GÜL KOKAN KİL OLMAK
İnsan küçüklüğünden itibaren birilerini örnek alır. Önce en yakın çevresinden; annesinden, babasından, aile fertlerinden edindiği gözlemlemeler neticesinde davranışları ve kişiliğini şekillendirmeye başlar. Boş bir kaset misali ne görse alır, aynıyla uygular. Ailede başlayan sosyal hayat ergenlik döneminde dış dünyaya açılır ve artık arkadaş çevresi kişi için aileden ön planda yer alır. Şebab yaşında (12-18) oturan ve net çizgileri oluşmuş olan kişilik, çocuğun ergenlik dönemindeki çevresiyle de son aşamalarını tamamlamaktadır. İşte bu yüzden tasavvuf geleneğinde “Kişi, arkadaşının dini üzeredir.” hadisine dayanarak gençlik döneminde salih ve sadık bir çevre edinilmesi (sohbet meclisleri) bu yüzden hayatî bir önem arz etmektedir. İnsan fıtratını en iyi tanıyan Allah-u Teâla Tevbe suresi 119. ayeti kerimede “Sadıklarla beraber olun.” buyurmaktadır. Sadıklar deyince aklımıza illaki belirli bir toplum içinden seçilmiş kişiler gelmemeli. Toplumda elinden ve dilinden emin olduğumuz, Allah’ın rızası için çabalayan, helale ve harama dikkat eden kişiler de bu güruhun içindedir.
Bizler Müslüman ebeveynler, ablalar, abiler olarak içinde bulunduğumuz bu çağda, çevremizdeki çocukların ve gençlerin Peygamberimiz sallallahu aleyhi e sellm’in anıldığı, Allah (c.c.)’ın zikredildiği meclislere ulaştırmak veya o ortamları oluşturan fertler olmak ile bizzat yükümlüyüz. Çünkü bizler “emr-i bil mağruf nehyi anil münker” (iyiliği emret kötülükten nehyet) emrine layık görülmüş müslümanlarız.
Bu meclisler kimi zaman bizim evimiz olur, kimi zaman çocuğumuzun okulunda velilerle kurduğumuz küçük bir ortam olur, kimi zaman da mahallede topladığımız çocuklardan oluşur ama aza veya çoğa bakmaz, salih ve saliha bireylerin yetişmesine vesile olur. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem tam da bu duruma uygun şöyle buyurmuştur “Yarın kıyametin kopacağını bilseniz bile bugün elinizdeki fidanı dikin.”
Biz de yangından insan kurtarır gibi çevremizdekilere her fırsatta elimizi uzatmalı, onları hayra yönlendirmeliyiz ve bizler de salih- salihalarla birlikte olmalıyız.
Sadi Şirazi ünlü eseri Bostan ve Gülistan’da şöyle anlatır: “Bana bir gün hamamda bir avuç toprak (kil) verdiler. Bu toprak gül kokuyordu. Toprağa “ne hoş kokuyorsun” dedim. “Senin asıl kokun bu değil, sen bu kokuyu nereden aldın?” Toprak şöyle cevapladı: “ben gül ağacının dibinin toprağıydım onunla bir süre arkadaşlık ettim. Onun kokusu bana sindi. Yoksa ben de ne renk vardı, ne koku… Bu güzel koku onun sohbetinin yadigârıdır.” dedi…
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem: “Kişi arkadaşının dini üzeredir. Bu sebeple her biriniz kiminle arkadaşlık ettiğine dikkat etsin.” buyurmuştur. Yani bizler çevremizdekileri dikkatli bir şekilde seçenlerden olmalıyız.
Jim Rohn’un şu teorisini hepimiz duymuşuzdur: ” En çok vakit geçirdiğin 5 kişinin ortalamasısın.” Bu demek oluyor ki, yavaş yavaş çevremizdekilere dönüşüyoruz. Eğer biz, çevresinde olmak istediğimiz ahlaktaki kişileri seçmiyorsak, bizi seçen kişilerin ahlakına bürünüyoruz demektir.
Furkan suresi 27-28-29 ayeti kerimelerde kötü arkadaşın ahiretteki pişmanlığından şöyle bahsedilmektedir: “O gün zâlim pişmanlıktan ellerinin üzerini ısıracak ve şöyle diyecek: “Eyvâh! Keşke dünyada Peygamber’le beraber bir yol tutsaydım!”
“Yazıklar olsun bana! Keşke falanı dost edinmeseydim!”
“Vallahi, ikaz ve öğütlerle dolu olan Kur’an tam da bana ulaşmışken, beni onu anlayıp gereğini yapmaktan o uzaklaştırdı.”
Allah Teâla, bizleri arkadaş ve dost seçimlerinde hem seçen hem de seçilen olarak güzel konumlarda bulundursun ve bizleri salih – salihaların arasına karıştırsın. Amin.