KAPAK-Adil Kapan – Asr-ı Saadet’ten Günümüze Camilerin Toplumdaki Yeri
Halk arasında dört büyük meleğin isimlerinin baş harflerinin birleşmesiyle oluştuğu söylenen cami ismi; bir araya gelinen yer, cem olunan yer anlamına gelir. Ayet ve hadislerde ‘ibadet edilen, secde edilen yer’ manasında mescit olarak adlandırılmıştır. Tarihi süreç içerisinde cami ve mescit kelimeleri birbirinin yerine kullanılmıştır. Günümüzde ise daha çok küçük ibadethanelere “mescit” denilmektedir.
Kur’an’ın bildirdiğine göre ‘Yeryüzünde insanlar için yapılan ilk mabet, bütün insanlık için bir bereket kaynağı, bir hidâyet rehberi ve bir yönelme merkezi olan Mekke’deki Kâbe’dir.’ (Âl-i İmrân 3/96). Rivayete göre onu da ilk inşa eden Hz. Âdem’dir. Ebû Zerr’in sorduğu sorular üzerine Hz. Peygamber yeryüzünde ilk mescidin Mescid-i Harâm, ikincisinin ise Mescid-i Aksâ olduğunu açıklamıştır (Buhârî, “Enbiyâʾ”, 40; Müslim, “Mesâcid”, 1-2).
İlk mabetten günümüze camilerin en temel fonksiyonu ibadet edilen yer olmasıdır. Ayetlerde geçen, “Allah’ın adı anılan, sabah akşam tesbih edilip namaz kılınan evler” (en-Nûr 24/36); “İlk günden takvâ temeli üzerine kurulan mescit, içinde namaz kılmana daha uygundur” (et-Tevbe 9/108); “Eğer Allah insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmeseydi içlerinde Allah’ın adının çokça anıldığı mescidler… yıkılıp giderdi” (el-Hac 22/40) vb. ifadeler buna delâlet eder. Müslümanlar günde beş vakit namazlarını, haftalık Cuma namazlarını, yılda iki defa bayram namazlarını camilerde kılarlar. Cenaze namazları genelde cami avlusunda bulunan musallada kılınır. Ramazan ayına özel ibadetler; teravih namazı ve itikâf yine cami ve mescitlerde eda edilir.
Bununla beraber Hz. Peygamber, siyasi kararları mescitte alır, diplomatik heyetleri ve elçileri burada kabul ederdi. Ordu kurulması, antlaşmaların imzalanması ve devlet işleri mescit çatısı altında yürütülürdü. Bir seferinde Allah Resûlü mescitte sahâbeleriyle beraberken, Efendimiz ayakta hizmet ediyordu; sahâbeler ise oturuyordu. O sırada bir elçi geldi ve “Bu kavmin seyyidini arıyorum, başını, liderini, efendisini görmek istiyorum.” dedi. Bunun üzerine Efendimiz:
“Aradığın kimse, şu anda ayakta hizmet eden kişidir; oturanlar değil.” buyurdu.
Hukuki ve toplumsal meseleler mescitte görüşülür, davalar burada görülürdü.
Mescidi Nebi’nin hemen yanındaki Suffe; Peygamber Efendimiz ashabını orada yetiştiriyordu. Yeni İslam’a giren kabilelere dinlerini öğretecek muallimler ve mürşidler burada yetişenler arasından seçiliyordu. Ashab-ı kiram Kur’ân’ı, Sünnet’i ve ilmî meseleleri orada öğreniyorlar, problemlerini ve çeşitli soruları Efendimiz’e orada soruyorlardı.
Zekat ve sadakaların toplandığı, ihtiyaç sahiplerine dağıtıldığı bir devlet hazinesi (Beytülmal) görevi görürdü. Ayrıca kimsesizler ve yoksullar mescitte konaklardı.
Savaş, barış veya toplumu ilgilendiren kararlarda sahabe mescide çağrılır ve istişare edilirdi. Nikâh merasimleri mescitte icra edilirdi.
Sonraki dönemlerde yerleşik hayatın yaygınlaşması, camilerde yapılan ibadet dışındaki faaliyetlerin farklı mekânlarda yapılmasına sebep olmuştur.
Selçuklu döneminde cami, saray, medrese düzeni benimsenmiştir. Selçuklu başkenti Konya’daki Alâeddin Cami, Alâeddin Köşkü, Karatay Medresesi buna örnektir.
Osmanlı’da camiler genel olarak külliye formunda yapılmış, cami, hamam, kütüphane, medrese, bedesten, hastane, aşevi aynı saha içerisinde inşa edilmiş ve yüzyıllardan beri günümüze kadar birçoğu hizmet vermektedir.
Günümüzde camiler günlük hayatın koşturmacasından yorulan Müslümanlar için manevi huzur, bir araya gelme ve cemaat bilinci gibi işlevini sürdürür. Aynı zamanda yaz Kur’an kursları, vaazlar, yetişkin ve gençlik sohbetleri, sabah namazı buluşmaları, aile ve çocuk temalı etkinlikler düzenlenmektedir. Bünyesinde kütüphane, gençlik merkezleri, çay ocakları, ders çalışma alanları ve kreşler bulunduran camiler toplumun temel dini ve ahlaki bilgi ihtiyacını karşılamaya çalışmaktadır.
Ülkemizde ve dünyada bu kadar camiler ve mescitler varken bizlere düşen; tıpkı Asr-ı Saadet’te olduğu gibi camileri ve mescitleri beş vakit tıklım tıklım doldurup yaşamımızın merkezi haline getirmek, bir binanın tuğlaları gibi kenetlenip bir ve beraber olmak, yeryüzünde fitnenin, zulmün nasılda son bulacağını, zalimlerin, kafirlerin, siyonistlerin yüzlerine haykırmaktır biiznillah.