MAVERADAN MACERAYA-Hamdi Öz – On Lira Nere Otuz Lira Nere!

MAVERADAN MACERAYA-Hamdi Öz – On Lira Nere Otuz Lira Nere!

Bugün 30 Nisan 2026/13 Zilkade 1447 Perşembe. Tarihi logosunda Arapça ve simetrik bir şekilde “el Hak” yazan bir teşkilatın bünyesinde göreve başladığımın 41.nci yılıdır. Nazara uğramadan dile ve göze gelmeden her halde bir Maşaallah demeyi ve hayır duayı hak etmişimdir. Hacı adaylarının ayaklandığı ve kafile kafile Hicaza uğurlandığı bu günler güzel hatıralarla doludur. Yine bir Kurban Bayramının gölgesi üzerimize düştü. Allah nasip ederse 27 Mayıs 2026 günü Almanya’da onuncu Kurban Bayramı heyecanı yaşayacağız.

İslam ülkelerinde canlı kurban pazarlıkları yapılıyor. Kurban pazarlarında / çiftliklerde kasaplar ve celepler et derdinde, kurbanlıklar can telaşında yaşıyor. Mor koyunlar, kara keçiler, ala koçlar, sarı tosunlar, ham düveler ve kızıl develer hak yolunda kurban olmayı; vacip, akika, şükür, hediye, ceza, nafile ve nezir olarak kesecek müşterilerini bekliyor.

Âdem atamızın ilk olarak kestiği şükür kurbanının etlerini evlatlarına yedirdiğini, Habil’in adak kurbanının kabul edildiğini lakin Kabil’in bir kara sevda uğruna kardeşini kurban ederek elleriyle onu toprağa verdiğini hepimiz biliyoruz. O gün bugün kesilen her kurban aslında bir nefsi kurban içindir. Etleri yenen masum hayvanları Hak yolunda kurban etmek insanın kendi canını Allah uğruna feda edebilmesinin denemesidir. Kulağına tekbir okunan ve besmele ile kesilen kurbanların etini kemiğinden ayırıp infak etmek kolaydır. Mesele insanın can kuşunu ten kafesinden ayırıp geldiği nihai adrese sevgi, iman ve rıza ile uçurabilmektir.

Hz. Ömer (ra) oğlu Abdullah’ın halife olmasını isteyenlerin talebini “bir evden bir kurban yeter “diyerek reddetmiştir. Bu tavrın günümüz liderlerine örnek olmasını bekleriz. Hz. Hasan (ra), adına hubb-i cah denilen makam sevgisi ve baş olma sevdasının devlet ve milletin başına açacağı felaketini feraseti ile çözmüş altı aylık halifelik dönemine kendi iradesi ile görevine son vermiş buna rağmen hanımı Cade’nin eliyle zehirlenmiştir. Fakat ağabeyinin uyarısını dikkate almayan Hz. Hüseyin (ra) ise Kufe halkının aldatıcı tavrı ile Kerbela’da kurban edilmiştir.

Kurban kişiyi Mevla’ya yakınlaştırır. Kurbanın eti tatlıdır. Kurbanı paylaşmak ve kardeşler ile yakınlaşmaktan maksat budur. Allah’ın rızası nerededir bilinmez. Allah yarattığı kullarını kaderin bir cilvesi olarak görünen çeşitli sebepler ile imtihan eder. Mehmet Akif merhumun “Canı cananı bütün varımı alsın da Hüda; Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.” niyazı tesadüfi değildir. Aynı sorulara muhatap olmak ve kopya çekmek yoktur. Dört yanlış bir doğruyu götürmez ancak yalan söylemek ve haset etmek salih amellerin değerini giderir.

Cennetin ve cehennemin giriş sebepleri yani bedelleri vardır. Akıl kalp, ruh, beden ve mal ile yapılan ibadetlerin hikmeti burada gizlidir. Cemaatle namaz kılmanın sevabı ile yedi hisseli bir kurbanı birlikte kesmenin hikmeti aynıdır. Müminlerin birlikte seyahat etmeleri ve hacca- umreye gitmeleri de böyledir. Allah’ın rahmeti ve bereketi cemaat üzerindedir. Bu nedenle birlikte rahmet ve bereket, ayrılıkta hasret ve azap vardır. Sadıklarla beraber olmak farzdır.

Merhum Yahya Kemal’e göre Vardar, her sene Üsküp’ten beş on kurban alan nehirdi. Şimdilerde ise savaşlar bahane edilerek Kızıldeniz üzerinden kaçırılan ve organ naklinde kadavra olarak kullanılan çocukların, kadın ticaretine kurban edilen masum kızların haddi hesabı belli değildir. Gülistan özelinde işlenen fail-i meçhul cinayetler aslında faili belli kurbanların acımasız örnekleridir.

İnsanın eti yenmez derisi giyilmez yeryüzünün halifesinden kurban kesilmez. Kurban eti ile köpek tavlanmaz ve rakıya meze yapılmaz. Kötünün emsali olmaz amma velakin vekalet yoluyla kurban kesiyoruz hilesiyle ümmet-i Muhammed aldatılmaz. İstismarın son adresi dünyadaki yeri kodes, ahiretteki son adresi Cehennem’dir.

Eğer insan insana eğilecekse kadın kocasına secde etmelidir. Haşa! İnsan eğer kurban olacaksa ila-yı kelimetullah, mukaddes emanetler uğruna ve vatan aşkına ruhunu teslim etmelidir. Kurban kesilmeden önce hayvana su içirilmesi ecel yastığına baş koyan bir kişiye zemzem içirilmesine benzer. Eğer illaki birilerine kına yakılacaksa evlenecek kızın ve askere gidecek delikanlının avcuna yakılmalıdır. Kurban bayramlarında kesilen işaretli koçlar ile örneğin Kut-ül Amare’de şehit düşen kınalı kuzuların bir farkı yoktur. İkisi de Allah rızası için kurban olmuştur. Birisi tekbirler eşliğinde bir Müslüman pusatı ile diğeri de bir kafirin kılıç darbesi üzerine şehadet kelimesiyle canını feda etmiştir. Aşkın pazarında canlar satılır, satarım canımı alan bulunmaz sözünü ancak Yunus Emre ve Hallac-ı Mansur gibi Hak aşıkları söyleyebilir. Bu kurbanlar için Hacı Bayram Veli (ks) ne güzel terennüm etmiştir! “Bayram’ım imdi Bayram’ım imdi. Bayram ederler yar ile şimdi/ Hamd-ü senalar hamd-ü senalar, Yar ile bayram kıldı bu gönlüm.”

Volkan Konak mecazi bir aşkla yârine seslenirken “kurban olam kalem tutan ellere/ Sen kalem ol ben de kâğıt yaz beni…” diyor. Yunus Emre ise çağlar ötesinden canım kurban olsun senin yoluna adı güzel kendi güzel Muhammed diyerek peygamber efendimize beslediği sevgisini ilan ediyor. Cemal-i Mustafa hayranı olan gönül sultanları kendilerini ateşin aşkında canını cananına kurban eyleyen pervanelere benzetiyor.

Mevlâna Celaleddin (ks) namaza dururken alınan iftitah/ namaza başlama tekbirine tahrime tekbiri denilmesini aslında derinden tanıdığı nefsin mihrapta/ harp meydanında kurban edilmesi olarak yorumluyor. Fena fillah makamına ulaşan Fuzuli “Yılda bir kurban keserler halk-ı âlem iyd için/ Dem bu dem saat bu saat ben senin kurbanınım!” Mısraları ile Allah sevgisinde zirveye ulaştığını ifade ediyor. Fehim-i Kadim de öyle! “İyd-i adhadır ki dil cananına can gösterir / Her kişi bu demde kasabına kurban gösterir.”

Divan Edebiyatımızın şairlerinden Nev’i, Damad İbrahim Paşa için “Sana kurban olan sürsün safay-ı Kebş-i İsmail /Cenab’ın Merve’si esbab-ı hacata medar olsun.” şeklinde yazdığı bayramlık medhiye meşhurdur.

Makalemizi fazla tozutmadan bir hikâye ile sonlandıralım. Ne de olsa bayramdır. Eğlenmek de lazımdır. Fazla sırıtmadan tebessümle gülmek de lazımdır. Nasreddin Hoca merhuma cemaatinden uyanık birisi sorar: Hocam! Kurban Bayramı yaklaşıyor. Bu sene kurbanlığın benden! Hoca da “Teşekkür ederim komşu, sen yine de bir şeyler söyle adını koyalım” der ve otuz liraya gönüllü pazarlık anlaşırlar. Hoca ertesi hafta pazar günü Akşehir pazarını gezer. Satın aldığı kurban ile pazardaki hayvanları mukayese eder ve tam üç katına aldandığını anlar. Hocaların bir damarı saftır. Fakat bu kadarı fazladır Ogün pazardan döner. İkindi namazının sünnetini kılarken yanında kendisine kurbanı pahalıya satan adamı görür. Hoca, sağa selam verirken “on lira nere”, sola selam verirken “otuz lira nere” diyerek kahirlenir. Bizi aldatan bizden değildir. Çünkü yalan yere kuru kuruya Kurban olunmaz!

Fe tuba limen-il Ğuraba! Gariplere müjdeler olsun!

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.