SİZDEN GELENLER-Cumali Davut Kavruk – Ramazan ve Oruç

SİZDEN GELENLER-Cumali Davut Kavruk – Ramazan ve Oruç

Ramazan, Arapça رمض /“R-m-d”kök kelimesinden türetilmiştir.Anlamı ise “güneşin fazlaca kızışması”dır.[1] Bu hicrî ayı diğer aylardan ayıran temel husus ise hiç şüphesiz ki oruç ibadeti olmuştur. Oruç ise “bir kişinin imsak vaktinden iftara kadar yeme-içme ve cinsel arzularından Allah’ın rızasını elde etmek amacıyla kaçınmasını” ifade etmektedir.[2] Oruç sadece Muhammed (s.a.v) ümmetine mahsus bir ibadet olmayıp diğer şeriatlerde de uygulaması görülen ibadetlerdendir.[3] Bu durumu teyit eden âyet ise el-Bakara 2/183 olmuştur.[4]

Bu ayda mazeretinden dolayı oruç tutamayacak olan zümre içerisinde “hastalar, yolcular ve yaşlılık” zikredilmiştir.[5] Bu kişilerden hastalığı süregelen olup oruç tutmaları dindar bir doktor tarafından menedilenler oruç tutmazlar, bunun yerine ihtiyaç sahibi kimselere Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu’nun her yıl belirleyeceği asgari fitre miktarından az olmamak kaydıyla ihtiyaç sahibi kimselere fidye[6] verirler. Ancak hastalığı geçici olanlar hastalıkları geçtiği an oruç tutmaya başlar ve tutamadığı günleri ramazan ayı çıktığında gününe gün kaza ederler.

Yolculuk, günümüz ulaşım imkanları ile kolaylaşsa da İslâm kolaylık dini olduğundan yolcu olan kimse dilemesi halinde oruç tutmayabilir. Bu durumda tutamadığı günleri daha sonra gününe gün kaza etmelidir. Oruç tutmaya yaşlılığından dolayı güç yetiremeyenler ise ihtiyaç sahibi kimselere fidye verirler. Oruç ile ilgili hadislerden anlaşıldığı kadarı ile “ileri derecede açlık ve susuzluk, kişinin ağır bedeni işlerde çalıyor olması, gebe ve emzikli olmak” da İslam’ın kişilere tanıdığı esneklikler arasında yer almaktadır. Yani bu kişiler kendilerini, sıhhatlerini gözlemler ve ona göre amel ederler. Şayet bedeni olarak sorun yaşamıyor iseler oruç tutmalı, sorun yaşarlarsa tutamadıkları gün kadar bilahare kaza ederler. Buna güç yetiremeyenler ise ihtiyaç sahibi kimselere fidye verirler.[7]

Ramazan ayı, Kur’an-ı Kerîm’de “…bin aydan daha hayırlıdır” buyurularak nitelendirilmiştir. Ayrıca Kur’an, Hz. Muhammed’e (s.a.v) bu ayda indirilmeye başlanmıştır.[8] Bundan dolayıdır ki Ramazan ayına “Kur’an ayı” denilebilir. Esasen kıymeti de buradan gelmektedir.

Bu ay, ihtiyaç sahibinin halinin en iyi şekilde idrak edildiği aydır. Zira fakru zaruret içerisinde olduğundan dolayı yılın genelinde aç gezmek durumunda kalan kimselerin halini empati kurarak bu ayda hakka’l-yakin mertebesinde anlayabilmekteyiz. Bundan sebep Müslümanlar diğer aylarda olmadığından daha fazla cömert olmaktadırlar. Bu cömert olma esintisi de akrabalık, komşuluk ve millet olma bilincimizi diri tutmaktadır. Kurulan iftar sofraları, belediyelerin iftar çadırları; milli birlik ve dayanışmamızın, cömertliğimizin yansımalarındandır. Ancak unutulmamalıdır ki bu ibadette de diğer ibadetlerde olduğu üzere samimi olunmalıdır ve sofralarımız israf içermemelidir.

Yine çoğu kimse bire binler verildiğinden dolayı zekât, sadaka, fıtır sadakası gibi mali ibadetlerini bu ayda yapmaya daha fazla önem göstermektedir. Dolayısıyla fakir ve zengin arasındaki muhabbet bu ayda zekât ve sadaka köprüsü sayesinde güçlenmektedir. Çünkü fakirlerin mallarımız üzerinde hakları bulunmaktadır. O hak da hiç şüphesiz dinen zengin olanların vermekle yükümlü oldukları zekât ibadetidir.[9]

Ramazan demek, Kur’an ayı demek olduğu kadar sair ibadet ayıdır ki bunların başında nafile ibadet olan “teravih”[10] gelmektedir. Bizler bu ayda manevi ibadet kampından geçerek yılın diğer aylarında yapacağımız ibadetlerimizde daha hassas ve tavizsiz bir tutum içerisine girmekteyiz. Bu manevi iklim bizlerin, “manevi kondisyonu” olmaktadır. Hz. Peygamber’de (s.a.v) teravih namazıyla alakalı olarak, “Ramazan ayını inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek ihya eden kimsenin geçmiş günahları bağışlanır” [11] buyurmuşlardır.

Yukarıdaki bilgilerden hareketle şunları söyleyebiliriz:

1)Bu ay Kur’an ayıdır. Bu ayda diğer aylarda yaptığımızdan daha fazla Kur’an okumalıyız.

2)Yaptığımız ibadetlerde samimi olmalıyız. Zira Allah (c.c.) sadece kendisi için yapılan ibadetleri kabul etmektedir.

3)Hiçbir mazereti olmadığı halde Müslüman bir bireyin bu ayda oruç tutmaması haramdır. Tövbe edilmezse ahirette yaptırımı olacaktır. Mazeretli olan grup da mutlaka oruç tutanlara saygılı olmalı, şayet bir şeyler yiyip içecekse bunu inananların görmeyeceği bir yerde gerçekleştirmelidir.

4)Camilerde toplumsal kaynaşmamızı sağlayan ve mağfiretimize kapı aralayan teravih mümkün mertebe ihmal edilmemelidir.

5)Ramazan, akrabalık, komşuluk ilişkilerimizin güçlendiği bir ay olmalıdır.

6)Sofralarımız gösteriş ve israfın bir şubesi olmamalıdır.

7)Zekât, sadaka, fıtır gibi mali ibadetler ihtiyaç sahibinin gururu incitilmeyecek bir biçimde kendisine verilmelidir. Yine ihtiyaç sahibine yapılan bu yardımlar başa kakma aracı kılınmamalıdır.


[1] Rağıb el-İsfahani, Müfredât (Çev. Abdülbaki Güneş-Mehmet Yolcu), (İstanbul: Çıra Yayınları, 2012), 442.

[2] İsmail Karagöz, Dinî Kavramlar Sözlüğü (Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2020), 534.

[3] Muhammed Hamidullah, “Ramazan Orucunun Hikmeti”, (Çev. Hamza Aktan), İslam Medeniyeti, ed. Mahmut Özakkaş (Ankara: İlâhiyat Yayınları, 1967), 8-9.

[4] يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَۙ / “Ey iman edenler! Sizden öncekilerin üzerine yazıldığı gibi sakınasınız diye sizin üzerinize de sayılı günlerde oruç yazıldı.” (el-Bakara 2/183).

[5] el-Bakara 2/184.

[6] Fidye: “…başta oruç ve hac olmak üzere bazı ibadetlerin eda edilmemesi veya edası sırasında birtakım kusurların işlenmesi halinde yerine getirilmesi gereken dinî-malî yükümlülüğü ifade eder.” Salim Söğüt, “Fidye” Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (İstanbul: TDV Yayınları, 1996), 13/55.

[7] Huriye Martı, Fetvalar (Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2018), 285-287.

[8] el-Kadr 97/1-3.

[9] ez-Zâriyât 51/19; el-Meâric 70/24.

[10] Sözlük anlamı “rahatlatmak, dinlendirmek” anlamına gelir. Terim anlamı iseramazan ayına mahsus olmak üzere yatsı namazından sonra kılınan namazı” ifade eder. Saffet Köse, “Teravih”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (İstanbul: TDV Yayınları, 2011), 40/482.

[11] Buhârî, “Ṣalâtü’t-terâvîḥ”, 1; Müslim, “Ṣalâtü’l-müsâfirîn”, 173, 174.

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.