SİZDEN GELENLER-Cumali Davut Kavruk – İslâm’ın Selâmlaşmaya Verdiği Önem

Her inancın kendine ait sembolleri, şiarları,[1]ritüelleri ve parolasının olması kaçınılmazdır. İslâm dininde de “Selâm”, kendini mümin olarak tarif edenlerin parolasıdır. “Selâm” kelimesi bizâtihî Cenâb-ı Allah’ın“es-Selâm” isminden gelmektedir. Kıymeti de aslen buradan kaynaklanmaktadır. Es-Selâm’ın kelime anlamı ise“her türlü eksiklik, acz ve kusurdan, yaratılmışlara özgü değişikliklerden ve yok oluştan münezzeh olan, selâmetin kaynağı olup esenlik veren”[2]dir. Dolayısıyla bizler selâm verdiğimizde Rabbimizi ve O’nun nimetlerini, ahireti, ümmet olma şuurunu hatırlamakta; ait olduğumuz İslâm dininin esintisinihissetmekteyiz.
Dinimizde hiçbir dilek ve temenni selâmlaşmanın yani “es-Selâmu aleyküm” yahut “Selâmün aleyküm”[3] şeklinde gerçekleştirilen ibarenin önüne geçirilemez. Bu verilen selâma mukabil ise “ve aleykümü’s-Selâm” yahut “aleyküm selâm”[4]şeklindeasgari olarak karşılık verilmesi gereklidir.İslâmî kaynaklarda istenilen selâmlama ise “es-Selâmü aleyküm ve rahmetullah”[5] şeklinde selâmın verilip “ve aleykümü’s-Selâm ve rahmetullâhi ve berâkatuh”[6] şeklinde alınmasıdır.[7]Kur’an-ı Kerim de bu hususta: “Size bir selâm verildiğinde, onu daha güzeliyle, hiç değilse aynısıyla alın. Unutmayın ki Allah, her şeyin hesabını tutmaktadır.” şeklinde tavsiyede bulunmaktadır.[8]
Selâm, bir kişiye yapılabilecek en kısa ve kapsayıcı dualar arasında yer alır. Yani kişi selâm verdiğinde herşeyden önce karşı tarafa mümin olduğunu, barış ve hidâyet yanlısı olduğunu, kendisinden ona kasıtlı bir biçimde herhangi bir kötülük gelmeyeceğinideklareetmiş olur. Karşı taraf tek kişi bile olsa “es- Selâmu aleyke”[9] yerine “es-Selâmü aleyküm”[10] denir ki bu da kişiye Allah’ın ve meleklerinin sürekli onu görüp gözetlediğini hatırlatır.Kaldı ki selâm dünyada olduğu gibi ahirette de cennette de müminlerin parolası olacaktır.[11] Bu da kişiye asıl menzilinin sonsuz âlem olması gerektiğinide tahattur ettirmektedir.
İşte tüm bu faziletinden dolayı örf ve medeniyetimizde“önce selâm sonra kelâm” anlayışı motto haline gelmiştir. İslâmî anlayışta selâm vermek sünnet-i seniyyeden, alması ise farz-ı kifâyedendir.[12] Yani selâm verilen ortamdan herhangi bir kimse hiçbir sebep yokken selâmı almaz ise günah işlemiş olur. Ancak bulunulan ortamdan bir kişi bile selâmı alsa o topluluğu günahkâr olmaktan kurtarır. Tüm bu sayılan özelliğine rağmen günümüz dünyasında maalesef selâmlaşmaya sırtını dönenlerin sayısı her geçen gün artmaktadır. Bunda modern(!) hayatın hız,bireyselleşme ve iletişim biçimlerindeki değişimiyatmaktadır. Ayrıca inanç noktasındaki kırılganlıklar dadinî altyapıya sahip olan kavram ve terminolojinin kullanılmasınamâni olmaktadır.
Kâinâtboşluk kabul etmediğinden dolayıselâmın yerine “selâm, merhaba, günaydın, tünaydın, iyi sabahlar, iyi akşamlar…” gibi kelime grupları tercih edilmektedir. Ama bilinmelidir ki bu veya daha başkaca hiçbir kelime grubu selâmın değer yönünden muadili veya alternatifi olamaz. Bu iyi dilek ve temennilerin selâmlaşmaya tercih edilmesinin arka planı araştırıldığında azımsanmayacak derecedebilgisizlik yattığı görülecektir.Ayrıca inanca mesafeli olma, marjinal millî duygularda bu duruma engel olmaktadır. Sözüm ona kendini milliyetçi münevver görenler sanki selâm verse milliyetçiliğinden ödün verecekmiş gibi komik bir pozisyona düşmektedir. Hâlbukibu kişiler birazaraştırma yapsakullandığı ve selâma alternatif sandığı iyi dilek ve temennilerin başkaca dillerden dilimize katıldığını görecektir. Arapçadan dilimize geçen “merhaba”[13] kelimesi gibi.
Bir de kendisini iletişime kapatan kimseler var ki onların durumu daha vahim görünüyor. Ne selâm ne de kelâm onlara kâr ediyor. Sanki duvara konuşuluyor. Ama bilmeli ki insan, “Ateş olsa cirmi kadar yer yakar.” İnsan kendini müstağni görerek küstahlaşmamalıdır. Bu karakterdeki kimseler bilmelidir ki: “insan insanın kurdu[14] değil, yurdudur.”[15] Zaten kendisini iletişime kapatan kimselerde çoğu kere psikolojik buhran peyda olmaktadır. Bu da bu kişilerin kendini toplumdan izole ederek yaşamasına neden olmaktadır.Oysaki insan sosyal bir varlık olarak yaratılmıştır. Dolayısıyla fıtrata muhalefet etmemek gerekir.Buradan da anlaşılacağı üzere selâm psikolojik sağlamlığın da temelini oluşturmaktadır.
Tüm bu bilgilerden sonra selâm vermenin âdâbından bahsetmek istiyoruz.
İslâm’a göre selâm vermenin usûl, erkân ve âdâbı nasıl olmalıdır?
1)“Küçük olan büyüğe, binitli olan yürüyene, yürüyen oturana, sayıca az olanlar da çok olanlara selâm vermelidir.”[16]
2)Selâm mümin olduğunu bildiğimiz kimselere verilmelidir. Kâfir olduğu bilinen kimseye bilinen anlamda selâm verilemez.[17] Şayet onlardan bir selam gelirse “ve aleyküm / size de” denir.[18]
3)Selamı ilkin veren, alandan daha fazla sevaba nail olacağından dolayı bu konuda ahiret uyanığı olunması gerekmektedir.[19]
4)Selâm verilenin illâ tanıdık simâ olması gerekmemektedir. Bilakis tanınmayan kimseler arasında selâmın yayılması daha efdal görülmektedir.[20]
5)Selâm verirken cinsiyet ayrımı güdülmemelidir.[21] Şu var ki şayet fitneye sebebiyet verecek ise karşı cinslerin birbirlerine selâm vermesi doğru değildir.[22]
6)Bir yere varıldığında da oradan ayrılınca da mutlaka selâm verilmelidir. İki selâm da değer yönünden birbirinden farksızdır.[23]
7)“Sizden biriniz din kardeşine rastladığında ona selâm versin. Eğer ikisinin arasına ağaç, duvar veya taş girer de tekrar karşılaşırlarsa, tekrar selâm versin.”[24]
8)Evde kimse olmasa bile eve giren kişi mutlaka “es-selâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhi’s-sâlihîn”şeklinde selâm vererek eve girmelidir.[25]
Sonuç ve Değerlendirme
Şartlar ne olursa olsun bizi biz yapan değerlerimizden ve değerlerimize istikâmet çizen inancımızdan ödün vermemeliyiz.
Batı karşısında aşağılık kompleksine girip inancımıza ve medeniyetimize redd-i mirasta bulunmamalıyız.
Her kapının bir kilidi, her kilidin de bir anahtarı bulunmaktadır. Unutulmamalıdır ki selâmda gönül kapısının anahtarıdır.
Selâm vererek yahut alarak; ne olduğunu, kime hizmet ettiğini, kime kul, kime ümmet olduğunu hatırlayabilirsin.
Aleni olarak günah işleyen kimseye o iş üzerindeyken selâm vermemelisin.
Selâmın Allah’ın, meleklerin, inanan yüreklerin ve cennetliklerin kelâmı olduğunu aklından çıkarmamalısın.
Vesselâm…
[1] Şiâr: “ayırıcı özellik, nişan, alâmet”gibi anlamlara gelmektedir. M. Sair Özervarlı, “Şiâr”,Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi(İstanbul: TDV Yayınları, 2010), 39/123.
[2] Bekir Topaloğlu,“Selâm”,Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi(İstanbul: TDV Yayınları, 2009), 36/341.
[3] Anlamı: “Allah’ın selâmı sizin üzerinize olsun.” demektir.
[4] Anlamı: “Allah’ın selâmı sizin de üzerinize olsun.” demektir.
[5] Anlamı: “Allah’ın selâmı ve rahmeti üzerinize olsun” demektir.
[6] Anlamı: “Allah’ın selâmı, rahmet ve bereketi sizin de üzerinize olsun” demektir.
[7]Ebû Dâvûd, “Edeb”, 131-132.
[8] Nisâ 4/86.
[9] Anlamı: “Senin üzerine” demektir.
[10] Anlamı: “Sizin üzerinize” demektir.
[11] Örnek olarak bakınız: A‘râf 7/46; Yûnus 10/10.
[12]Tirmizî, “Kıyâmet”, 42; Buhârî, “Bed’ü’l-Halk”, 6.
[13] Anlamı: “Bana karşı rahat olabilirsin” demektir.
[14] Thomas Hobbes (ö. 1679).
[15] Mustafa Kutlu.
[16]Buhârî, “İsti’zân”, 5-6.
[17]Müslim, “Selam”, 13; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 138; Tirmizî, “İsti‘zân”, 12; İbni Mâce, “Edeb”, 13.
[18]Buhârî, “İsti’zân” 22; Müslim, “Selâm” 6–9.
[19]Müslim, “Îmân”, 93; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 133.
[20]Buhârî, “Îmân”, 20.
[21]Buharî, “Gusl”, 21; Müslim, “Hayz”, 70; Tirmizî, “İsti’zan”, 34; Nesaî, “Tahare”, 142.
[22]İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, 12/298.
[23]Ebû Dâvûd, “Edeb”, 139.
[24]Ebû Dâvûd, “Edeb”, 135.
[25] Ahmed b. Hanbel, Muvatta, “Selâm”, 8.
