Abdülkerim TEMİZCAN ile “Ailede Kriz Yönetimi” üzerine yapılan söyleşi: AİLEDE KRİZ YÖNETİMİ

Abdülkerim TEMİZCAN ile “Ailede Kriz Yönetimi” üzerine yapılan söyleşi: AİLEDE KRİZ YÖNETİMİ

Evlilik Bilinci, Denklik ve Şiddet Türleri

M. Akif ÇELİK: Bugünkü misafirimiz Abdülkerim Temizcan Hocamız. Konya Müftülüğünde gençlik koordinatörü olarak görev yapıyor. Bugün hocamızla Ailede Kriz Yönetimi konusunu ayrıntılı bir şekilde konuşacağız.

Aile konusu gerçekten çok hassas bir konu. Kıymetli okuyucularımıza hatırlatalım; Abdülkerim Temizcan Hocam’ın bu konuda yazdığı eserleri de var. Halihazırda şu anda basılmış beş tane eseri var. “30 Cüzden 30 Mesaj”, “Cennete Doğru El Ele” (aile ile ilgili asıl çalışması), “Dil Ahlakı”, “İslam’da Adab-ı Muaşeret” ve “Bir Gencin 24 Saati”. Kıymetli hocam, evlilik diyoruz, aile diyoruz. Peki kısaca evlilik nedir?

Abdülkerim TEMİZCAN: Evlilik temel bir ihtiyaçtır. Psikolojik, biyolojik temel bir ihtiyaçtır. Adeta bir elmanın iki yarısının bir araya gelmesi gibidir. Evlilik olmadan, aile olmadan insan yarımdır. Cennet dediğimiz yerde bile Hz. Âdem Havva’sız, Hz. Havva da Âdemsiz olmamış. Cennet gibi bir yerde bile böyle bir şey olmuyorsa dünyada hiç olmaz. Bunun temel bir ihtiyaç olduğunu bir kere kabul etmek gerekiyor. Evliliğe temel bir ihtiyaçtır diyoruz.

Hani bazı hocalarımız ya latife olsun diye derler ya; “Hanım yok, yenge yok, denge yok” . Şimdi bir insan için erkek ve kadın tamamlayıcı bir bütündür. Bakınız Rum suresi 21. Ayet-i kerimede dikkat çeken üç kelime geçiyor. “Karı kocanın birbirleri ile huzur bulmaları için kalplerine, yüreklerine sevgi, meveddet ve rahmet; sevgi ve şefkat var etmemiz Allah’ın varlığının delillerindendir. Bunda düşünen kavimler için, düşünen topluluklar için ibretler vardır.” Demek ki evlilik, aile, huzurun kaynağıdır. Yani huzur kafelerde, çarşılarda, pazarlarında, başka yerlerde değil; huzur gerçekten ailededir.

M. Akif ÇELİK: Hocam, huzurun kaynağı olarak bir evlilik, nasıl olmalıdır?

Abdülkerim TEMİZCAN: Bu çok önemli hocam. Şimdi denilebilir ki evlilik huzurun kaynağı diyorsunuz, temel ihtiyaç diyorsunuz, ayetlerle, hadislerle delillendiriyorsunuz ama bugün adeta bir kaos var toplumda. Boşananlar çoğalıyor. Yani geçen yıllarda evlilik için belediyeye, müftülüklere müracaat edenlerden daha çok boşanmak için mahkemelere başvuranlar çoğalmaya başladı. “Bu nasıl oluyor?” diye soran gençlerimiz olabiliyor. Biz de diyoruz ki; kardeşim, nasıl ehliyet alacağımız zaman bir sınavlardan geçiyoruz, motor dersi var, ilk yardım dersi var, farklı dersler var. Evlilik için de hiçbir şekilde bugün gençlerimizin böyle hazırlık yapmaları gerekiyor. Üniversite mezunu olmak, uçak mühendisi olmak başka bir şey, hatta ilahiyatçı olmak başka bir şey, doktor olmak başka bir şey, mühendis olmak, bilgisayar mühendisi olmak vs. bunlar başka bir şey. Evlilik de bunlar gibi hazırlık ve eğitim gerektiren bambaşka bir şeydir.

Üniversite mezunuyum diye evlilik konusunda bilgi sahibi olduğumuzu da düşünmek çok yanlış bir durum. Diğer eğitim durumumuz ne olursa olsun, isterse yüksek lisans-doktora mezunu olup olmadığı fark etmez, kesinlikle evlilik için de bir eğitim almamız gerekiyor. Bunun eğitiminden geçmemiz gerekiyor. Nasıl bir eş adayı gerekiyor? Eş adayını nasıl seçeceğim? Eş adayında nelere dikkat etmeliyim?

Sıkıntı yaşayan çiftler bize müracaat ettiğinde mesela (bazen iki çocukla beraber geliyorlar) kardeşlerimizi dinliyoruz, bakıyoruz ki temel problem aralarında denklik yok. Örnek veriyorum: Kadın istiyor ki çocuğum namazlı yetişsin, hafız olsun veya Kur’an-ı Kerim’i iyi öğrensin vs. Babanın öyle bir derdi yok. Yani anne dindar, baba seküler veya baba dindar, anne seküler. Şimdi eş seçiminde nelere dikkat edileceğinin önemi ve ehemmiyeti ve bununla ilgili dersler almamış kardeşimiz. Evlendikten on yıl sonra bu soruyu soruyor: “Ben yanlış mı yaptım?” veya “Benim evliliğimdeki temel sorun nedir?” diye.

Biz diyoruz ki gençlerimizin evlenmesinden önce muhakkak evlilikle ilgili en az 2-3 tane kitap okusunlar. Mesela uzman aile terapisti Nazlı Özburun’un “Evet Demeden Önce” kitabını, Tuğba Kılınç’ın “Dengi Dengine Evlilikler” kitabını bu manada tavsiye ederiz. Bizim acizane “Cennet’e Doğru El Ele” kitabımız onlarca kitabın adeta bir şekilde toplanması, özetidir. Bu iki üç tane kitabı okuduklarında bir bilinç elde ederler. Yeterli mi? Değil.

İkinci olarak evlilikle ilgili bir takım seminerleri, bir takım eğitimleri ehlinden alırlar. Büyükleri dinlesinler, büyüklerin tecrübelerini dinlesinler. İnternette bunlarla ilgili dersler var, o dersleri takip etsinler.

Sonra dikkat edecekleri birkaç maddeyi kısaca sıralayabiliriz: Mesela beyefendi hanımefendi ile evleneceğinde şunu unutmayacak; sadece nefsani olarak düşünmeyecek. “Bu hanımefendi ileride benim çocuklarımın annesi olacak. Bu beyefendi benim ileride çocuklarımın babası olacak.” diye düşünecek. Yani sadece nefsani bakarsak elbette birtakım problemlerle karşılaşmamız kaçınılmaz olur. Bundan dolayı genç kardeşlerim öncelikle sevecekler, sevgi olacak; kalplerinde. Asla sevemedikleri bir insanla evlenmesinler. “Hocam benim kalbimde sevgi yok ama işte çok dindar bir hanımefendi.” “Çok iyi bir beyefendi, hafız hocam ama benim kalbimde sevgi yok.” Böyle evlilik zor yürür.

M. Akif ÇELİK: Mantık evliliği diyorlar Hocam.

Abdülkerim TEMİZCAN: Biz buna karşıyız hocam. Hem mantık hem sevgi olacak. Biz Leyla ile Mecnun gibi veya filmlerdeki ütopik, aşırı derecede ve gerçeklikten uzak sevgilerden bahsetmiyoruz. Evlilik için yeterli olan muhabbetten bahsediyoruz. Ama karşı tarafa karşı hiçbir hissiyat yoksa; ha abisiyle yaşıyor, ha eşiyle ha kız kardeşiyle yaşıyor, ha eşiyle… Hiçbir -gençlerin diliyle- elektriklenme yok, hiçbir muhabbet yok, hiçbir sevgi yok; hocam biz o işe doğru bakmıyoruz. Niye? Sevgisiz olmuyor. Evlenecek olan genç sahabisine Efendimiz buyuruyor ki: ‘’O kızı gördün mü?’’ Rasulullah’ın “o kızı gördün mü” sorusundan neredeyse bir cilt kitap çıkar. Ne demek? Yani birincisi onu seveceksin, için ısınacak. İkincisi karşı taraf da seni sevecek.

Üçüncü olarak da ahlaka bakılacak. Güzel ahlak. Efendimizin hadis-i şerifini yanlış anlayan kardeşlerimiz var; “Sen dindar olanı seç” buyuruyor ya erkeklere. Bu hadisin ölçüsü kızlar için de geçerlidir aslında. Yani ilk önce erkeklere Resulullah diyor ki; bir bayan, bir hanımefendi zenginliğinden dolayı, güzelliğinden dolayı, soyundan sopundan dolayı evlenilir. Bir de dindarlığından evlenilir. ‘’Sen dindarını olanını seç’’ buyuruyor Efendimiz. Bu kızlar için de geçerli. Dindarlıktaki ölçü ne? Bizim toplumumuzda dindar dendiğinde akla sadece abdest namaz geliyor. Yani namazını kılıyorsa bu dindar, orucunu tutuyorsa dindar veya tesettürlüyse dindar. Resulullah Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin mübarek dilinden dindarlık dendiğinde üç kelimeyi anlayacağız: “İmanı olan, ibadetleri olan, ahlakı olan”. Resulullah Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin tarif ettiği Müslüman tarifi bu. İman kalp ile tasdik, dil ile ikrar, organlarla amel etmektir. Yani namaz kılan ama merhametsiz bir adam… Namaz kılan, tesettürlü bir kadın ama tam cimri bir hanımefendi… Bununla hayat gitmez. Onun için bu ahlaki boyutuna bakacaklar. Genç kardeşlerimize bunlar özellikle tavsiye ederim.

M. Akif ÇELİK: Allah razı olsun Hocam. Şimdi bu kriterleri yerine getirerek bir evlilik gerçekleştirdik, bir eve girdik, belki çocuğumuz var, belki evliliğimizin ilk yılları, belki otuz yıllık evliyiz. Peki hocam, ne kadar dikkat edersek edelim, hiç sorunsuz bir aile olur mu?

Abdülkerim TEMİZCAN: Değerli hocam, hiç sorunsuz bir aile olur mu? Böyle bir örnek var mıdır? Allahu a’lem çok nadir de olsa belki vardır. Mesela Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam hakkında Allah-u Teala “Üsve-i Hasene” buyururken, “O sizin için en güzel örnektir” dediğinde biliyordu ki peygamberin evinde de sorun olacak. Yani evliliklerde problem olacağını Rabbimiz ilmi ezeliyle biliyor ve bu ayetle “O’nu örnek alın” diyor. Peygamber Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam bizim modelimizdir her konuda olduğu gibi. Peygamber Efendimizin aile hayatı bizim en temel örneğimiz. Nebi-i Zişan Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın ailesinde de problemler olmuştur, ailevi sorunlar olmuştur, yuvanın yıkılma noktasına geldiği durumlar bile olmuştur. Ayetlerle uyarılar gelmiştir. Efendimiz o krizleri çözmüştür. Annelerimiz de, müminlerin annesi bizim annelerimiz de dünyalık yerine, altın yerine vs. Efendimiz’i tercih ederek yerlerinde sabit olarak kalmışlardır. Yani problemsiz aile yok. Mesele şu hocam: Problemsiz aile yok, sorunu nasıl çözeceğimiz önemli. Sorunu çözemeyen aile var. Bugünkü toplumsal kriz bu. Yani herkesin ailede sıkıntı var, çözümü bulanlar krizi atlatabiliyor, nasıl davranacağını bilmeyenler ise maalesef o süre içinde boğuluyorlar ve boşanmaya doğru gidiyorlar.

M. Akif ÇELİK: Evliliğin temel bir ihtiyaç olduğunu tespit ettik. Nasıl evleneceğimizi gördük. Sorunsuz bir aile düşüncesinden de sıyrılmamız gerekiyor, yani sorun olabilir. Asıl olan da problemin olması değil, problemi çözme yeteneği kazanmak dedik. Peki kıymetli hocam; aileleri incelediğinizde genellikle aile krizleri dediğimiz şeyler nelerden kaynaklanıyor?

Abdülkerim TEMİZCAN: En başta şiddet. Yani aile şiddet. Mesela genellikle bir babanın, bir erkeğin, bir kocanın eşine, çocuklarına zulmetmesi. Oradan başlayabiliriz.

Biz şiddet deyince birkaç maddede ele alıyoruz. Bir; bedenen şiddet, bildiğimiz fiili şiddet. İkincisi dille şiddet. Bir de ruha yapılan şiddet var. Fiili şiddet ya da dille rahatsız etmek yok ama ruha yapılan şiddet, ilgisizlik var.

Bedenen zulmetmek, yani adamın karısına tokat atması, ebeveynin çocuğunu dövmesi, nadir de olsa kadının bazen kocasını dövmesi vs. Peygamber Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz buyuruyor ki; “Sizin en hayırlılarınız hanımlarınıza en iyi davrananınızdır.” Bir kere bir Müslüman erkek, Müslüman olduğunu iddia ediyorsa, Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam’ın ahlakıyla ahlaklanmasının gerektiğine inanıyorsa Peygamber Efendimizin bu ikazlarını dikkate alması gerekiyor. Çözüm yolu bu; bunu dikkate almak. “Ben eşime yanlış yaptım, çocuklarıma yanlış yaptım.” Rasulullah Aleyhisselatü Vesselam benim rehberim ve örneğim diyecek. Başka bir hadis-i şerif: “Sizin en şerlileriniz hanımlarınıza kötü davrananınızdır.” Yani en şerlileri de Efendimiz ifade ediyor, en hayırlıları da. Rabbimiz “Kadınlarla iyi geçinin” buyuruyor Nisa, 19’da. Ayette hitap erkeklere olunca alimlerimiz “demek ki ailede sabrın çoğu erkeğe düşer” demişlerdir. Aile krizlerinde temel sebeplerden bir tanesi, çözüm yollarından bir tanesi sabırdır. Burada en büyük rol babaya düşüyor, erkeğe düşüyor. Çünkü ruhen ve bedenen yaratılış açısından onun buna güç yetirme imkanı daha fazladır kadına göre.

Dille şiddet ise küfretmek, hakaret etmek, aşağılamak, başkalarının yanında küçük görmek, imalı sözlerde bulunmak vs. İlgisizlik de ruha yapılan bir şiddet türüdür. Hani şiddet deyince hep böyle dövmek aklımıza geliyor, küfretmek aklımıza geliyor ancak maddi manevi ihtiyaçların görülmemesi ya da görmezden gelinmesi de bir şiddet türüdür.

Bugün aile krizlerinde en temel sorunlardan bir tanesi de sosyal medya tüketimi. Aile fertleri evdeyken; anne bir tarafta Instagram’da, baba bir tarafta Facebook’ta, çocuklar tablette… Aynı evin içinde ruhlar başka bir alemde. O ailede bir bütünlük yok, o aile tam aile olamamış. Elbette sosyal medyada takıldığımız olur ama bunun kesinlikle bir sınırı, bir ölçüsü olur. Şöyle bir baba profili düşünün: Eve geliyor, yemekten sonra hemen uzanıyor, akşam saat 11’e kadar yatıncaya kadar akıllı telefonda geziniyor. Bu manzara karşısında o çocuklar niye kitap okusun? O çocuklar anne babasına karşı sevgi ve muhabbet niye beslesinler? Çünkü ilgi yok. Şiddetin sebeplerinden bir tanesi, yani şiddet dediğimiz şey sadece dayak değildir, küfür değildir; ilgisizliktir. Dinlememek, eşimizi dinlememek… Bu temel ihtiyaçtır hanımlar için özellikle. Bir hanımefendiyi kocası karşısına alıp da dinlemezse -kahveyi yudumlarken, çay içerken onu dinlemezse- ona en büyük zulmü, en büyük şiddeti yapmış olur. Kadın bunu içine atar, atar, atar… Bu zulmün bedeli daha sonra Allah göstermesin patlak verir. Müslim’de geçen şu hadis-i şerifle bu konuyu bağlayalım: Rasulullah Aleyhisselatü Vesselam buyuruyor ki : “Bir kimse hanımına kin beslemesin. Onun bir huyunu beğenmezse bir başka huyunu beğenir.”  Rasulullah’ın karşısında o an erkekler var, erkeklere söylüyor ama bunlar ümmetin kadınıyla erkeğiyle hepsini ilgilendiren mevzular. Şimdi dört dörtlük hiç kimse yok. Kadının kocasıyla ilgili kusurları görülebilir, adamın hanımındaki kusurlar görülebilir. Böyle namussuzluk gibi vs. bir şey olmadığı sürece ince kusurları örtmekle görevliyiz. Ben mükemmel değilim ki karşı tarafı mükemmel göreyim. Mükemmellik beklentisi içine girmeyin, böyle bir şey yok zaten. Bunun için bu hadis-i şerif hep bize ilaç; “Onun bir huyunu beğenmezsen başka huyunu beğenirsin.” Yani beğendiğimiz huylarını ön plana çıkarmamızı Efendimiz tavsiye ediyor.

Dayak atan, sözlü şiddette bulunan, eşiyle ilgilenmeyen kocalar varsa, hanımefendiler varsa lütfen bundan vazgeçsinler. Müslüman en çok eşine ve ailesine merhametli olmalıdır. Biz dışarıda güler yüzlü davranıyoruz. Resmi bir daireye gittiğimiz zaman beyefendi oradaki bir hanımefendiye ne kadar nazik konuşuyor veya bir hanımefendi başka bir beyefendiye ne kadar nazik konuşuyor. Aynı şeyi kocana göster, aynı şeyi hanımına göster. Bizim en fazla ilgimizi hak eden, bizim en fazla merhametimizi hak eden birinci önceliğimiz ailemizdir.

M. Akif ÇELİK: Allah razı olsun efendim. Önemli bir noktaydı. Resulullah Aleyhisselatü Vesselam’ın az önceki hadis-i şerifinde “bir huyunu sevmezsen diğer güzel huyu var.” Buyruluyor. Aslında orada nereye odaklanacağımızı da bize hatırlatıyor Aleyhisselatü Vesselam. Güzelliklere odaklanmak aile krizlerini çözer, aile kurtulunca toplum kurtulur, ümmete doğru gider. Ama olumsuza odaklansak, velev ki küçük olsun, odaklandıkça o da büyür.

Abdülkerim TEMİZCAN: Mesela bir adamdan, bir de kadından örnek verelim. Şimdi adam diyor ki: “Hocam benim hanım pazar günü geç kalkıyor.” Bak, özellikle pazar günü. Abi o zaman yengenin artılarını sayalım: Diğer 6 gün demek ki erken kalkıyor, diğer 6 gün sen işe gitmeden kahvaltın hazırlanıyor, akşama kadar çocuklarına bakıyor, akşam yemeği hep hazırlanıyor… Artıları saymaya başladığımız zaman liste doluyor. Ama o neye takılmış? Pazar 8’de kahvaltı olmuyor da 9.30’da oluyormuş. Yani küçük kıvılcımlar orman yakar hocam. O küçük kusurları büyüterek aileyi tamamen bitirmeyin. Orayı kapatalım, o kadar da olsun, insan melek değil. Hanımefendiler için de geçerli bu; “Hocam benim eşim arkadaşlarla maç yapıyor.” Ben de zannediyorum ki her akşam yapıyor… Haftada bir maça gidiyormuş. Ya bırak da beyefendi bir enerjisini atsın. Bazı kadınlar da çok sahiplenici oluyor ve bu sahiplenme bazen dozunu aşıyor. Bunun insanın özel alanlarının hepsini kapatacak bir şekilde olmaması gerekiyor. Arkadaşlarıyla bir maç yapsın vs. her şey güzel ama kadın oraya odaklanmış: “Haftada bir maça gitmeyecek çünkü bana ait.”

M. Akif ÇELİK: Evet Hocam bazen eşlerin karşılıklı olarak birbirlerinin bekarlıktan getirdikleri arkadaşlıklarına çok müdahil olmaları da kötü sonuçlar verebiliyor.

Peki hocam, aile içi şiddet dedik. Başka neler krizlere sebep oluyor? Neler krize yönlendiriyor?

Abdülkerim TEMİZCAN: Boşanmaların sebeplerini araştırdığımız zaman istatistiklerde sadakatsizlik başlarda geliyor. Sadakatsizlik zaten bir Müslümana asla yakışmaz. Müslüman kimse bekarken de evliyken de iffetlidir, hayalıdır, edeplidir, namusludur. Sadakatsizlik yuvayı yıkar; namussuzluk kadın için de erkek için de aileyi bitiren bir ifadedir.

İkinci sıralarda ne geliyor? Doğru ve dürüst olmamak. Bu da hangi anlamda? Kadının kocasından para kaçırması, adamın hanımından habersiz tarla tapan alıp satması… Niye? Hanımına güvenmiyor. “İleride boşanırsak bunları bilmesin” gibi. Bir kere evlilikte art niyet olduğunda, kalpte başka bir düşünce olduğunda sorun olur. Aileler bazen bize geliyor, bakıyoruz ki hanımefendi orada ailesini kurtarmaya çalışıyor gibi görünüyor ama arka planda “boşanırsam ne olur”un hesabını yapıyor. Biz diyoruz ki; “yapıyormuş gibi” gözükmeyin. İyi olun, gerçekten bu aileyi kurtarmak için mücadele verin.

Sonra iletişim bozukluğu… Yani doğru bir iletişim yapmamaları. Kadın adamı anlamıyor, adam kadını anlamıyor. Kadın şöyle düşünüyor: “Ben ne anlıyorum? Bu söylediğinden ben ne anlıyorum?” Ve ona göre cevap veriyor. Adam da “Ben ne anladım?” diyor, ona göre cevap veriyor. Biz diyoruz ki; aile üyeleri “ben ne anladım” değil, “bana ne demek istedi?” demeli. “Ben acaba doğru mu anladım? Ben anladığım gibi cevap verirsem kızarım ona. Çünkü ben tersim, ben şu anda şiddetliyim yani hararetliyim, öfkeliyim. Ve onun söylediği bana battı.” Ve ben hemen ters çerçeveliyorum. Oysa biraz sakinleşmek lazım. “Bana ne demek istiyor? Gerçekten ben doğru mu anladım?” Bu soruyu sorduğumuz zaman bu iletişimin yüzde ellisi Allah’ın izniyle zaten halledilmiş olacak. Onun için iletişim sorunları da aile krizlerinden bir tanesi. Acil konuşulacaklar listesi var mesela; istişare şart ailede.

M. Akif ÇELİK: İletişimle ilgili birkaç cümleniz varsa alalım Hocam.

Abdülkerim TEMİZCAN: Hocam iletişimde özellikle en başta şuna dikkat edilmesi gerekiyor: Dinlemek. Cümlesi bitinceye kadar dinlemek. Ve düşünerek cevap vermek. Yanımızdaki daha cümlesini bitirmeden, virgülü koymuş, devam edecek, nefes almak zorunda… Nefes alırken onu fırsat bilip hemen araya girerek bir laf sokmak; bu en büyük iletişim bozukluğundan bir tanesi. Eşimiz bizim düşmanımız değil. Biz onun kötülüğünü istemiyoruz, o da bizim kötülüğümüzü istemiyor. Noktayı koysun, bitirsin cümlesini. Sonra sen bir düşün; doğru mu anladım? Ne demek istiyor eşim bana? Sonra ona göre cevap ver. Yani bunu yaptığımız zaman Allah’ın izniyle biz sağlıklı iletişim kurmayı başarmış oluruz.

M. Akif ÇELİK: “Acil konuşacaklar listesi” diye bir şey söylediniz. Biraz açalım mı orayı?

Abdülkerim TEMİZCAN: Değerli hocam, biz buna istişare diyoruz. Ailede istişare. Bu temel bir ihtiyaç. Yani hanımefendinin eşiyle, beyefendinin hanımıyla konuşması, istişare etmesi. Mesela kadim kitabımızı, aziz kitabımızı, yüce kitabımızı, Kur’an-ı Kerim’i okuyor muyuz? İbadetlerimizi yapıyor muyuz? Sabah namazına neden kalkamıyoruz biz haftada bir iki gün gibi? Bu konular karı kocanın beraberce konuşması gereken konular. İsraf ediyor muyuz? İktisatlı mıyız? Haftalık alışverişlerimizde israfa kaçıyor muyuz? Niye biz üç gün dışarıda yemek yiyoruz? Niye iki günde bir dışarıdan yemek siparişi veriyoruz? Çünkü Batı’da bile yapılan araştırmalarda evde yapılan çorba, çorbanın kokusunun evin odalarına dağılması o aileyi gerçek aile yapıyor sonucuna ulaşılıyor. Yani dış dünyadan sürekli yemek söylenirse, herkes kendi popülerliğine göre takılırsa, sabah ve akşam yemeklerinde beraber sofraya oturulmazsa aile kavramı orada zedeleniyor.

Aile içi iletişimimiz nasıl? Çocukların eğitimi, manevi eğitimleri vs. Birbirimizden şikâyetçi olduğumuz konular nelerdir? Bak bu çok önemli. Bunlar kahve içerken, çay içerken, çocuklar da yokken karı koca arasında bazen böyle muhabbetli bir şekilde konuşulmalı. Birbirlerinden şikâyetçi olmak için değil, herkesi üzmek için değil. Ne yapmak için değerli hocam? Adam hanımından bir konuda şikâyetçi; bunu güzellikle söylüyor ama hanımı da bunu kabul edecek. Hanımefendi kocasından bir konuda şikâyetçi; bunu güzellikle yapacaklar. Biriktirmeden bunları istişare edecekler. Acil konuşulması gereken ertelenmemesi, ötelenmemesi geren konular bunlar. Gündemlerinde olması gereken, hayatlarında olması gereken konular. Ben yeni evlenen genç kardeşlerime özetle diyorum ki, haftada bir, ayda bir “5S” ne âlemde diye birbirinize sorun.

M. Akif ÇELİK: 5S?

Abdülkerim TEMİZCAN: Sevgi beraberliği, seccade beraberliği, sofra beraberliği, seyahat beraberliği, sayfa beraberliği. Bir ailede bu 5S maddesi varsa hocam, o ailede huzur olur, mutluluk olur. O ailede Allah’ın izniyle yıkılmak kolay kolay olmaz. Ama bu 5 maddeden bir tanesi eksikse; örneğin sevgi beraberliği, kulluk bilinci yoksa, seyahat beraberliği yani beraberce etkinliklere katılmıyorlarsa, adam sadece kendi takılıyorsa, hanımını öteliyorsa veya hanımefendi kendi kafasına göre takılıyorsa, adamı öteliyorsa, seyahat beraberliği yoksa burada bir takım problemler ortaya çıkıyor. Sevgi, seccade, sofra, seyahat, sayfa beraberliği değerli hocam.

M. Akif ÇELİK: Peki değerli hocam, ailede kriz yönetimi dedik. Ailede kriz yönetimini üst başlık olarak alırsak, evlilik irade sanatı mıdır?

Abdülkerim TEMİZCAN: Evlilik irade değil idare sistemidir.

M. Akif ÇELİK: Açalım size zahmet.

Abdülkerim TEMİZCAN: Ne demek istiyoruz? İrade; “benim dediğim yeterli olacak, irade benim hakkım” demektir. Bunu kim yapar? Patron işçisine, işçi patronuna yapar. Komşu komşuya yapar. Amir memura, memur amire yapar. Ailede hak, hukuk, adalet kelimelerinin belgeleri en tepede olduğu zamanlar krizler daha çok konuşulur. Çünkü ailede hak, hukuk, adaletten ziyade merhamet zirvededir, fedakârlık zirvededir. Yani biz matematiksel hesap yapmayacağız. “Bugün ben sana iki iyilik yaptım karıcığım, ben de senden iki tane alacağım” gibi… Bu şekilde yürütülen hesaba gidilmez. İşte biz buna “irademizle değil idaremizle” diyoruz. Yani irademizi kullanacağımız yer dış dünyadır. İdaremizin mülkiyeti ailemizdir. Bazen dış dünyada bile, iş yerimizde bazen memur arkadaşlar arkadaşlarını idare ederler. Çünkü her yerde idare edilmediği zaman sıkıntı sorunu doğar. Aile de bu en önemli parçaların bir tanesidir. Kadın kocasını idare edecek, adam hanımını idare edecek. Yani sohbetin en başında söylediğimiz gibi, birinci bölümde; yani bazı şeyleri göz ardı edeceğiz, bazılarında kayıtlı olup olmayacağız. Hani evlilikte bazen kör olmak lazım, sağır olmak lazım demişler. Yani evlilikte her şeyi görür, her şeyi duyarsak bu bizim için Allah göstermesin problem teşkil eder.

M. Akif ÇELİK: Hocam, sizin bu ifadeniz bana şunu hatırlattı; Saffet Köse Hocam’ın bir ifadesi vardı, onun da malum evlilik üzerine çalışmaları var: “Hakperest bir toplum olduk” demişti. Aile içerisinde hakperestlik aileyi yıkacak bir unsur olarak ortaya çıkıyor zannediyorum. Yani “benim hakkım, benim hakkım” demek.

Abdülkerim TEMİZCAN: Değerli hocam, ailede fedakârlık, merhamet sizin de söylediğiniz gibi zirvede olmalı ama bu tek taraflı olursa da sorun. Yani hep bunu yapan hanımsa bir süre sonra çöker, ruhu çöker. Her zaman bunu beyefendi yapıyorsa, o, fedakarlığı, alttan almayı, merhameti gösteriyor da kadın zulmeden pozisyonuna geçtiyse bu patlak veriyor. Biz bunu yapmayız. Yani herkesin bu konuda elinden geleni yapması gerekiyor.

M. Akif ÇELİK: Hocam ailelere baktığımız zaman geçmişin kaydının tutulduğunu görüyoruz. Yani özellikle gelinin karşı tarafın ailesiyle, beyefendinin ailesiyle sorun yaşanmışsa bu geçmişin kaydı tutula tutula bir dağ gibi bir şeyle karşılaşıyoruz ve bazen de patlak veriyor. Oraya bir değinsek hocam.

Abdülkerim TEMİZCAN: Değerli hocam, en önemli geçimsizlik sebeplerinden bir tanesi geçmişi sürekli olarak gündeme getirmek. “Ben nişanlıyken senin annen bana şöyle söylemişti, kaynanam şöyle söylemişti.” Kaç sene önce? 17 yıl önce. “Altı sene önce filanca kişinin düğününde sen bana böyle bir tavır sergilemiştin.” Yani tartıştığımız, affettiğimizi söylediğimiz, geçmişte bıraktığımız şeyleri kurcalamak, yeniden gündeme getirmek hiçbir fayda sağlamadığı gibi olumsuz yönlerle karşı tarafı etkiler. Allah göstermesin evliliğin yıkılmasına doğru gider. Bakın bu konuda ileri düzeyde olanların uzmandan, psikologdan yardım alması gerekiyor. Geçenlerde böyle bir ailemiz vardı; adam hanımına geçmişte bir takım yanlışlar yapmış. Evet, kabul ediyor, tevbe etmiş, hata yapmış. Sonra da düzeltme yolunda yıllar boyunca çok iyi. Hanımefendiyi dinlediğimiz zaman hanımefendi de bunu söylüyor. “Evet beyefendi yedi yıl önce bunları yaptı ama sonra farkına vardı, özür diledi, hatalarını telafi etti vs.” Her şey kapanmış halde ama kadın diyor ki “ben bunları, bana yapılanları unutamıyorum.” Ve sürekli tartışmada, her şeyde bunu gündeme getiriyor. Her akşam çay içerken vesaire. Demek ki; kadının psikolojik olarak bunu atlatamamış. O zaman bu hanımefendinin uzman aile terapisine gitmesi gerekir.

M. Akif ÇELİK: Başarılar var mı bu konuda?

Abdülkerim TEMİZCAN: Var. Mesela psikolojik destekle 3-5 seansa göre bu geçmişi silmek değil de, en azından kontrol etme mekanizması gelişiyor. Artık orada olayı anlıyor; “O yedi sene önceydi.” Bu şuna benzer: on gün önce hocam bisikletle giderken düşmüşüz, dizimiz kanamış. O anda ağlamışız, o anda üzülmüşüz. Aradan on gün geçmiş hala ben “on gün önce bisikletten düştüm dizimi kanattım” diye ağlıyorum. Ama dizimin yarası geçti. Düşme olayı bitti, geçmişte kaldı. Sadece bir hatıra olarak hatırlayabilirim, bir olay, bir tecrübe olarak hatırlayabilirim. Yani o acıyı ben yeniden hissediyorsam dizimde, ben onu çok içselleştirmişim ve benim için adeta psikolojik bir sorun haline geldi demektir.

M. Akif ÇELİK: Hocam bu noktada ikna edilemeyenler çok fazla. Psikologa gitme, bir uzmana başvurması konusunda ikna edilemeyenler var ve bunun sonucunda da çok fazla tükenerek “ben tek başıma mücadele edeceğim” diyorlar. Burada ikna yöntemiyle ilgili çok kısa bir iki cümleniz var mı? Deneyiminiz var mı?

Abdülkerim TEMİZCAN: Değerli hocam, bunun ana nedeni şu; toplumun bir kısmı, kardeşlerimiz hala şöyle düşünüyorlar -ben bunu kendi ağızlarından da duydum- hala psikolog, uzman, aile terapisi dendiğinde “ben haşa deli miyim?” diye bakıyor.

M. Akif ÇELİK: Eskiler gibi “deli doktoru” tabirini kullanıyorlar.

Abdülkerim TEMİZCAN: Öyle algılıyor veya küçümsüyor. “Bunların hiçbiri olmayacak mı, ben kendim yenerim” diyor ama bak beş senedir yenememişsin, üç senedir yenememişsin. Yani nasıl dişimiz ağrıdığında doktora gidiyoruz, başımız ağrıdığında gidiyoruz, vücudumuzdaki herhangi bir rahatsızlıktan dolayı gidiyoruz; bu da aynen öyledir. Zihnin bir köşesi onu atamamış. Ve bunu tam anlamıyla -yani dini literatürde vesvese diyorsun buna, tıp literatüründe başka bir adı var- bu vesveseyi atamamış ve bunun için ciddi bir sorun olmuş bu, aile krizine dönmüş. Bundan dolayı uzmana gitmesi gerekiyor. Bu hanımefendiye rahatsız olduğu, hasta olduğu hatırlatılmalı ama bunun kötü bir şey olmadığı; tıpkı bir diş ağrısı gibi gidip tedavi olması gerektiği, ruhani ve psikolojik rahatsızlığının giderilmesi için çalışması gerektiği söylenmeli.

M. Akif ÇELİK: Evdeki hanımefendiler biraz daha çabuk ikna oluyorlar, onların çok daha fazla okuyabildiklerini görüyorum ama beyefendiler ne yazık ki sorun kendilerinde bile olsa, bunu biliyor bile olsa ayağını mercimek kütüğüne dayayanları görüyoruz hocam. Peki değerli hocam; “barış olmadan çözüme geçemiyoruz” dediniz. Bunu biraz açabilir miyiz?

Abdülkerim TEMİZCAN: Bu da bir önceki maddeyle ilişkili hocam; yani affetmek. Affetmekten kastım şu; yani bir takım olaylar yaşanmış. Diyelim ki adam karısına kötü davranmış, kötü sözlerle krizler yaşanmış. Kadın kocasının annesinin evinde kalmış, 2-3 ay sonra gelmişler. Bunlar “tamam” demişler bu yolda. Ama kadın hala kalbiyle, yüreğiyle barışmamış, kocasını affetmemiş. Seanslarda affettim demiş ama yüreğinde barışma gerçekleşmemiş. Gerçek bir barışma olacak. “Ben gerçekten kocamı seviyorum, ben gerçekten karımı seviyorum, ben gerçekten affettim, geçmişi bitirdim ve biz önümüze bakalım artık” diyerek eşlerin iyi niyetli olması gerekiyor. Burada en önemli mesele, öncelikle iyi niyetle yuvasının devamını hedeflemesi gerekiyor. Dedim ya biraz önce birinci derste; iyi niyetli olmadığı sürece -bakın biz bununla çok karşılaşıyoruz- yani zihni başka yerde ise sonuç alınamıyor.

M. Akif ÇELİK: Ya da zihinde bitmiş olay.

Abdülkerim TEMİZCAN: Yani müftülükte hocayı kandırdığını zannediyor, aile terapistini uzmanı kandırdığını zannediyor, iki gözyaşı döküyor vesaire ama yürek, kalp başka bir şey söylüyor. Arka planda başka bir dümen dönüyor. Bu art niyetlilik olursa, iyi niyet olmazsa, eşler birbiriyle iyi niyetle yaklaşmazsa bunu çözemeyiz. Evvela onun için söylüyorum ki barış hakiki manada gerçekleşsin, yürekler tam anlamıyla hakiki manada affetsin, barışsın. Ondan sonra çözüm yolları fayda sağlar. Bu gerçekleşmeden çözüm yolları fayda sağlamaz çünkü kalpte hep bir kırıntı var.

İlkadım: Kıymetli hocam, aslında biz insanlar sözlerle anlaşıyoruz. Jestlerle mimiklerle de anlaşıyoruz ama bunların hepsini söze döküyoruz. Eşler de konuşurken sözcük, cümle, kelime, yerel deyimler… Bir şekilde sözlerle birbirimizi incittiğimiz de oluyor zannediyorum. Ailede kriz yönetiminin belki de en önemli sacayaklarından birisi; ağzından çıkan sözlerin kulağımıza, beynimize girmesinden önce nereye vardığını düşünerek hareket etmek. Eşlerin birbirini sinirlendirmeyecek cümleleri kurması gerekiyor zannediyorum. Oraya bir değinelim mi hocam?

Abdülkerim TEMİZCAN: Değerli hocam bu belki de konuştuğumuz konuların en önemlisi. Yani şu şekilde; bir aileyi yücelten de bir aileyi alçaltan da dil ahlakıdır hocam. Şuraya yüz tane boşanmış aileyi getirelim; inceleyelim o yüz aileyi, boşananları. Yüzde doksanı dilden kaynaklanır. Konuşmalardan oluşur yüzde doksanı bakın, büyük, ezici bir çoğunluk dilden kaynaklanır. Niye? Bir ailede teşekkür edilmeli, takdir edilmeli, iltifat zirvede olmalı. İkaz ve uyarı en aşağı, en asgari düzeyde olmalı ve yeri geldikçe. Bunu yapmadığımız müddetçe gönüller kırılır, gönüller incinir. Hani “bir ceviz kabuğunu doldurmayacak nedenden boşandı” deniyor ya; öyle değil. 15 yıldır adam karısına hakaret ediyordu, küfrediyordu, anası hakkında kötü konuşuyordu, babası hakkında küçümseyici sözler söylüyordu. En son burada patlak verdi. Bu olaya takılıp kalmayalım; 15 yıl artı bu son olay. Aynı şekilde kadın kocasını küçümsüyor, başka kadınlara gıybetini yapıyor, kocasının her şeyiyle ilgili ileri geri konuşuyor, aşağılayıcı sözler söylüyor… Ondan sonra “demek ki işte en son şu olay oldu da ondan boşandılar.” Hayır; yedi yıl artı şu olay. Yani dil ahlakı hocam işin zirvesidir.. Bunu hanımefendinin çok iyi anlaması lazım, beyefendinin çok iyi anlaması lazım. Ağzımızdan çıkan kötü bir söz sevgi odasından sökülüp kopmuş bir tuğlaya benzer hocam. Eşimize kötü bir söz söylediğimizde bilelim ki o mübarek cennet bahçeli evimizden bir tuğlayı söktük. Günde beş defa bunu söyleyen insanın bir yıl sonrasında o tuğladan yapılmış hiç yuva, hiç çatı kalır mı hocam? Kalmaz. Yani bu çok önemli.

M. Akif ÇELİK: Bütün fırtınalara açık hale geliyor.

Abdülkerim TEMİZCAN: Evet. Ve ben diyorum ki kardeşlerime; bak bunun çözümü çok kolay. Sen patronuna böyle konuşabiliyor musun? Hayır. Sen müşterine böyle konuşabiliyor musun? Hayır. Neden? İdare ediyorsun, sabrediyorsun. Eşine niye sabırsızsın? Eşine hiçbir söz hakkı tanımıyor musun? Hemen küfür ediyorsun, hemen aşağılayıcı bir kelime kullanıyorsun, hemen kalbini gönlünü kırıyorsun. Burada bak hem beyefendi kardeşlerimize hem hanımefendilere sorumluluk düşüyor. Dil… Hani büyüklerimiz güzel söylemiş; “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır” diye. Ya bir hanımefendinin nazıyla, iyiliğiyle, güzel sözleriyle kocasına yaptıramayacağı şey neredeyse yoktur. Nasıl oluyor da bu tartışmalar çıkıyor? Bir beyefendi güzel sözüyle, iltifatıyla, muhabbetiyle eşiyle Allah’ın izniyle belli bir noktada iletişimi çok güzel sağlar. Mesela kilosu hakkında kötü konuşuyor, boyu hakkında kötü konuşuyor. Buna Allah da gücenir değil mi?

M. Akif ÇELİK: Evet.

Abdülkerim TEMİZCAN: Hani “gayretullaha dokunmasın” diye bir söz var, ağır bir kelime. Yani siyah bir adamı kınayan adama demiş ya; “Boyayı mı beğenmedin boyacıyı mı beğenmedin?” diye. Yani eşinle evlendin ve bir yıl önce o hanımefendiyi sen beğendin, şimdi nasıl dalga geçiyorsun? Kilosu… Doğum yaptı, iki tane çocuk doğurdu, elbette 5-10 kilo kalır. Elbette hanımefendiler de sonrasında dikkat edecekler, spor yapacaklar vs. ama bu 5-10 kilo bir şekilde kalabiliyor çünkü 2-3 tane doğum yapıyor; senin çocuklarını doğurmuş, 9 ay karnında beslemiş vs. Şimdi burada beyefendinin biraz daha empati yapması gerekiyor, dile hakim olması gerekiyor, güzel ahlakla davranması gerekiyor. Güzel ahlak dediğimiz zaman hemen aklımıza dil geliyor. Çünkü güzel ahlakın en önemli tezahürü konuştuklarımız, konuşmalarımız. Bundan dolayı gönül alıcı sözler söylenmeli. Eşler birbirleriyle böyle davrandıklarında Allah’ın izniyle bu evlilik çok güzel bir noktaya gider hocam.

M. Akif ÇELİK: Krizin çözümü de kolaylaşıyor.

Abdülkerim TEMİZCAN: Bakın çok önemli bir konu hocam, burayı atlamayalım. Bazı ailelere acizane yardımcı olmaya çalıştık, şunu gördüm, şunu gözlemledim: Bir kere karı koca kavga ettiğinde telefondan karşılıklı mesaj çekmesinler. Mesaj çekmek uzmanların ifadesi ile iletişimin %15-20’sini teşkil ediyor ve %80 yanlış anlama oranı çok yüksek. Nasıl yani? Mimiklerini görmüyorsun, ses tonunu duymuyorsun, onun neden öyle söylediğinden haberin yok. Ve karşında adam olmadığı için, karşında karın olmadığı için gerekeni yazıyorsun; sinirlenmişsin, öfkeyle yazılmaması gerekeni yazı olarak söylüyorsun. Bu iletişim mahveder. Yazışmalar sadece teknik işler için olmalı; “şunu al, bunu getir” gibi. Tartışmalar için kesinlikle -sadece karı koca hakkında demiyorum- arkadaş grubu, apartman grubu, komşu hakları konusunda da yazı dilini çok fazla kullanmamak tavsiye ediliyor. Sonra telefonda konuşmak da bazen tam iyi bir sonuç vermeyebilir. Yani eşler bir araya geldiğinde, sabırla hareket ettiklerinde, gönül alıcı davrandıklarında iletişim daha güzel hale geliyor.

M. Akif ÇELİK: Kalpler birbirine dönecek.

Abdülkerim TEMİZCAN: Evet.

M. Akif ÇELİK: Kalpler ve yüzler birbirine dönecek. Peki hocam, “sorunları biriktirmeden çözmek” dediniz.

Abdülkerim TEMİZCAN: Hocam bu çok önemli. Gönül biriktirir biriktirir, olmadık yerde patlar. Hanımefendi içine atıyor; “Eşim acaba annesinin yanında bana neden böyle davrandı?” kendisine söylemiyor, içine atıyor. Beş sene sonra bir yerde olmadık bir anda, o hani “tam hanımefendi” dediğimiz kadından olmadık bir patlama görüyoruz. Oysa o sinirsel bir kriz; yani içine atmış atmış atmış, patlıyor hocam. Beyefendi de öyle; içine atmış atmış, sonunda patlıyor beş yıl sonra, on yıl sonra. Bir şey yaşıyorsanız; sizi rahatsız eden, sizi tedirgin eden, kalbinizi ciddi manada rahatsız eden şeyi lütfen eşinize uygun bir dille söyleyin. Kullanılan ifade çok önemli: Uygun zaman ve uygun üslup. Bakın bütün konuştuklarımızın iki maddede özetini söylemek istiyorum. Uygun zaman ve uygun üslup krizi çözer. Örnek verelim: Hanımefendi kocasına bir ihtiyacı olduğunu söyledi, “bana şunu al” dedi. Erkeklerde bazen özel işler evrenseldir; bazen böyle ciddiye almayız, almadığımız olur. Kendi işi olsa hemen hallederiz de ama bazen hanımın dediğini öteleyebiliyoruz maalesef. Bir gün unuttuk, ikinci gün yine söyledi, üçüncü gün getirmek istedik ama yine unuttuk; ihmal falan yapıyoruz. Kötü niyet yok ama ihmalkarlık var. Sonra beşinci gün akşamı geliyoruz, yine elimizde poşet yok, yine hanımefendinin dediğini almamışız. Orada hanımefendi kapıda patlıyor: “Ben sana söylemedim mi? Al dedim mi? Sen nasıl bir insansın, nasıl bir adamsın?” saymaya başlıyor. Halbuki doğru bir zaman değildi. Haklı da olsa adam da işten geldi yorgun argın, o da patlayacak. Yani doğru bir zaman değil. Ne yapacak hocam? Doğru zaman: Akşam yemeği yendi, adam rahatladı, kadın rahatladı. Akşam namazını kıldılar, sonra biraz dinlendiler. Akşama doğru güzel bir kahve; beraber kahve içiyorlar. Doğru zamanı hanımefendi yakaladı. Ve doğru bir üslup… Böyle aşağılayıcı kelimelerle değil, güzel bir şekilde ikaz etmek: “Bak ben sana beş gündür ihtiyacımı söylüyorum ama almadın, lütfen alır mısın?” demesi. Bu aynı şekilde erkek için de geçerli. Çocukların yanındayken karısına kızan bir insan doğru zamanı belirleyememiş demektir, doğru bir üslup belirlememiş demektir. Bu doğru zaman ve doğru üslup birçok aile krizini yerinde çözecektir.

Peygamberimizden bir örnek verelim, Üsvet-ül Hasene Aleyhisselatü Vesselam Efendimizden. Hazreti Aişe annemiz çok kıskanç; ona diğer annemiz hizmetçiyle bir yemek gönderiyor. Akşam Peygamberimizin sevdiği yemekler var. Tam getirirken Aişe annemiz fark ediyor, orada Resulullah’a bir iltifat var; kıskanıyor ve hizmetçiye bir çelme takıyor. Hizmetçiyle beraber tabaklar uçuyor, yere dağılıyor. Ortada hanımlar var, Peygamber Efendimiz var, gürültü var… Peygamber Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz “Anneniz kızdı, anneniz kızdı” diyerek tabakları toparlıyor. Şimdi orada biz olsak ne tepki verirdik? Veya bizim eşimiz toplum içerisinde bizi küçük düşürecek bir şey yapsa biz nasıl davranırdık? Orada işi çözüp “Anneniz kızdı” diye krizi yönetiyor; “krizi yönetme sanatı” diyoruz biz buna. Yönetebilir miyiz Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam gibi? Yoksa “Sen beni nasıl küçük düşürürsün, haddini bil” diye ona hemen çıkış mı yaparız? Orada Hz. Aişe annemiz öfkeli, Resulullah krizi yönetiyor, sakinleştiriyor. “Anneniz kızdı” diyor, tabakları topluyor. Sonra da aradan zaman geçince adaleti tesis ediyor: “Ey Aişe, kırdığın tabakların yenisiyle aynı şekilde yemek yapıp gönder.” Orada adaleti de sağlıyor. Krizi yönetti, Hz. Aişe annemizi direkt hedef almadı, karşılıklı muhatap olup tartışmayı ilerletmedi. Zaman geçtikten sonra, doğru zaman geldiğinde de ona kırdığı tabakların geri bildirimini yapıyor Efendimiz. Yani doğru zaman ve doğru üslubu yakaladığımızda ailede birçok şey Allah’ın izniyle yoluna girer hocam.

M. Akif ÇELİK: Bizim hizmetlerde güzel bir cümle vardı hocam, muhtemelen duymuş olabilirsiniz: “Söylenme, söyle” diye. Yani zamanında söylenmeyen şeyler kulislerde, arkada konuştuğumuz yerlerde birikmeye, yara açmaya, o yaraların cerahate dönüşmesine ve bir süre sonra da artık daha sesli tepkilere, daha aşırı tepkilere doğru bizi yönlendiriyor. O zaman; uygun üslup, doğru cümleler, doğru kelimeler ve doğru zamanı yakalayıp sorunları içimize atmadan konuşmayı öğrenmemiz gerekiyor.

Abdülkerim TEMİZCAN: Doğru hocam.

M. Akif ÇELİK: Peki hocam, bütün bunları yaptık yine de sorunlar bazen bitmiyor. Gönüller ayrılmış olabiliyor ya da sorunlar üzerine başka sorunlar gelebiliyor. Çok arzuladığımız bir şey değil ama İslam’da “hakemlik” diye bir kurum var. Evliler arasında gidişatın çözümünde hakemlik dediğimiz bir kurum var. Biraz bu hakemliği anlatabilir misiniz?

Abdülkerim TEMİZCAN: Değerli hocam, ailevi problemler artık çıkmaza girmiş, karı koca krizler yaşıyor. Aşama aşama gidilmesi gerekiyor. Hakeme varmadan önce bir önceki aşamadan başlayalım hocam.

M. Akif ÇELİK: Buyurun hocam.

Abdülkerim TEMİZCAN: Bir; sorunlar bir kere herkese anlatılmayacak, dışarıya yansıtılmayacak. Özellikle -buna üzülerek söylüyorum, yanlış anlamasınlar- hanımefendiler bunu biraz daha fazla yapıyor. Beyefendilerden de yapanlar var ama hanımefendiler daha fazla anlatıyor. Yani sen muhatabını bileceksin. Aile uzmanına gideceksen ona anlatacaksın. Müftülüklerimizde ADRB var hocam;  her il ve ilçe müftülüklerimizde Aile ve Dini Rehberlik Büroları. Buralarda ehil olan hanım hocalarımız var, erkek hocalarımız var. Erkekse erkek, hanımsa hanım hocalarımıza gidecek ve istişare edecek. Eğer iş ileri boyutlardaysa bir aile danışmanına gidilecek. Yani muhatap kimse ona anlatacaksın. Ama hanımefendi sağ komşuya anlatmış, sol komşuya anlatmış, aşağıya yukarıya, teyzekızına, halakızına; beyefendi iş yerindeki adamlara anlatmış… Allah Azze ve Celle bir kere böyle davranan insanların krizini yönetme çalışmalarına bereket vermiyor. Bu çok önemli; yani Allahu a’lem, burada bir iyi niyet yok. Biz ayet ve hadislerden aile sırlarının saklanmasını öğreniyoruz. Ne zaman feryat edilir? Gerçekten kadın bir zulme uğruyorsa, şiddet görüyorsa artık canını kurtaracak şekilde bir durumdaysa o ayrı bir konu. Genel anlamda muhatap olacağı kişiye anlatmalı, herkese söylememeli. Şu çok önemli; Burhan İşleyen hocamızın güzel bir sözü var: “Aile sırlarını ne kadar çoğaltırsanız, sağa sola anlatırsanız aile çözümü o kadar zorlaşır” diyor. Niye hocam? Sen annene babana anlattın, akrabalara anlattın; üç ay sonra da siz barıştınız. Ama bayramda seyranda hep onlara gideceksiniz. Onlar arkanızdan kulis yapacaklar, dedikodu yapacaklar. Ne kadar dağıtırsanız toplaması o kadar zor olur. İşin ehliyle istişare edin.

İkinci yapılacak iş; günümüzde habersiz bir şekilde anlaşmalı boşanmalar arttı. Bireyselcilik arttığı için gençler arasında. Maalesef modern yaşamda “benim özgürlüğüm, benim evim, benim param” diyerek aileyi, akrabayı, anne babayı kabul etmeme davranışı var. Karı koca bir anlaşmazlık yaşıyor; ama siz evlenirken anne babanız vardı, aileler vardı, maddi destek verildi, düğünleriniz yapıldı. Bunlar altı ay anlaşamıyorlar, altı ayın sonunda hiç kimsenin haberi yok, gitmişler mahkemeye “anlaşmalı boşanma” demişler ve boşanmışlar. Böyle yapan gençler büyük bir vebalin altındadır. Çünkü Kur’an’ın ahlakı bu değildir. Evlilik zor, boşanmak çok kolaydır. Kardeşlerimizden bir kısmı da hakem çağırıyorlar ama hakemleri de maalesef dinlemiyorlar. Çünkü herkes kendine yapılan uyarıyı kabullenmekte problem yaşıyor. Sen hocayı çağırmışsın eve veya müftülüğe gelmişsin; dinliyoruz yarım saat, bir saat. Beyefendiyi dinliyor, hanımefendiyi dinliyor. Hocam diyor ki; “Beyefendi sizin şöyle bir hatanız var, siz sorumluluklarınızı ihmal etmişsiniz. Akşam eve gittiğinizde iki saat akıllı telefonla oynamayacaksınız, beraber yemek yiyeceksiniz, bir saat çocukla ilgileneceksiniz.” Böyle ödevler veriyor.

Uzmanlar veya hocalar bu tavsiyeleri veriyor ama bakıyorsunuz ne beyefendi ne de hanımefendi hayatında bir değişiklik yapıyor. Eğer söylenenleri yapmayacaksak, hatalarımızı düzeltmeyeceksek o zaman hakem seçmemizin veya bir uzmana danışmamızın ne anlamı kalıyor?

Bizim Kur’an ahlakımızda Ahzab Suresi 35. ayet (ve Nisa 35) çok önemlidir. Karı-koca anlaşamadığında ve meseleyi kendi aralarında çözemediklerinde; kadının ailesinden ve erkeğin ailesinden birer hakem seçilmesini emreder. Bu hakemler; yaşlı, aklıselim, nerede ne konuşacağını bilen ve arabuluculuk yapabilecek kişiler olmalıdır.

M. Akif ÇELİK: Hocam tam bu noktada bir parantez açalım mı? Günümüzde hakem diye seçilen kişiler bazen donanımsız olabiliyor; ya sadece seküler bir bakış açısıyla yaklaşıyorlar ya da piyasayı ve hayatın gerçeklerini tanımayıp çok kapalı ve kaba bir dindarlık sergileyebiliyorlar.

Abdülkerim TEMİZCAN: Çok önemli bir noktaya değindiniz hocam. Evet, ya tamamen dünyevi düşünen ya da dini kendine göre algılayıp kaba yaklaşan kişiler olabiliyor. Hakem olacak kişinin mutlaka diploması olması gerekmez; öyle ilkokul mezunu amcalarımız vardır ki köyün veya kasabanın kanaat önderidir, aklıselimdir. Önemli olan iki tarafın da kabul ettiği bir büyüğün, bir alimin veya uzmanın başkanlığında krizlerin çözülmesine yönelik masaya yatırılmalıdır. Hemen “ayrılalım” demek yok. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurur: “Allah’ın en sevmediği helal, boşanmaktır.” Müslüman bir çift, “Elimden gelen her şeyi yaptım, hakemlere danıştım, aile terapistine veya ücretsiz belediye psikologlarına gittim ama olmadı” diyebilmeli. Boşanma en son çare olmalı. Hatta tüm yollar tükendiğinde son bir çözüm olarak; bir süre (3 ay veya bir mevsim gibi) ayrı kalmayı, erkeğin baba evine gitmesini ama hanımefendinin çocuklarla evde kalmasını tavsiye ediyoruz. Bu ayrılık süreci bazen birbirlerine daha sıkı sarılmalarına vesile oluyor. Ayrılmadan ayrılığı bir tadalım diyerek erkek evden biraz uzaklaşmalı.

M. Akif ÇELİK: Bazen varlıklar kanıksanıyor, değerini anlamak için özlemek gerekiyor demek ki.

Abdülkerim TEMİZCAN: Kesinlikle hocam. Temel sebeplerden biri de şükürsüzlük. İnsanlar ellerindeki maddi imkanların içinde karısının veya kocasının kıymetini unutuyor. Maddiyat fazla gelince, kredi kartları limitsizleşip her iki günde bir dışarıda yemekler ve gezmeler artınca, bereket ve mutluluk çekiliyor. Allah israf edenleri sevmez, bereket gidiyor. Zekat, sadaka ve infak yerine israfa yönelmek ailenin manevi huzurunu bozuyor.

M. Akif ÇELİK: Öfke kontrolü ve etkin dinleme gibi konulara da değinelim.

Abdülkerim TEMİZCAN: Hocam, tüm çözüm yolları denendiği halde yine de sonuç alınamıyorsa, o zaman gündeme “İhsan ile boşanma” kavramı gelmeli. Boşanmaya karar verilmişse taraflar birbirine iftira atmamalı, mahkemelerde yalan söylememeli ve birbirine zulmetmemelidir. Bugün yaşanan kadın cinayetleri ve şiddet olayları ne kadar acı! Bir insan neden ayrılmak isteyen eşinin canına kasteder? Bu, nefsini ilahlaştırmaktır. “Sen beni nasıl reddedersin, benden nasıl ayrılırsın?” kibri cinnete sebep oluyor.

İhsan ile Boşanma ve Öfke Kontrolü

M. Akif ÇELİK: Kıymetli Hocam, kriz durumunda hakem aşamasına kadar geldik. Hakemde de artık bir çözümümüz olmadı; belli bir dönem, üç ay veya bir mevsim evlerimize çekildik, düşündük ve dedik ki: “Artık bu iş yürümüyor.” Bu noktadan sonra erkek tarafı ve kız tarafı var. Siz, “ihsan ile boşanma” diye bir kavram kullandınız. Hocam, orayı açalım; gerekirse örneklerle detaylandıralım. Bugün ihsan ile boşanamadığımızdan dolayı o kadar büyük yaralar açılıyor ki; hele bir de çocuklu aileyse sırlar ifşa ediliyor, birbirine iftiralar atılıyor. Hocam söz sizde, buyurun.

Abdülkerim TEMİZCAN: Hz. Ayşe annemize (r.a.) Resulullah’ın ahlakı sorulduğunda, onun ahlakının Kur’an ahlakı olduğunu söylüyor. Şimdi biz evlenirken Kur’an ahlakıyla mı evlendik ki boşanırken Kur’an ahlakıyla boşanacağız? Öncelikle bunu sormamız lazım. Kur’an bize hayatın her aşamasıyla ilgili beyanlarda bulunmaktadır; nasıl evleneceğimizi söylediği gibi, nasıl boşanacağımızı da söylüyor. İşte Bakara Suresi 229. ayet-i kerime: “İyilikle, ihsanla, güzellikle boşanın” diyor.

Yani her şeyi yapmışsınız, ailenizi kurtarmak için mücadele etmişsiniz ancak bazen sahabeden bile boşananlar olmuş. Bazen olmayacak olanı zorlamamak gerekir, bu da önemli bir nokta. Aslında her şey çok güzel görünüyor olabilir ama iletişim bozukluğu vardır, kronikleşmiş sorunlar vardır; hakem olayı oluşmuş, uzman aile terapisine devam edilmiş fakat yıllardır bir türlü anlaşamıyorlar. Kavgası, gürültüsü, patırtısı bitmiyor ve artık boşanmaya karar vermişler. Gittikleri hakemler de “Artık sizden olmaz, boşanın” demişlerse, bazen zorlamak da kötüdür hocam.

Bir aile reisi bana şunu söylemişti: “Hocam, ben bu hanımefendiyle devam edersem, Allah korusun sonunda çok kötü şeyler olur.” Bakın, bu çok tehlikeli bir cümle. Bu aşamadan sonra bir hocanın veya hakemin “Boşanmak ayıptır, günahtır” diyerek onları zorla bir arada tutmaya çalışması yanlıştır. İstenmese de boşanma bir vakadır. Boşanmaya karar verildiği zaman Kur’an ahlakına bakacağız. Allah; iyilikle, ihsanla ve güzellikle boşanmayı emrediyor.

M. Akif ÇELİK: Hocam, buraları izleyicilerimizin dikkatine sunmak istiyorum. Bu aslında Allah’ın bize bir emri midir? Namaz gibi, oruç gibi net bir emir midir?

Abdülkerim TEMİZCAN: Evet hocam, aynen net bir emirdir. Kavgayla, gürültüyle, iftirayla, yalanla, mal kaçırarak veya on yıl önce kocasının işlemiş olduğu gizli bir günahı ifşa ederek boşanmak haramdır. Beş yıl önce ev hayatında yaşanan gizli sırları ifşa ederek veya mahkemelerde yalan beyanlarda bulunarak hak aramaya çalışmak külliyen haramdır. İşte bizim Müslümanlığımızın kalitesi burada ortaya çıkar; evlenirken gösterdiğimiz o hassasiyeti, Allah göstermesin boşanma durumunda da göstermeliyiz.

Salih bir adama sormuşlar: “Niçin boşandın?” Ağzını aramak istemişler. O da demiş ki: “Siz bana evliyken bunu sorduğunuzda cevap vermiyordum; çünkü o benim karımdı ve karımın sırlarını ifşa edemezdim. Şimdi ondan boşandım, aradan aylar ve yıllar geçti; o benim için artık yabancı bir kadındır. Niçin tanımadığım bir kadının sırlarını size vereyim ki?” Olayın bittiğini, defterin kapandığını söylüyor. Bu, salih bir adamın Kur’an ahlakıdır.

Ama bugün neyi görüyoruz? Temel sebep İslam’ı yanlış anlamaktan kaynaklanıyor. İslam’ı sadece namaz kılmak ve abdest almaktan ibaret sananlar var. Şuna şahit olduk: Adam beş vakit namazında; hanımı ise zikrinde, duasında… Ama kızı boşanacak, anlaşamamışlar. Olabilir, insanlık hali. Fakat bakıyorsunuz, damatlarına iftira atıyorlar. Burada dini sadece namaza ve camiye hapsetme anlayışı var. Mahkemede, sokakta, ailevi ilişkilerde Allah’ın hükmünün geçtiğine demek ki tam inanmıyoruz. Asıl Müslümanlık kalitesi bu kriz anlarında ortaya çıkar. Şu anda iftiralar, yalanlar, mal kaçırmalar ve yalan beyanatlar çok artmış durumda. Hatta şiddet ve cinayetler var. Neden insani olarak boşanamıyoruz? İki çocuk varsa, karınızdan boşansanız bile çocuklarınızdan boşanamazsınız; ömür boyu onların babasısınız. Kocanızdan boşansanız bile çocuklarınızın annesisiniz. Boşanma sonrası şunu konuşmak gerekir: “Çocuğun ruhu zedelenmeden, anne ve babasını sağlıklı bir şekilde nasıl görebilir?” Buna bakılmalıdır.

M. Akif ÇELİK: Hocam, bizim toplumumuzda boşanma bazen “namus meselesi” haline getiriliyor; bir şiddet veya intikam aracına dönüştürülüyor.

Abdülkerim TEMİZCAN: Allah bunun altında yatan iki önemli sebebi göstermektedir: Birincisi, kendi nefsini ilahlaştırmak. “Nasıl benim sözümü dinlemez? Nasıl beni bırakır?” demek… Sen kimsin? O da bir kul, sen de bir kulsun. İkincisi, karşı tarafı ilahlaştırmak; “O artık kimseyle evlenemez, o sadece benimdir” diyerek onu sahiplenmek… Ey Allah’ın kulu, o senin malın değil; o müstakil bir insan. İnsanı öldürmek en büyük günahlardan biridir. Bu cinayetlerin temelinde ya “Beni nasıl dinlemezsin?” kibri ya da “Beni nasıl terk edersin?” saplantısı vardır.

M. Akif ÇELİK: Hocam, bu ihsan ile boşanma bakış açısını umarım herkes aklında tutar. Kimse istemez ama olursa da bu “ihsan” kavramı çok önemli.

Abdülkerim TEMİZCAN: Böyle olması gerek hocam. Güzel ahlakla, art niyetli olmadan bitirilmesi gerekir. Özellikle çocuk varsa daha hassas olunmalı. Şu anda gençlerle ilgileniyoruz; boşanmış ailelerin çocuklarında çok sıkıntı oluyor. Çünkü ne babayı ne anneyi tam tanıyabiliyorlar; arada kalıyorlar. Bir de üvey anne veya baba araya girdiğinde sorunlar katlanıyor.

Burada bir ayeti hatırlatmak isterim: Talak Suresi 2. Ayet-i Kerime. “Kim Allah’a karşı takva sahibi olursa, Allah ona bir çıkış yolu gösterir ve onu ummadığı yerden rızıklandırır.” Biz bunu genelde rızık için söyleriz ama bu ayet boşanma (Talak) suresindedir. Eğer taraflar iyi niyetli ve takva sahibi olursa, Allah onların arasını düzeltir veya onlara hayırlı bir kapı açar. Ama bir tarafın derdi yuva kurtarmak değil de karşı tarafı rezil etmekse, o kalp bozulduğu için Allah yardımını o aileden çeker.

M. Akif ÇELİK: Hocam, eskiden fıkıh kitaplarında nikah konusu ibadetlerden hemen sonra gelirdi. Yani nikahın bir yönü ibadet, bir yönü muamelattır. Ne kadar güzel bir denge… Hocam, zamanımız daralıyor; son olarak öfke kontrolü ve zor zamanlarda birlikte olmak konularına da değinelim mi?

Abdülkerim TEMİZCAN: Efendimiz (s.a.v.) öfkelenen birini gördüğünde onu sakinleştirirdi. Resulullah’ın hayatında her zaman bir sükunet ve teenni (acele etmeme) vardır; öfke değil, sekine vardır. Ailede de böyle olmalı. En büyük sorunlardan biri, eşimizin tıpkı bizim gibi olmasını beklememizdir. Örneğin, ben erkeksi bir yapıyla hemen hazırlanıp çıkmak isterim, hanım ise fıtratı gereği daha uzun sürede hazırlanır. Bu bir kriz nedenine dönüşmemeli. Arabada beklerken sinirlenmek yerine yanına bir kitap al, o gelene kadar oku. Hanım geldiğinde de “Senin sayende bugün şu kadar sayfa okudum” diyerek latife yap. Öfkelenmek çözüm değil.

Şunu sormak lazım: Aynı öfkeyi patronuna, müdürüne veya amirine gösterebiliyor musun? Hayır. Neden? Çünkü onlara bağırırsan bir bedeli olur; işinden olursun. Ama eşini zayıf bulduğun için ona öfkeni kusuyorsun. “Benim huyum bu, aniden parlarım” demek bir mazeret değildir. Kur’an ve Resulullah bizi değiştirmek için geldi. Yanlış olan huylarımızı güzel ahlaka dönüştürmeliyiz.

M. Akif ÇELİK: Hocam, “Zor zamanlarda yanında olmak” başlığını da ekleyelim.

Abdülkerim TEMİZCAN: Bu çok önemli. Hanımlar zor zamanları asla unutmazlar; özellikle hamilelik, doğum ve lohusalık dönemlerini… Erkek hastalandığında hanımı ona çorba yapar, bakar. Erkekler bazen basit bir gribi bile ağır atlatır. Ama kadınlar o kadar yükün altında ayakta kalmaya çalışır. Bu dönemlerde beyefendinin eşine iltifat etmesi, nazını çekmesi ve yardımcı olması gerekir. Eğer bu dönemlerde desteğini çekerse, bu durum yıllar sonra bile kriz anlarında önüne sürülür.

Aynı şekilde eşlerin ailelerinin hastalıkları veya ölümleri de zor zamanlardır. Eşinin annesi veya babası hastalandığında, “Senin annen benim annemdir” diyerek destek olmak Müslümanlığın gereğidir. Düğün ve nişan zamanları da aslında zor zamanlardır; herkesin karıştığı, gerginliğin arttığı dönemlerdir. Anne ve babalar gençlerin önüne taş koymamalı, onlara yardımcı olmalıdır.

Son olarak; eşler birbirinin sahibi değil, hayat arkadaşıdır. Evlendik diye eşimizin bütün geçmişini, arkadaşlarını veya kişisel alanını yok edemeyiz. Yanlış bir arkadaş ortamı yoksa, eşin sosyal hayatına, hobilerine veya ailesiyle görüşmesine müdahale etmek büyük bir hatadır. “Sadece bana aitsin, geçmişini sil” yaklaşımı psikolojik bir rahatsızlıktır ve İslam ahlakına sığmaz.

 Bu durumu psikologların da değerlendirmesi lazım; bu ciddi bir rahatsızlık. “Geçmişini sil, sen sadece bana aitsin” diyerek eşinin anne-babasıyla görüşmesini engellemeye çalışanlarla karşılaşıyoruz. Kadın kocasına, adam karısına bunu yapabiliyor. Bir insanın, eşinin anne-babasına gitmesini engellemesi kadar üzücü bir şey olamaz. Bu noktada sınırlarımızı ve kırmızı çizgilerimizi iyi bilmemiz gerekiyor.

M. Akif ÇELİK: Hocam, ana temamız ailede kriz yönetimiydi. Konu çok geniş, üzerine ciltlerce eser yazılabilir. Sizinle bu konuları detaylıca ele almak çok keyifli bir sohbetti, ben çok keyif aldım. 13 bölümden oluşan serimizin “Ailede Kriz Yönetimi” kısmını üç bölümde tamamlamış olduk. Akılda kalması ve bir özet olması babından; nelere dikkat edelim, neleri yapalım, neleri yapmayalım? Son bir “hatime” (kapanış) özeti alabilir miyiz?

Abdülkerim TEMİZCAN: Her şeyin başı değer vermekten geçiyor. Ben bir hayat arkadaşı seçmişim ve hedefim sadece bu dünyada “bir yastıkta kocamak” değil, cennette de Resulullah’a komşu olmak. Böyle bir idealimiz varsa, eşimize hak ettiği değeri vermeliyiz.

Eğer değer vermezsek; kötü konuşuruz, onu dinlemeyiz, ilgilenmeyiz ve varlığını görmezden geliriz. Hediye almak, teşekkür etmek veya takdir etmek içimizden gelmez. Ama değer verirsek; ona güzel hitap ederiz, teşekkür ve iltifatı eksik etmeyiz, onu gezdiririz, bazen hediyelerle gönlünü alırız. Rahatsız olduğunda veya sıkıntıya düştüğünde, zor zamanlarında daima yanında oluruz.

Bütün konunun özeti şudur: Değer ve kıymet vermek. Maalesef nefsani bir durumdur ki evlenince değer vermek ve kıymet bilmek sanki bitiyor. Nişanlıyken nasıldık? Ona nasıl bakıyor, nasıl iltifat ediyor, nasıl hediyeler alıyorduk? “Köprüyü geçinceye kadar” mantığı bizde olmamalı. Değer vermek; bizim dinimizde ve mefkuremizde ölünceye kadar, yaşam boyu sürmelidir.

Ben ne kadar olumsuzluklardan bahsetmiş olsam da, 50-60 yılını devirmiş öyle güzel dedeler ve nineler gördüm ki… Mekke’de, Medine’de veya köylerinde birbirlerine hala öyle büyük bir değer veriyorlar ki bütün iş burada bitiyor. Eğer değer gözden çıkarılırsa krizler başlar; değer verilirse krizler Allah’ın izniyle yavaş yavaş ortadan kalkar.

M. Akif ÇELİK: Abdülkerim TEMİZCAN Hocam, çok teşekkür ediyoruz. Çok keyifli bir muhabbet oldu, inşallah tesiri de halk olur. Zira şu an dünya genelinde aile bir “yangın yerine” dönmeye başladı. Elbette tarihin her döneminde ailenin sarsıldığı zamanlar olmuştur ama şu an çok farklı bir sürece evriliyoruz. Umarım bu sohbetimiz o yangını söndürmeye bir damla su olur. Dilinize ve emeğinize sağlık.

Siz Konya’da hem gençlik hem de aile üzerine çalışmalarınıza devam ediyorsunuz; buradan Konya’daki dostlarımıza da selam olsun. İhtiyacı olan kardeşlerimiz Abdülkerim TEMİZCAN Hocamıza ulaşıp randevu alabilirler.

Abdülkerim TEMİZCAN: Allah razı olsun. Hocam konuşmak ve öğrenmek kolay ama yaşamak zordur. Bize de dua etsinler. Benim de dört evladım var, sizin de evlatlarınız var. Rabbim bizi bu konuştuklarımızla ve dinlediklerimizle amel edenlerden eylesin. Sadece boş konuşan veya sadece dinleyenlerden değil; eşine, çocuğuna ve ailesine samimiyetle kıymet verenlerden eylesin.

M. Akif ÇELİK: Çok teşekkürler hocam, ağzınıza ve ayağınıza sağlık.

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.