SÖZ MEYDANI-İbrahim Çiftçi – Talim Terbiye

Tarih, anne babaların “çocuklarımı en iyi nasıl yetiştiririm” sorularıyla doludur. Her yer ve zamanda çocuk yetiştirmek, eğitmek ailenin yaşama sebebi olarak görülmüştür. Yine her zaman ve yerde çocuklarının davranışlarından ve istediklerini yapmadıklarından şikayetçi olmuşlardır. Dış etkenlerden etkilendiğinden yanlış hareketler yaptıklarını, ahlaki yönden zayıfladıklarını, söz dinlemediklerini ifade edegelmişlerdir. Bunun sonucunda“bizim zamanımızda…” ile başlayan cümleler kurmuşlardır. Yani tarih ebeveyn ile evlatlar, büyükler ile küçükler, yönetici ile yönetilen, hatta efendi (sahip)ile köle arasındaki farklılaşmaya şahittir. Bunun adı nesiller arası anlaşmazlıktır.Nesil uyuşmazlığıdır.
Konumuz bu anlaşmazlık değil tabii. Eğitim, talim terbiye. Bazı kavramların adları anlamıyla tam uyuşur. Kelime “cuk” diye oturur. Her ne kadar kavram anlamıyla uyuşsa da ona uygun işler yapmadığı kesin olan bir kurum var. Talim Terbiye Kurulu.1926’da kurulan ve ilk adında bir de Milli kelimesi olan Talim Terbiye Kurumu, talim ve terbiyenin dışında ve milli olmayan bir strateji benimsemişken ondan yeni neslin terbiyesiyle ilgili bir şeyler beklemek zor.İnsanımızın unutmadığı bir kelime “terbiye”. İnsan anlatımı, tanıtımında “terbiyeli” ya da “terbiyesiz” önemli bir unsur ve ölçüdür. Ahlakla doğrudan bağlantılı bu kelime halen anlamını yitirmemiştir.
Terbiye ile eğitim arasında kopmaz bir bağ vardır.İnsanı terbiye edersen kendi ve diğer insanlar yaşar. İnsan yaşarsa devlet dahil birçok şey yaşar. Güzel sözlerden biri de “terbiyenin bir miras” olduğudur. Bu da nesillerin aynı terbiye ile devamını sağlayan önemli bir unsurdur. Zamanında çok kolay olan bazı iş, davranış, çalışmanın zamanımızda çok çok zorlaştığı kesin. 1980 öncesi öğretmenlik, anne babalık, büyüklükbugüne görekolaydı. Çünkü çocuklar bunlaramuhtaçtı. Ana babanın reddettiği bir çocuk neredeyse aç kalırdı. Yemek, içmek, giyinmek, okumak, evlenmek, iş ve toplumda kişi olabilmek için aileye, ana babasına muhtaç bir çocuğun, gencin genel davranışa,ahlaka, terbiyeye aykırı olması mümkün değildi. Kız, annesinin; oğlan da babasının yanında hayatı öğrenirdi.Onuniçin “Kenarına bak bezini al, anasına bak kızını al.” derlerdi. Her ikiside çevrelerinden insan olmayı öğrenirlerdi.
Öğretmenlerin işi kolaydı. Okullara, okumak isteyen gelirdi. Okuyunca ne olacağını bilenler gelirdi.“Oku,baban gibi eşek olma.” cümlesi,müthiş kabul görmüş bir sözdü. Hatta hayatın ilkesiydi. Her ne kadar öğretmenlerin çocuğun ailesine tepeden ve bazen aşağılayıcı bakışı olsa da çocuk ve ailesi okumak için öğretmene muhtaç olduklarını bilirlerdi.Bunu bilençocuklar okumak veya bir zanaat öğrenmek istediklerinde yerleşmiş ve miras olan davranışların dışına çıkamazlardı. Biz o nesildeniz.Bu sebeple o nesilden başarılı, yetişmiş ve ülkesine hizmet etmek birçok kişi yetişmiştir. Bürokraside onları küçümseyen bir anlayış olsa da onlar tırnaklarıyla kazıyarak bir yerlere gelmişlerdir.Birilerine ve zinde güçlere rağmen bir yerlere gelen güzel insanlar bu ülkenin harcı olmuştur. Az sayıdave belirtilen özellikteki Anadolu insanı ise bu güçlere, bürokrasiye yenik düşmüşlerdir.
1970’liyılların başı.YazınNevşehir’e bağlı Göreme’de(ozamanki adı Avcılar) bir masada turistlere hediyelik eşya satıyorum.Yanıma bir adam geldi ve bazıhediyelik eşyalarınfiyatlarını sordu. Sonra “Öğrenci misin?” dedi. “Evet,İmam Hatip okulu altıncı sınıftayım.” dedim. Sonra aramızda şu konuşmalar geçti;
-Nereye gitmek istiyorsun?
-Siyasal, Kamu Yönetimi.
-Ne olmak istiyorsun da orayı istiyorsun?
-Önce kaymakam, sonra vali olmak istiyorum.
-Bak ben valiyim. Boş ver valiliği sen imam ol.
İnanmamıştım. Sonra yan komşu gelipde “Hoşgeldin Sayın Valim” deyince onun Nevşehir Valisi olduğunu öğrendim.BudiyalogdananlaşılıyorkiAnadoluinsanına, hele bir çocuğa bazı makamlarınhayalini bile çok görüyorlardı. Ha biz imam hatip okulu mezunu olduğumuzdan en yüksek puanı bile alsak üniversitelere alınmıyorduk. Oda ayrı bir yara. Ama vali beyin tavsiyesi bir genel kabuldü.
1980 ve1990’lısenelerdebir değişim başladı. 12 Eylül askeri darbesi gençlerin ideolojiler ve siyasal düşüncelerden uzaklaşmasını istiyordu.“Düşünme yaşa, kavga etme aşk yap,sevgençliol…” gibi anlayışla, düşünen değil tabi olan genç arzu ediliyordu. Bu tarihlerde insanımız yazılı medyanın yanında görsel medya ile tanıştı. Evlere giren televizyon, yukarıdaki anlayışa uygun hayat tarzını işleyen filmlerle doluydu. Önce yavaş sonra hızlı bir ahlaki değişim yaşanmaya başladı. Terbiye ve eğitimi artık aile değil, TVyapıyordu. Anne, baba, aile büyükleri, akrabalar, komşular… rol modeli (örnek insan) değildi. Televizyonlardaki artistler, oyuncular rol modeliydi. Anadolu’daki diz boyu fakirliğin içinde mutlu yaşayan genç erkekler ve kızlar başka bir hayatın olduğunu evlerindeki o kutudan görüyor ve öğreniyorlardı.
Artık yeni eğitimciler ve terbiyeciler vardı. Hocanın vaazına, ailenin nasihatlerine, büyüklerin yol göstericiliğine yavaş da olsa ihtiyaç duymayan bir nesilortaya çıkıyordu. Bu nesil iç dünyasında bastırılmış duygu, heyecan ve coşkularla bambaşka bir dünyanın içine girmişti. Kırılma noktası diyorlar ya, televizyon ile bu nokta olmuştu.
Daha önce görülmeyen “karşı çıkışlar, diklenmeler, isyanlar, aileyi suçlayıcı tavırlar, ben biliyorum anlayışı…” görülmeye başlamıştı. Aile, akraba, arkadaş sohbetlerinde çocuklardanşikayetler ve onlarla baş edememe durumları konuşulur olmuştu.
Eğitim ve terbiyenin başka güçlerin eline geçmesi, açık ne net görülüyordu. Dolayısıyla cami hocasının vaazı, okul hocasının bilgileri, ailenin hayat tecrübesi, ikinci, üçüncü plana düşmüş, etkisini yavaş da olsa yitirmeye başlamıştı.
Evlere önce “Kelebek, Günaydın…” gibi magazin gazeteleri ile girilmiş, sonra televizyon ile evdehakimiyet başkalarının eline geçmişti. Talim ve terbiye aile dışına kaymıştı.1980’li1990’lı senelerde okul öğrencilerine sohbet ederken rakibimiz televizyondu. Aile boyuTVetkisinde kalan bu nesil yine de ev ve okul şartlarına göre olumlu öğretmenlerin sohbetlerine açıktı ve bir arkadaş grubu, bir vakıf (dini) aidiyet grubuna sahipti. Buralarda talim ve terbiyesini alıyordu.
Devam ederim inşallah. Kalın sağlıcakla.
