MUHASEBE-İbrahim Cücük – Hak Ehli ile Beraber Olmak – 2
c) Daima İyilik Etmek ve Bize Yakışanı Yapmak
1. Yaptığı iyiliği unutmak, yaptığı kötülüğü unutmamak ve hemen telafi yoluna gitmek
2. Bize yapılan kötülüğü unutmak, bize yapılan iyiliği unutmamak
3. İdareci olanlara yakışan şekilde kâmilce davranmak
***
1. Yaptığı iyiliği unutmak, yaptığı kötülüğü unutmamak ve hemen telafi yoluna gitmek.
İyi insanın özelliği, yaptığı iyiliği unutmaktır. Çünkü iyi insan, yaptığı her iyiliği Allah için yapar.
Kendisinin yaptığı kötülüğü unutmaz, gereğini yapar.
Gereği tövbedir.
Her günahın tövbesi kendi cinsindendir. Hakkını yemişse, hakkını iade etmek; iftira etmiş de o iftirayı ilan etmişse, iftira olduğunu ilan etmek; hakaret etmişse helallik dilemek tövbedir.
“Eğer hasmını yenmek istersen, fenalığa karşı, iyilikle mukabele et!” Saîd-i Nursî
“Bir adamın iyilikleri, kötülüklerinden çok olursa kötülükleri anılmaz olur. Kötülükleri iyiliklerinden fazla olursa, iyilikleri anılmaz olur.” Abdullah b. Mübarek (rh.a.)
“İyiliğinize inanılmasını istiyorsanız, ondan hiç söz etmeyin.” Blaise Pascal
2. Bize yapılan kötülüğü unutmak, bize yapılan iyiliği unutmamak.
Kişinin kendisine yapılan kötülüğü, aynısını yapmaya gücü yettiği halde unutması yani kötülüğe kötülükle cevap vermekten vazgeçmesi, karşının sevgisini kazandırır.
Kendisine yapılan iyiliği unutmamak, karşıya karşı iyilik yapmayı, en azından teşekkür etmeyi kazandırır ki bu da sevgiye sebep olur.
Mevlânâ’nın oğlu Sultan Veled’e; “Size kötülük ediyorlar sen iyilik ediyorsun, sana zulmediyorlar sen affediyorsun, senden alakayı kesiyorlar sen ise onlardan alakayı hiç kesmiyorsun, neden böyle yapıyorsun?” diye sorduklarında onlara:
“Benimle onlar arasında fark olmasın mı?” diye cevap veriyor.
3. İdareci olanlara yakışan şekilde kâmilce davranmak.
Lider, başkan veya yönetici; halktan ve cemaatten kim olursa olsun, insana insan olarak değer vermeli ve yumuşaklıkla muamele etmelidir. Çünkü o kimseye, iyilik edilmeye layık olmasa bile iyilik etmek, değerli olmasa bile değer vermek yani insan yerine koymak gerekir.
Belki bu tavırla o kimse topluma kazandırılır, en azından zararı aza indirilir.
Bu tutum, o kimsenin iyiliğe layık olduğundan ziyade bu tavrın lidere, başkana ve yöneticiye yakışıyor olmasının gereğidir.
İşte en büyük lider ve başkan olan Peygamberimizin, hiç de iyilik edilmeye layık olmayan ve hatta münafık olan birisine nasıl davrandığını ve ne gibi sözler söylediğine bir bakalım.
Hz. Âişe (r.anhâ) şöyle demiştir: Bir adam Hz. Peygamber’in sallallahu aleyhi ve sellem yanına girmek için izin istedi, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de:
“Ona izin verin. Bu aşiretin oğlu ne fenadır. Yahut bu aşiretin adamı ne fenadır!” buyurdu.
Adam yanına girince Rasûlullah onunla yumuşak konuştu. Ben:
– Ya Rasûlallah! Onun hakkında söylediğini söyledin, sonra kendisiyle yumuşak konuştun, diyerek bunun sebebini sordum. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ise:
” إِنَّ شَرَّ النَّاسِ مَنْزِلَةً عِنْدَ اللهِ مَنْ تَرَكَهُ أَوْ وَدَعَهُ النَّاسُ إِتِّقَاءَ فُحْفُحْشِهِ.”
– Ey Âişe! Şüphesiz ki Allah nezdinde insanların en kötü mertebelisi, insanların çirkin hareketlerinden korkarak kendisine veda ettiği yahut kendisini terk ettiği kimsedir” buyurdu. (Buhârî, Edeb, 48, 38; Müslim, Birr, 73; Ebû Dâvûd, Edeb, 5.)
Hadîs-i şerîf, kötülüğünden korkulan bir kimseye karşı yumuşak davranmanın ve fıskını ilan eden fâsıkı kınamanın, kötülemenin câiz olduğuna delildir.
Hz. Peygamber (s.a.s.) bu adamı methetmemiş, yalnız kalbini İslâm’a yatıştırmak için dünyaya ait bazı konularda kendisiyle yumuşak konuşmuştur. (Davudoğlu, Ahmed, Sahîh-i Müslim Tercüme ve Şerhi, X, 544; İbn Hacer el-Askalânî, Fethu’l-Bârî Şerhu Sahîhi’l-Buhârî, X, 453.)
Hz. Peygamber (s.a.s.)’in bu sözünde gıybet yoktur.
Hz. Peygamber’e yaraşan, bunu açıklaması, açıkça ortaya koyması, insanlara onu tanıtmasıdır.
Bu durum, ümmete olan şefkat ve nasihati ifade eder. Fakat Hz. Peygamber’de yaratılan erdemlilik ve ihsan edilen üstün ahlâk, o kınanan kimseye karşı O’nu güler yüzlü olmaya sevk ediyor ve ona kötü muamelede bulunmuyor.
Bu tavırda, gidişatı böyle olan bir kimsenin şerrinden korunmada ümmeti için bir örneklik vardır.
Gerçekten bu hadîs-i şerîf, ilim ve edebi kendisinde toplamıştır.
Kim böyle bir şahsın iç yüzünü gösteren hallerini bilirse, başkaları da onun dış yüzüne bakıp aldanır ve sıkıntıya düşecek olurlarsa, işte o kimseye gerekli olan, onun durumunu bildirmek ve ortaya çıkarmaktır. Bildirmez ve ortaya çıkarmazsa sorumlu olur.
d) Yapılan İyilik ve Güzellikleri Zayi Etmemek
1. Başa kakmamak
2. Yaptığı ile gösteriş yapmamak
3. İyilik yaptığı kişiye eziyet etmemek
İnsan, bu dünyada ebedî değil, geçici bir müddet durup ebedi yolculuğuna çıkacak bir yolcu durumundadır. Bu kısa ömürle ebedî bir cennet ömrü kazanacaktır. Direk cennete girebilmesi ancak mü’min olması ve mü’min olarak ölmesine ve bütün yaptıklarının da makbul olmasına bağlıdır. Yaptıklarının makbul olması, kalbindeki niyetin sırf Allah’ın rızasını kazanmaya (ihlâs) ve bütün yaptıklarını Hz. Peygamber’i (s.a.s.) örnek alıp izlemesine (sünnet) bağlıdır.
Mü’min kişi, ihlâslı ve sünnete uygun olmadıkça yaptıkları zayi olur. Küfür ve şirk amelin temelini yok eder; riya/gösteriş, başa kakma, ucub, yaptıktan sonra eziyet gibi şeyler de amelin sevabını zayi edip yok eder.
Ameli makbul olan ile makbul olmayan kişileri Allah Teâlâ şu âyet-i kerîmelerde şöylece açıklamıştır:
مَثَلُ الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ الله كَمَثَلِ حَبَّةٍ أَنْبَتَتْ سَبْعَ سَنَابِلَ فِي كُلِّ سُنْبُلَةٍ مِائَةُ حَبَّةٍ وَاللهُ يُضَااعِفُ لِمَنْ
يَشَاءُ وَاللهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ.
“Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, tek bir tohumun durumu gibidir ki, yedi başak bitirmiş ve her başakta yüz tane var. Allah, dilediğine kat kat verir. Allah Vâsi’ (rahmeti geniş olan, bol bol veren)dir ve Alîm (her şeyi en iyi bilen)dir.” (Bakara sûresi 2/261.)
الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ اللهِ ثُمَّ لَا يُتْبِعُونَ مَا أَنفَقُوا مَنًّا وَلَا أَذًى لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْففٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ.
“Allah yolunda mallarını infak edip de sonra verdiklerinin arkasından başa kakmayı, gönül incitmeyi uygun görmeyen kimselerin Rableri yanında mükâfatları vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.” (Bakara sûresi 2/262.)
قَوْلٌ مَعْرُوفٌ وَمَغْفِرَةٌ خَيْرٌ مِنْ صَدَقَةٍ يَتْبَعُهَا أَذًى وَاللهُ غَنِيٌّ حَلِيمٌ.
“Bir tatlı dil ve kusurları bağışlamak, arkasından eziyet (başa kakma ve serzeniş) gelen bir sadakadan hayırlıdır. Allah, Ğanî (hiçbir şeye muhtaç değil)dir, Halîmdir (hemen ceza vermeyen ve mühlet tanıyandır).” (Bakara sûresi 2/263.)
يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُبْطِلُوا صَدَقَاتِكُمْ بِالْمَنِّ وَالْأَذَى كَالَّذِي يُنفِقُ مَالَهُ رِئَاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُ بِاللهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَأَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْدًا لَا يَقْدِرُونَ عَلَى شَيْءٍ مِمَّا كَسَبُوا وَاللهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ.
“Ey iman edenler, Allah’a ve âhiret gününe inanmayıp, insanlara karşı gösteriş olsun diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın. Böylesinin durumu, üzerinde toprak bulunan bir kayanın durumuna benzer; üzerine sağanak bir yağmur düştü mü, onu çırılçıplak bırakıverir. Onlar kazandıklarından hiçbir şeye güç yetiremez (elde edemez)ler. Allah, kâfirler topluluğuna hidayet vermez.” (Bakara sûresi 2/264.)
e) Yapılanı Az Görmek
1. Yapılanı ideal ile kıyas ederek az görmek
2. Kendi vicdanımızda gerçek ihlâslı amele göre az görmek
3. Gerçek yapmamız gerekene göre az görmek
Bu anlayışa sahip kişi, mütevazıdır, ihlâslıdır; daima ilerler yine de kendisini geride görür. Bu kimsenin hali ve başarısı gönüller kazandırır.
Allah Teâlâ en kıymetli, en ihlâslı ve her yaptığını en güzel yapan Rasûlüne hitaben şöyle buyurmaktadır:
وَلَا تَمْنُنْ تَسْتَكْثِرُ
“Yaptığını çok görerek başa kakma.” (Müddessir sûresi 74/6.)
Burada iki mânâ açıklanmıştır: 1) Menn, başa kakmak mânâsına olarak, “yaptığın işi, hizmeti, iyiliği çok sayarak başa kakma, yaptığın işle nazlanma” demek olur.
2) Menn, iyilik ve lütuf mânâsına olarak, “bir iyilik yaptığın, bir lütuf ve ihsanda bulunduğun zaman, verdiğin kimseden karşılığında daha çoğunu almak maksadıyla yapma” demek olur. Yani on para sadaka verip de yirmi paralık hizmet ve saygı bekleyenler gibi dünya ticareti ve maksadını gözeterek veya gösteriş ve ikiyüzlülük yaparak iyilik etme; sırf Allah için iyilik et, başkasından bir karşılık bekleme. (Yazır, Hamdi, Hak Dini Kur’ân Dili, VIII, 417-418. Azim Dağıtım, sadeleştirme.)
Mevlana’ya, “İnsanın değeri nedir?” diye sorulunca, “Aradığı şeydir.” demiştir.
İnsanın değeri; değer verdiği şeye, kalbindeki niyetine ve niyetine bağlı olarak yaptığı işlere göredir.