SÖZ MEYDANI-İbrahim Çiftçi – Zor Zamanı Kuşanmak

“İnsan bu su misali kıvrım kıvrım akar ya” mısralarını okurken insanın sürekli hareket halinde ve değişim içinde olduğunu anlarım. “Kıvrılmak, kıvırmak” da insana has bir özellik. Üstad, Sakarya Destanı’nı yazarken bu mısra ile insanın bu özelliğini vurgulamak istememiştir. Onun derdi Sakarya sembolü ile; değişen durumu, düzeni, Müslüman Türk’ün düştüğü hali ortaya koymaktır. Her mısrasının anlam dolu olduğunu görürüz.
Osmanlı döneminin son dönemleri dahil Allah’a tam inanmış ve O’nun Allah Rasulü yoluyla gönderdiği dini tam yaşamaya, ahkamıyla hayatını düzenlemeye, İslamî düzenin sağlıklı bir bireyi olmaya söz vermiş Müslümanın işi hep zor olmuştur. Etraf, özellikle yönetim, vasıflandırdığım Müslümanı hep zorlamıştır. İnandıklarından ve özellikle yaşantısından tavize zorlamış, onun ikilemine sebep olmuştur.
Dini tavizsiz yaşamak isteyen Müslümanları rahat bırakmamıştır. Benim istediğim gibi olmalısın diyen, buna zorlayan bir etraf, bir yönetim hep olagelmiştir. Bu sebeple belirttiğim Müslüman hep muhalif olmak zorunda kalmıştır. Aslında muhalif olmak o kişi ya da kişileri zinde tutar, gevşetmez. Bu yönüyle marjinal de olsa muhalif olmak çok zordur fakat diri kalıp dünya imtihanını kazanmak yönüyle de gereklidir.
Tabii muhaliflik her şeye karşı çıkmak değildir. Her ne kadar bazı insanlar peygamber sonrası çıkan ve bidat diye isimlendirilen “anlayış, düşünce, gelenek…”leri iyi kötü, güzel çirkin diye ayırt etmek istemiyorlarsa da bunun mümkün olmadığını onlar da biliyorlar. İtikatta, ibadetlerde, ahkam-ı şeriyede bidat olmaz ama sosyal hayatta yaşantımızın bidatlarla dolu olduğunu kabul etmek zorundayız.
Başa dönerek bağlantıyı yakalarsak. İnsan değişen bir varlık. Bunu Yaratıcı takdir etmiş. Tevrat’ın yazılı olduğu tablet ve Kur’an’ın yazılı olduğu kağıt sayfalar bir değişimdir. Şimdi Kur’an ekranlarda ise bu da bir değişim. Bunun Kur’an’a bir zararı var mı? Olamaz. Elimize alıp okumanın sevabı ile ekrandan okumanın sevabı farklı mı? Hayır. Ama kişinin zevki değişiktir. Kitabı açıp okumak ister, bu da okuyanın bir tercihi. Yani Kur’an değişmez, kıraat değişmez ama okuma aracı, yöntemi değişir.
Bu durumda insanın, dolayısıyla Müslümanın değişim yaşaması da yaratılışın bir gereği. Allah’ın yarattığı tabiatı okudukça, keşfettikçe değişen insan, değişen Müslüman.
Bu değişimin niteliğine dikkat etmeliyiz. Şimdi mescitlere, camilere bakalım ve değişimi fark edelim. Namaz değişti mi, kıble değişti mi? Hayır. Ama caminin binası değişti. Daha büyük, daha şatafatlı, daha temiz, halıları daha yumuşak, kışın sıcak, yazın serin… ibadete daha elverişli camilerimiz oluştu. İlk umreye gittiğimde Peygamber Mescidi’nin bir kısmı kumdu, kumda namaz kılmıştım. Her yer inşaattı. Şimdi her yer pırıl pırıl oldu. O zamanlar ne Kâbe ne de Peygamber Mescidi bu kadar Müslüman ziyaretçiyi kabul edemezdi. Bu değişim gerekliydi ve bunu fark edenler de bu değişimi yapmışlar.
Demek ki değişim gerekli. İlk önce yadırganan değişimler sonra kabul görüyor. Hatta insanlar daha çok mutlu oluyor.
Sosyal hayat ya da günlük yaşantı dediğimizde de değişimler oluyor, hem de çok hızlı. Yediğimiz, içtiğimiz, giydiğimiz, evliliğimiz, evimiz, düğünümüz derneğimiz, nişanımız, yüzüğümüz ve bunlar için yapılan törenler hep değişti. Bu değişikliğe ayak diremeye çalışanlar hem kendisi hem de çevresi tarafından farklı bir şekilde dışlanıyor.
Yakın zamanda bir davet aldım. Çocukları elimizde büyüyen, komşuluk ilişkilerimizle ailelerimizin çok güzel bir şekilde birbirine bağlandığı bir ahbabım beni çocuğu için kız istemeye çağırdı. Başka bir ilde denilecek “Allah’ın emri, peygamberimizin kavli…” sonrası yüzük de takılacağı için ön şart koştum. “Aykırı ve beni rahatsız edecek bir durum varsa gelmeyeyim. İlkelerimden, inandıklarımızdan taviz vermem bilirsin.” Sormuş soruşturmuş, rahatsız edecek bir durum yok dedi. Ben de kendi arabamla bu hayırlı iş için gittim.
Orada şunu fark ettim. Artık Müslümanlar olarak iyice genişlemişiz. Çünkü gittiğim delikanlı ve ailesi hassasiyetini korurken karşı tarafın öyle olmadığını gördük. Oradaki aykırı durumlara da müdahale her şeyi alt üst ederdi. Uyarılara rağmen sıkıntı giderilemedi. Biz de görevimiz tamamladık ve bize müsaade dedik, geri kalan kısmını bilemiyorum.
Değişim demiştim ya. Sosyal hayattaki değişimler ve özellikle akrabalardaki değişime rıza göstermek bize amelen sıkıntılar veriyor. Her taviz yeni tavizleri istiyor. Hatır gönül ilişkisi yanlışa, harama, günaha göz yummaya sebep oluyor. Bu noktalarda almamız gereken tavır da tavır sahibini dışlanmaya, inzivaya zorluyor. Aile, çocuklarımız, torunlarımız, konu komşu ve akrabalarımız ve sevdiklerimizle aramız açılıyor.
Şimdi tesettür kadın erkek farz. Ama aile fertleri veya onların çocukları buna uymuyorsa ne yapmalıyız? Diyelim ki çocuklarımızı ana baba duası ve zamanın imkanları İslam dışına çıkartmadı. Ama torunlar. Ya onlar sosyal yaşantısı, tesettürü, amelleri ile inancımıza aykırı olursa nasıl davranmalıyız? Düğün dernekleri, çeşitli törenleri inandıklarımıza aykırı ise nasıl davranmalıyız? Ya kaçış ya da susuş. Görmemekle avunmak.
Demem o ki zor zamanı kuşandık, zor zamanlara ulaştık. İşimiz her açıdan çok zor. Allah nefsimizi ıslah etsin, neslimizi de kıyamete kadar korusun.
Kalın sağlıcakla…
