HATIRALAR-Merhum Zeki Soyak Hocamız

Ahmet Yalvaç anlatıyor: “Sağ Eli Hep Cebinde”
Takva ve Teşkilat İlmi
Bir insan âlim olabilir; fıkıhta, tefsirde, hadiste, İslami ilimlerde profesör olabilir. Zeki Soyak Hocamda ise takva vardı. Bunun yanında siyaset ilmi ve teşkilat ilmi de vardı. Onun için ona “Zeki Soyak Hocam” diyoruz.
Eğer biz başarılı bir görev yaptıysak, bunu Hocama bağlıyorum. Şimdi insanlar “Ah Hocam, neydi o günler!” diyorlar; ama o başarı bizim değil, Hocamındır. Biz Hocamızı böyle tanıdık.
Sade Bir Hayat
Hocam israfı, lüksü, konforu sevmezdi. Bizim evlerimize geldiğinde hayretler içinde kalırdı. Perdelerimize, oturduğumuz yerlere, koltuklarımıza, mobilyalarımıza bakardı. Kendisinde böyle şeyler yoktu. Onun evine gittiğimizde “Allah Allah!” derdik; evi o kadar sadeydi.
Evlerimize geldiğinde sohbet ederken etrafa bakar, şöyle derdi: “Bakın, her şey var; ama bir dergi parası verilmiyor, bir gazete parası verilmiyor. Bak Ahmet Hoca, görüyor musun hâli? İş dergiye, kitaba gelince ‘Para yok’ deniyor. Ama çoluk çocuğa, giyime kuşama, eve gelince israf almış başını gitmiş.” Biz de utanırdık; çünkü gerçekten öyleydi. Hâlbuki kendisi bir imam hatip okulu müdürüydü; biz kim oluyorduk ki? Ama onun hayatı sadeydi.
Çarşıda yürürken sağ elini hiç cebinden çıkarmazdı. Neden? Çünkü cebinde tesbih çekerdi. Bunu kimseye göstermez, kimseye belli etmezdi; dudakları bile kıpırdamazdı. Ama onda öyle bir zikir, öyle bir takva vardı ki… Bu çok önemli. Biz bunları yapamıyoruz, beceremiyoruz.
Kanaat ve Şükür
Allah’a hamdolsun, benim de arabaymış, evmiş, şuymuş, buymuş diye bir derdim yok. Emekli bir memurum; hamd ediyorum, şükrediyorum. Okutacak evladım, evlendirecek çocuğum kalmadı. Kirada da oturmuyoruz. “Çok şükür” diyorum.
“Hocam, falanca şöyle alıyormuş.” diyenler olur. Ben bütün hayatım boyunca, bütün konuşmalarımda şunu söyledim; haksız yere alan, yiyip içen, yetimin hakkını yiyen kim olursa olsun, yukarıdan aşağıya kadar, cezasını ahirette de bu dünyada da çeksin. Ama o öyle yapıyor diye ben isyan mı etmeliyim? Biz İslam’ı biliyoruz, Efendimizi biliyoruz, ashab-ı kiramı ve onların yaşantısını biliyoruz. Elin adamı şöyle maaş alıyormuş, şöyle yaşıyormuş; bana ne? Ben hamd ediyorum, şükrediyorum.
Gençlere Anlatmamız Gerekenler
Bunları gençlerimize iyi anlatmamız lazım. Gençlerimizde bir hırs var; “Şunun şu arabası var, şunun altında şu var; bak, daha dün şöyleydi, bugün şuna sahip.” Bunu onlara iyi anlatmalıyız.
Ama ben bu gençlikten eminim. Gelen gençlik müthiş geliyor. Teknofest’i, o mühendisleri, bu yavrularımızı görüyoruz. Elhamdülillah, torunum da tıbbı kazandı. Ona dedim ki; “Oğlum, hukuku da kazanın, tıbbı da kazanın, her yeri kazanın; doktor da olun, her şey olun. Ama imanlı olacaksınız. Biz böyle yetiştik: imanlı mühendis, imanlı doktor… Bu olacak.” O da; “Tamam” dedi. Buna sevindim.
Bu da hocalarımızın okulundan, Enderun’dan, aileden, eğitimci babasından gelen bir terbiyedir. Biz de evde otururken, sohbetlerimizde yavrularımıza, ailemize bu konuları anlatıyoruz. Ne kadar faydalı olduğunu anlattığımız anda değil, sonradan, ileride anlıyoruz. Bunlar çok önemli.
“Şirket Kurun”
Hocam bize şirketleşmeyi de söylemişti: “Doksan dokuz ortaklı, ne gelirse şirketini kurun.” Daha Nevşehir’de market yokken bir “Market kurun” derdi.
Bir de Osmanlı Matbaası var. O zamanlar matbaa diye bir şey yoktu; yazılarımızı elle yazıyorduk, Konya’dan gelip basılıyordu. Ama Hocamın açtığı yola bakın: Bugün Osmanlı Matbaası’nda her şey şakır şakır basılıyor. Bakın, orada kaç kardeşimiz, kaç yavrumuz ekmek yiyor.
***
İlkadım’dan: Merhum Zeki Soyak hocamıza ait hatıralar konulu yazılar önümüzdeki sayılarda da siz değerli okuyucularımızla paylaşılmaya devam edecek inşallah.
