SİZDEN GELENLER- A. Baki Öncel – Ümmet İçin Dua ve İnfak

“Onlar, kendileri ihtiyaç içinde bulunsalar bile başkalarını kendilerine tercih ederler…” (Haşr, 59/9)
Bir haber duyuyoruz… Bir şehir bombalanıyor, bir ülkede kuraklık yaşanıyor, binlerce çocuk eğitimden mahrum kalıyor, nice aile evsiz kalıyor. Bir an üzülüyoruz, belki birkaç cümle konuşuyoruz; sonra kendi hayatımızın telaşı içinde yolumuza devam ediyoruz.
Kendimize şu soruyu samimiyetle soralım: Ümmetin acıları benim hayatıma ne kadar dokunuyor?
Müminin en büyük güçlerinden biri duadır. Dua, çaresizliğin değil; Allah’a olan teslimiyetin, güvenin ve ümidin ifadesidir. Dua eden bir mümin, yalnızca kendi ihtiyaçlarını değil, ümmetin dertlerini de Rabbine arz eder. Çünkü dua, kalpler arasında görünmeyen bir kardeşlik bağı kurar.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), müminin din kardeşi için gıyabında yaptığı duaya meleklerin “Âmin, sana da aynısı olsun.” diye dua ettiğini haber vermiştir. İşte bu müjde, ümmet için edilen her samimi duanın ne kadar kıymetli olduğunu göstermektedir.
Fakat dua, hareketsizliğin mazereti değildir. Dua eden ellerin, imkân bulduğunda infak eden ellere dönüşmesi gerekir. Kur’ân-ı Kerîm’de infak, sadece mal vermek olarak değil; Allah’ın verdiği nimetleri O’nun rızası doğrultusunda paylaşmak olarak öğretilmiştir.
İnfak denildiğinde çoğu zaman akla sadece para gelir. Oysa infak; maldan olduğu kadar zamandan, bilgiden, emekten, sevgiden ve tecrübeden de olabilir. Bir öğrencinin eğitimine katkı sağlamak, bir yetimin başını okşamak, bir yaşlının yükünü hafifletmek, ümmet için çalışan bir kuruma destek vermek veya bir gencin elinden tutmak da infaktır.
Ancak infak, sadece duygusal anlarda yapılan bir yardım değil; müminin hayatına yerleşmiş sürekli bir ahlâk olmalıdır. Az da olsa devamlı yapılan iyilik ve yardım, büyük fakat geçici yardımlardan daha bereketlidir.
Bugün ümmetin birçok bölgesinde insanlar bizim dualarımıza ve desteklerimize ihtiyaç duyuyor. Fakat aynı zamanda mahallemizde, şehrimizde ve çevremizde de sessizce yardım bekleyen nice kardeşimiz bulunmaktadır. Yakınımızı ihmal ederek uzağı düşünmek de uzağı unutup sadece yakını görmek de ümmet bilincini eksik bırakır. Gerçek ümmet şuuru, yakınımızdan başlayarak iyiliği dalga dalga bütün ümmete ulaştırabilmektir.
Belki büyük servetlere sahip değiliz. Ancak samimi bir dua, düzenli bir infak, bir yetimin yüzündeki tebessüme vesile olmak veya bir ilim halkasına destek vermek, Allah katında ummadığımız kadar büyük karşılık bulabilir. Rabbimiz, yapılan iyiliğin büyüklüğüne değil; ihlasına ve samimiyetine bakmaktadır.
Yazımızı yine kendimize yönelteceğimiz bir muhasebe sorusuyla bitirelim:
Bu ay ümmet için hangi duayı ettim? Hangi infakı yaptım? Malımdan, vaktimden, bilgimden ve sevgimden ümmete ne kadar pay ayırdım?
Ümmete yapılan her samimi dua ve her ihlaslı infak, aslında ümmetin geleceğine atılmış sessiz ama bereketli bir adımdır.
Muhasebe Notu
Bu ay kendime şu soruyu soruyorum:
“Bugün duamla ve infakımla ümmetin yükünü ne kadar hafiflettim?”

