenle, onların bir meselede ortak görüşe varmaları, Peygamber’in sünnetine en uygun görüş olduğu şeklinde anlaşılır.
Kur’an’ın Toplanması ve Halifelik Örnekleri: Kur’ân-ı Kerim’in Mushaf haline getirilmesi, Hz. Ebû Bekir’in halife seçilmesi gibi örnekler, sahabenin karşılaşılan büyük meselelerde şura (danışma) yoluyla doğrudan bağlayıcı kararlar aldığını gösterir.
İhtilafın Yokluğu: Sahabenin genelinin ittifak ettiği bir konuda başka bir görüşe yer yoktur.
Sükûti İcma Riski Yoktur: Sahabe dönemindeki icmalar genellikle sarih (açık) icma şeklindedir, yani herkesin görüşü açıktır. Sonraki dönemlerde ise sükûtî (sessiz kalınan) icmalar daha fazla olduğu için bağlayıcılığı konusunda âlimler arasında tartışmalar yaşanmıştır.
Kısaca, sahabe icması, peygamberin taliminden geçen ilk neslin “icma”sıdır ve İslam hukukunda tartışmasız en üst bağlayıcılığa sahiptir.
Sahabeden sonra maslahat gereği sahabenin icmasına muhalif icma olur mu? Sahabe zamanında bile ayrı ayrı icmaların varlığı bir gerçektir.
Hz. Ali (r.a.) şöyle demiştir: “Peygamber (s.a.s.) içki cezası olarak 40 sopa vurdu, Ebu Bekir de 40 vurdu, Ömer ise 80’e çıkardı. Hepsi de sünnettir.” (Müslim, hudûd, 1702; Ebû Dâvûd, Hudûd, 36.)
Kıyas-ı Fukahânın Korunması
Fıkhı anlayacak, asrımızın diline ve uygulamasına sunacak müctehid âlimler yetiştirmekle, asrın problemlerini çözecek bu derya genişliğinde ve derinliğinde olan hazineden istifade yoluna gitmek için âlimler kurulunu kurmakla, problemlere çözümler sunmak ve hayatı fıkha göre dizayn etmekledir.
Kâbe’nin Korunması
Kâbe’yi sadece Arabistan’ın değil bütün Müslümanları temsil eden kurulun idaresine havale etmekle, Kur’ân-ı Kerim’in gözlüğü ile bakılmasını sağlamak için Kâbe’yi bütün detayı ile anlatan bilgileri sunmakladır.
Kâbe, İslâm’ın şeâirinden/alâmetlerinden olup müminleri tevhidde birleştiren ilâhî simgedir. Kâbe’yi korumak, tevhidde birleştiren müminleri tevhidde korumak demektir.
Ezanı Korumak
Ezanın mesajını yani “müminleri Allah’a kulluğa daveti” bütün ümmete kavratmakla, mesajına uygun şekilde iyi okuyana okutmakladır.
“Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli / Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli!” Mehmed Akif Ersoy
Ezan, dinin temeli olan şehadetlerin her gün beş defa ilan edildiği mesajdır. Bu mesajın hikmetini halka mal etmek gerekir ki ezana fiilen icabet etsin…
İbn Abbas (r.a) şöyle demiştir: “Müezzinin sesini işittikten sonra bu sese icabette bulunmayan hayrı istememiştir. Kendisi için ise hayır istenecek değildir.”
Ebû Hureyre (r.a.) şöyle demiştir: “Âdemoğlunun kulağının eritilmiş kurşun ile doldurulması, ezanı işittikten sonra ona icabet etmemesinden daha hayırlıdır.” (Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, II, 73, 74, Temel Neşriyat, İstanbul, 1985.)
Namazı Korumak
Her rekâtında Kur’ân-ı Kerim’in özeti olan Fatiha’nın okunmasının vacip/farz olduğunu kavratan kitaplar yayınlamakla, o kitapların anlaşılmasını sağlayacak namaz sempozyumları ve çalıştayları gibi faaliyetlerde bulunmakladır.
Namaz, dinin direği, Müslümanın Allah’a kulluk bilincinin alameti, imanın göstergesi, ibadetlerin en kapsamlısıdır. Namazı anlamak, dini anlamaktır; namazı korumak dini korumaktır.
Haccı Korumak
Müslümanı en iyi eğiten bir mektep ve tekke olduğunu, bütün Müslümanların siyasi bir kongresi olduğu gerçeğini kavratmakla, hacca gidecekleri haccın mana ve ruhunu kavratacak bilgilerle donatmakla, özellikle başlarında gidecek hocaları eğiterek göndermekle ve bu suretle ruhlarda bir inkılâp gerçekleştirmekledir.
Kurbanı Korumak
Hz. İbrahim aleyhisselam’ın Hz. İsmail’i kurban etme emrine uymak, Hz. İsmail’in teslimiyetini gösteren kurbanın mesajını kavratmak, malı Allah’a kurban etmek, Allah’a yakınlık vesilesi kılmak, fakirin derdiyle dertlenmek manasında ibadetin gerçekleşmesini sağlamaya çalışmakladır.
Ramazanı Korumak
Kur’ân-ı Kerim’den azami istifade ederek Kur’ân-ı Kerim ayı, günahın çok az işlendiği belki tövbeye erme ayı ve infak ayı kılmakladır. Ayrıca ramazanın mesajını bütün aylara sirayet ettirmekledir.
Orucu Korumak
Müslümanı bir ayın sonunda takvaya erdirecek dikkati sağlayarak bütün organlarla tutulan bir oruç kılmakla, sadece farz orucu değil diğer nafile oruçları da tutturacak ruhî olgunluğa erdirmekledir. Ayrıca orucu, yasaklara karşı ömür boyu oruçlu olmayı sağlayan bir terbiyeci kılmakladır.
Tesettürü Korumak
Tesettür emrinin, namusu korumak, zinaya götürecek yolları tıkamak, kadının iffetini ve erkeğin hayâsını korumak manalarını kavratarak giyinmekledir.
Camileri Korumak
Kur’ân-ı Kerim ve Hadis-i şeriflerin fıkhın yani lazım ve doğru ilmin öğrenildiği, hayata yön veren namazın kılındığı, ne dediğini bilerek ve tefekkür ederek zikrin yapıldığı mekânı simgelediğini kavratarak, farz namazları aile fertleri ile birlikte camilerde cemaatle kılarak mümkün olur.
Minareleri Korumak
“Şehâdetleri dinin temeli” olan ezanın, dolayısıyla İslam’ın simgesi olduğu şuurunu dillendirmekle, ezan okunduğu zaman ilâhî bir çağrı idraki ile hem cemaatle namaz kılmaya gitmek için fiilen uyarak hem de ezanı tekrar etmekle gerçekleşir.
Türbeleri Korumak
İlmin, adaletin, faziletin, takvanın simgesi zatların hatırlandığı ve kıymet verildiği tarihî bir vesika gibi aslî hüviyetini koruyup temiz tutarak gerçekleşebilir.
Mezarları Korumak
Mezar taşlarını korumayı tarihi korumak gibi bilmekle, dirisi kıymetli olanın ölüsü de kıymetli oluru göstermekle, âhireti hatırlatmak için selvi ağaçları dikmekle, duvarları ve pencereleri içerisi görünecek şekilde yapmakla, zaman zaman ziyaret ederek dünyayı değil âhireti tercih etmek ve âhirete hazırlanmakla, geçmişlerimizi rahmetle, Kur’ân okuyarak hatırlamakla mümkün olur.