SİZDEN GELENLER-Arif Arslan Kaynar – Mahşer Meydanında İbretlik Konuşma Sahneleri 2
CENNET VE CEHENNEM EHLİNİN İBRETLİK KONUŞMALARI
(Ahirette Karşılıklı Konuşmalar ve Yüzleşmeler:
Kur’ân ve Sünnet Işığında Sahne Sahne Bir İbret Manzarası)
Dünya hayatı, bir imtihan meydanı olduğu kadar, kesintisiz bir tercihler silsilesidir. İnsanın inancı, dost seçimi, ibadete bakışı ve ahlaki duruşu; ahiret yurdunda karşısına çıkacak olan tablonun da resmini çizer. Kur’ân, kıyamet gününün soyut bir dehşetinden ziyade, adeta sinema şeridi gibi bir dille, insanları uyarmak için ahiretteki diyalogları ve yüzleşmeleri gözler önüne serer. Cennet ehli ile cehennem ehlinin karşılıklı seslenişleri, dünyada yapılan seçimlerin ahiretteki kaçınılmaz yansımalarıdır.
Bu bölümde, Kur’ân’ın ve Sünnet’in rehberliğinde, ahiret yurdunda gerçekleşecek dört temel konuşma ve yüzleşme sahnesini inceleyeceğiz.
1. Dostların ve Çevrenin Muhasebesi: “Az Kalsın Beni de Helak Edecektin!”
“(Cennet sohbetinde) Derken birbirlerine dönüp konuşmaya başlarlar. İçlerinden biri şöyle der: ‘Benim bir dostum vardı; derdi ki: “Sen gerçekten (öldükten sonra dirilmeye) inananlardan mısın? Biz toprak ve kemik olduğumuz zaman, gerçekten cezalandırılacak mıyız?”‘ (Konuşan kişi yanındakilere) ‘Siz onu tanıyor musunuz, aşağı bir bakın bakalım?’ der. Derken bakar ve onu cehennemin ortasında görür. Ona der ki: ‘Allah’a yemin olsun ki, az kalsın beni de helak edecektin! Eğer Rabbimin nimeti (hidayeti) olmasaydı, şimdi ben de cehenneme getirilenlerden olurdum!'” (Sâffât, 37/50-57)
“Kişi dostunun dini üzerindedir. Öyleyse her biriniz, kiminle dostluk kurduğuna dikkat etsin.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 19; Tirmizî, Zühd, 45)
“İyi arkadaş ile kötü arkadaşın misali, misk taşıyan kimse ile körük çeken kimse gibidir…” (Buhârî, Zebâih, 31)
Bu sahne, toplu bir münakaşadan ziyade bireysel bir dostluk ve çevre muhasebesini gözler önüne serer. Dünyadayken dini değerleri hafife alan, ahireti alaya alan ve inanan insanı şüpheye düşürmeye çalışan çevrelerin, ahirette insanı nasıl bir uçuruma sürükleyebileceği burada netleşir. Cennetin huzuruna erişen bir kulun, cehennemdeki o alaycı arkadaşını görüp “Eğer Allah’ın lütfu olmasaydı az kalsın beni de yakacaktın” demesi, insan iradesinin yanında doğru dost seçimi yapmanın ne denli hayati bir kurtuluş vesilesi olduğunu hatırlatır.
Aynı konu Furkan suresi 27, 28 ve 29. ayetlerde şu şekilde ifade edilmektedir:
“O gün zalim kimse, (çaresizlik içinde) ellerini ısırıp şöyle diyecektir: Ne olurdu ben de peygamberle beraber aynı yolu tutsaydım! Yazıklar olsun bana, keşke falanı dost edinmeseydim! And olsun, Kur’an bana geldikten sonra beni ondan o saptırdı. Zaten şeytan insanı yardımcısız bırakıverir.”
Ayet ve hadislerden anlaşılacağı üzere dünya hayatında dost ve arkadaş seçiminin ne kadar önemli olduğu ortaya çıkmaktadır.
2. Düşüşün Sebepleri: “Sizi Şu Yakıcı Ateşe Sokan Nedir?”
“…Suçluların durumunu sorarlar. Uzaktan uzağa onlara sorarlar: Sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir?’ Cehennemdekiler şöyle cevap verirler: ‘Biz namaz kılanlardan değildik, yoksula da yemek yedirmezdik, (batıla) dalanlarla birlikte biz de dalardık, ceza gününü yalanlardık, nihayet bize ölüm gelip çattı.” (Müddessir, 74/40-47)
“Müslüman ile kâfir arasındaki fark namazın terk edilmesidir.” (Müslim, Îmân, 134)
“Yarım hurma ile de olsa (sadaka vererek) cehennemden korununuz.” (Buhârî, Zekât, 10)
Bu diyalog, cehennemin tesadüfi bir yer olmadığını; kulun dünyada kendi elleriyle hazırladığı amelsizliğin (salih amellere inanmamanın) neticesi olduğunu bizzat suçluların diliyle tesciller. Cennettekilerin; “Sizi buraya getiren neydi?” sorusuna, cehennemdekilerin; ibadeti (namazı) terk etmeyi, sosyal sorumluluğu (yoksulu doyurmayı) unutmayı, hakikatten sapıp batıla dalanlarla beraber ömür tüketmeyi sayması epey manidardır. Bu tablo, dünyada “nasıl bir hayat yaşandığının” ahiretteki kaçınılmaz savunma tutanağıdır. Ne kadar ibretlik bir tablo. Dünya hayatında önemsiz sayılan işlerin ve davranışların neticesi ne de büyük oldu. Ebedi bir hüsran. Sonsuz bir ateş. Dehşet bir hayal kırıklığı. Rabbim bizleri muhafaza buyursun.
3. İman ve Amelsizliğin Hayal Kırıklığı: “Bize Bakın da Nurunuzdan Alalım”
“O gün münafık erkekler ve münafık kadınlar, iman edenlere şöyle seslenecekler: ‘Bize bakın da sizin nurunuzdan biraz alalım.’ Onlara: ‘Arkanıza dönün de bir nur arayın’ denilir. Nihayet aralarına kapısı olan bir sur çekilir ki, onun iç tarafında rahmet, dış tarafında ise azap vardır. (Münafıklar) onlara seslenip: ‘Biz sizinle beraber değil miydik?’ derler. (Müminler) derler ki: Evet, ama siz kendinizi yaktınız, fitneye düştünüz, şüphe ettiniz; kuruntular sizi aldattı…” (Hadîd, 57/13-14)
“Kim (dünyada) insanların kalplerini aydınlatacak bir nur (amel, hidayet) bırakmazsa, Allah kıyamet günü ona bir nur vermez.” (İbn Mâce, Zühd, 19)
Bu sahnede ise ikiyüzlülüğün, samimiyetsizliğin ve amelsizliğin ahirette oluşturacağı en büyük hüsran resmedilir. Sırat köprüsünde, mahşer yerinde ve dünyada müminlerle beraber görünmesine rağmen kalben iman etmeyenlerin nura muhtaç kalıp başkalarından ışık dilenmesi, ahirette başkasının ameliyle kurtuluşun imkânsızlığını gösterir. “Arkanıza dönün de bir nur arayın” cevabı, nurun ancak dünyada kendi elleriyle üretilebilecek bir değer olduğunu, o kapı kapandıktan sonra artık geri dönüşün olmadığını haykırır.
Bu tablo yukarıdakinden daha acı bir tablodur. Çünkü bunlar Müslümanların arasında yaşamış, imanı ve İslam’ı görmüş, tanımış ancak iman etmemiş kimselerdir. Her şey kendilerine açık olduğu halde kinlerinden, nefretlerinden, kıskançlıklarından dolayı imana, samimiyetle amel işlemeye yanaşmamışlardır. Yani tam kazanmak üzereyken kaybetmiş ve bunun acı sonuçlarının da mahşer meydanında itibaren yaşamaya başlamışlardır. En son sırat köprüsünde ise karanlıklara gömülüp Müminlerden nur dilenen zavallı kimselerdir.
4. Hakikatin Kesin Tescili ve Çaresizlik: Su ve Rızık Dilenmesi
“Cennet ehli cehennem ehline şöyle seslenir: ‘Rabbimizin bize vadettiğini hak bulduk; siz de Rabbinizin vadettiğini hak buldunuz mu?’ Onlar da ‘Evet’ derler… Cehennem ehli cennet ehline seslenip: ‘Bize biraz su akıtın veya Allah’ın size rızık olarak verdiğinden bizi de rızıklandırın’ derler. Cennet ehli ise, ‘Şüphesiz Allah bunları kâfirlere haram kılmıştır’ cevabını verirler.” (A’râf, 7/44, 50)
A’râf Suresi’nde doruk noktasına ulaşan bu sahneler, ahirette inkârın tamamen bittiğinin en somut kanıtıdır. Cennetliklerin “Rabbinizin vaadini hak buldunuz mu?” sorusuna cehennemliklerin “Evet” diyerek itirafta bulunması, ilahi adaletin bizzat mahkûmlar tarafından onaylandığını gösterir. Ardından gelen su ve rızık dilenme sahnesi ise insanın dünyadaki kibir ve bencilliğinin ahiretteki en acı bedelidir. Dünyada yoksula, muhtaca sırt çevirip ilahi emirlere karşı gelenlerin, orada en temel insani ihtiyaç olan bir damla su için dahi boyun bükmesi ancak kapıların yüzlerine tamamen kapanmasıyla sonuçlanır.
Sonuç olarak, Kur’ân-ı Kerim’in bu çarpıcı diyalogları, ahiret ahvalini sadece bir korku unsuru olarak değil, dünya hayatına yön veren bir rehber olarak sunar. Dost seçiminden ibadete, infaktan samimiyete kadar atılan her adımın, ahiretteki bu sahnelerden hangisinde yer alacağımızı belirlediği gerçeği şu temel mesajı fısıldar: “Bugün konuşan diller, yarın ahirette kurulacak cümlelerin ve duyulacak seslerin tek belirleyicisidir.” Dünyada ne ekersen ahirette onu biçersin, rüzgâr eken fırtına biçer, bu ibretlik cümlelerden de anlaşıldığı üzere yukarıda bahsedilen dehşetengiz tabloların iyi tarafında ya da kötü tarafında yer almak bu dünyadaki tercihlerimize göre şekillenecektir.
Rabbim bizleri imanı, ameli, ihsanı, iyi ve iyilikleri seçen muttaki kullarından eylesin. Allahümme âmin, Ya Muîn
Selam ve dua ile…