MUHASEBE-İbrahim Cücük – Hak Ehli ile Beraber Olmak–1

Bir kimsenin kim olduğunu anlamak için kiminle olduğuna bakılır. Hak ehli ile beraberse, o kimseye hak ehli denir; batıl ehli ile beraberse o kimseye de batıl ehli denir. Çünkü “Kim bir kavmin karaltısını çok gösterirse, o kimse onlardandır.” (Ebû Dâvûd, Libâs, 5/Hadis no: 4031.) hadisi de bunu ortaya koymuştur.
Bir adam, Abdullah b. Mes’ûd’u (r.a.) düğün yemeğine çağırmıştı. Düğün yemeğine girmek için geldiğinde içeriden çalgıları işitince girmedi. İbn-i Mes’ûd’a niçin girmediği sorulunca şöyle cevap verdi:“Ben Rasûlullah’ı (s.a.s.) şöyle derken işittim dedi: “Kim bir kavmin karaltısını çok gösterirse, o kimse onlardandır.” Ayrıca şunu da ilave etti: “Kim bir topluluğun işine razı olursa, o işi yapanın ortağı olur.” (İbn Hacer, el-Metâlibü’l-Aliyye, VIII, 319.)
Düşman kümesinde bulunanın itikadına bakılmadan savaşıldığı gibi, Hakkı ve ehlini seven, ehli ile beraber olur. İşte bu faydalı ve isabetli birlikten de huzur, dirlik ve kuvvet doğar.
Kimlerle Beraber Olacağız?
Âyet-i kerîmede Rabbimiz şöyle buyurmuştur:
يَاأَيُّهَاالَّذِينَآمَنُوااتَّقُوااللَّهَوَكُونُوامَعَالصَّادِقِينَ
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sâdıklarla beraber bulunun.” (Tevbe sûresi, 9/119.)
Sâdık kimdir?
Bunu da Allah Teâlâ şu âyet-i kerîmede haber vermiştir:
إِنَّمَاالْمُؤْمِنُونَالَّذِينَآمَنُوابِاللَّهِوَرَسُولِهِثُمَّلَمْيَرْتَابُواوَجَاهَدُوابِأَمْوَالِهِمْوَأَنفُسِهِمْفِيسَبِيلِاللَّهِأُوْلَئِكَهُمُالصَّادِقُونَ
“Gerçek müminler, ancak Allah’a ve Rasûlüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad eden kimselerdir. İşte onlar sâdık olanların ta kendileridir.” (Hucurât sûresi (49/15.)
Sâdık, kalbinde iman, dilinde ikrar bulunup iman davasında kalbinden hiç şüphe geçmeyen, bedeninde de itaat ve ibadet bulunan; gerektiğinde mal ve can ile cihad ederek her türlü sıkıntıya katlanan kimsedir.
İman ettim sözü iddiadır, imana göre amel, amelde de mal ve can ile cihad ispattır. Çünkü iddia ispat ister.
Bu ölçüleri bilen ilim ve irfan sahibi ulemamız kimlerle beraber olun diyorsa elbette onlarla beraber olunur.
Türkiye’de temelde Batı’yı temsil edenlerle İslam’ı temsil edenler arasında yarış yapılmaktadır. Düşmanların karşı çıkmaları, esasında mü’minleri bir araya getirmelidir. Düşman okları da bize hak ehlini göstermektedir.
Necip Fazıl’ın dediği gibi: “Ey düşmanım! Sen benim ifadem ve hızımsın. Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın!”
“İnsana sadâkat yaraşır görse de ikrah, Yardımcısıdır doğrunun Hazreti Allah.” Ziya Paşa
“Düşmanlarımız burada! Dostlarımız nerede?” Aliya İzzetbegoviç
“Senin dindarlığını artıran dost, her karşılaştığında eline bir altın bırakan dosttan daha hayırlıdır.” Bilal b. Sa’d
Hakkı seven, hak ehlini de sever, seven de sevdiğine ram olur.
Gerçek kişi dünyada da âhirette de sevdiği ile beraber olur.
Hak ehli değerlendirilirken son halleriyle değerlendirilmelidir.
Hak ehli, hatası olmayan değil, itikadî ve ahlâkî çizgisi doğru olan, hatasını kabul eden, uyarılara açık olan kimsedir.
Allah’ım! Bize sevdiklerini sevdir, yerdiklerini de yerdir. Bize, razı olduğun kimselerle beraber olmayı, onlara yardım etmeyi nasip eyle! İnsanlarımızın kalplerini hak ehline yardımda birleştir! Ya Rabbi hakkı hak bilip hakka tabi olmayı, batılı batıl bilip batıldan sakınmayı nasip eyle!
Başkalarına Karşı Tavırda Müsamaha
1. Başkalarını var kabul etmek
2. Herkesin hakkını korumak
3. Konumumuza göre davranmak
***
1. Başkalarını var kabul etmek
Kabul eden kabul görür, dışlayan dışlanır. Dinleyen dinlenir, centilmen olana centilmenlik edilir. Hakaret eden de hakaret görür.
Karşıyı var kabul edersen, karşının da seni var kabul etmesini sağlayabilirsin. Dışlayan, aslında kendisini dışlıyor demektir. Başkasını dinlemeyen, kendi davasının da hakkının da dinlenmesini istemiyor demektir. Hakaret eden, hakaret görmek isteyen demektir.
Bizim dışımızda da çeşitli anlayış ve davranış sahipleri var. Onlar da bizim gibi insandırlar. Zira bütün insanlar kardeşimizdir; Müslümanlar dinde bir kardeşler, Müslüman olmayanlar da insan olmada kardeşlerdir. Yani Müslümanlar, din kardeşlerimiz; Müslüman olmayanlar da Müslümanlara düşmanlık etmedikleri sürece insan kardeşlerimizdir.
Dünya ve âhiret mutluluğu; imanla yaşamak, ölürken Allah’a ve âhirete iman ederek ölmek; insanlara da kendisine davranılmasını istediği gibi davranmaktır.
İşte hadîs-i şerîf:
مَنْأَحَبَّأَنْيُزَحْزَحَعَنِالنَّارِوَيُدْخَلَالْجَنَّةَفَلْتَأْتِهِمَنِيَّتُهُوَهُوَيُؤْمِنُبِاللهِوَالْيَوْمِالْآخِرِوَلْيَأْتِإِلَيالنَّاسِالَّذِييُحِبُّأَنْيُؤْتَيإِلَيْهِ
“Kim, cehennemden uzaklaştırılıp cennete konulmayı isterse, ölümünü, Allah’a ve âhirete inanmış olarak karşılasın. Bir de başkalarına karşı, kendisine nasıl davranılmasından hoşlanıyorsa öyle davransın.” (Müslim, İmâre, 46; Nesâî, Bey’at, 25; İbn Mâce, Fiten, 9.)
İnsanlarla ilişki kurarken nasıl davranılacağını gösteren bir edebi Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle ortaya koymuştur:
أَحْبِبْحَبِيبِكَهَوْناًمَاعَسَيأَنْيَكُونَبَغِيضَكَيَوْماًمَاوَأَبْعِضْبَغِيضَكَهَوْناًمَاعَسَيأَنْيَكُونَحَبِيبِكَيَوْماًمَا..
“Dostuna itinalı dostluk et, bir gün gelir ki düşmanın olabilir; düşmanına da itinalı düşmanlık et, bir gün gelir ki dostun olabilir.” (Tirmizî, Birr, 60, Hadis no: 1998.)
“İnsanlardan alakayı kesmek, düşmanlığa yol açar. İnsanlara karşı fazla açılmak da kötü arkadaş celbeder. Sen ikisi arasında olmaya bak.”Eksem b. Sayfî
2. Herkesin hakkını korumak
İdeal idare, herkesin hakkını korumaktır. Ne çoğunluğun azınlığa ne de azınlığın çoğunluğa diktasıdır. İdare, çoğunluğa göre şekillenir ancak azınlığın hakkı da çoğunluğun hakkı gibi korunur. İslam’da azınlığa zimmî denir.
Zimmî, Allah ve Rasûlü tarafından koruma altına alınan kimse demektir. Hatta zimmîleri, çoğunluğun hücumu karşısında korurken ölen devlet görevlisini Hz. Peygamber şehid saymıştır.
3. Konumumuza göre davranmak
Konumumuz, idareciliktir. İdareciye gereken şefkat ve merhamettir. Şefkat ve merhamet, toplumun saygılı ve itaatkâr olmasını sağlar. Bütün toplum, idareciye Allah’ın bir emanetidir. Bu konuda Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:
مَامِنْأَمِيرٍيَلِيأَمْرَالْمُسْلِمِينَثُمَّلَايَجْهَدُلَهُمْوَيَنْصَحُإِلَّالَمْيَدْخُلْمَعَهُمُالْجَنَّةَ.
“Eğer bir emîr/yönetici, Müslümanların idare işini üzerine alır sonra onlar için çalışıp samimiyet göstermez (ve onlar için hayırlı olmaz) ise onlarlabirlikte cennete giremez.” (Müslim, İmâre, 22.)
İdare etme yetkisini yerinde kullanmayan veya istismar eden kendisine emanet edilen idareciliğe ve Müslümanlara ihanet etmiş olur. Çünkü emanete ihanet etmek münafıklık alametlerindendir.
Bir başka hadîs-i şerîflerinde de şöyle buyurmuştur:
مَامِنْعَبْدٍيَسْتَرْعِيهِاللهُرَعِيَّةًيَمُوتُيَوْمَيَمُوتُوَهُوَغَاشٌّلِرَعِيَّتِهِإِلَّاحَرَّمَاللهُعَلَيْهِالْجَنَّةَ.
“Allah’ın kendisine bir topluğu idare etme fırsatı verdiği bir kul o topluğa ihanet ederek ölürse; Allah, ona cenneti mutlaka haram kılar!” (Müslim, İmâre, 21.)
Bir başka hadîs-i şerîfte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Allah’ım! Bir kimse ümmetimin işinde bir vazife alır da onlara zorluk gösterirse sen de ona zorluk göster! Bir kimse ümmetimin işinde bir vazife alır da onlara hoş muamele ederse sen de ona hoş muamele eyle!” (Müslim, İmâre, 19; Buhârî, Cum’a, 29, Menâkıb, 25.)
İdarede zorluk görenler, halka zorluk gösterenlerdir; kolaylık görenler ve Allah’tan yardım alanlar da halka hoş muamele edenlerdir.
Yöneticiler yönettiği insanlara zorluk göstermeyen, davranışlarıyla nefret toplamayan ve işleri kolaylaştıran bir yol izlemelidirler. Zira yönetilenler nefret etmeye başladığı zaman yöneticiden soğur ve desteğini çeker. Bunun sonucunda da işler aksamaya ve tıkanmaya başlar.
