KAPAK-Halil Demirbaş – Bütün Zamanların Değişmeyen Reçetesi: Kur’an ve Sünnete İttiba
İnsanlık tarihi boyunca toplumların huzurunu bozan, birlik ve beraberliğini zedeleyen pek çok fitne ortaya çıkmıştır. Bazen inanç alanında, bazen ahlâkî meselelerde, bazen de insanlar arasındaki ilişkilerde kendini gösteren fitneler; bireyleri olduğu kadar toplumları da derinden etkilemiştir. Günümüzde ise teknoloji ve iletişim imkânlarının artmasıyla birlikte fitneler daha hızlı yayılmakta, insanların zihnini ve gönlünü meşgul eden yanlış fikirler çok daha kolay bir şekilde toplumlara ulaşmaktadır. Böylesine karmaşık ve zor zamanlarda mümin için en güvenli liman; Allah’ın kitabı olan Kur’an-ı Kerim’e ve Efendimiz aleyhisselamın sünnetine sımsıkı sarılmaktır.
Kur’an-ı Kerîm, insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkaran ilâhî bir rehberdir. Rabbimiz Kur’an’da doğru yolu açıkça göstermiş, insanın dünya ve ahiret saadetine ulaşabilmesi için gerekli olan bütün temel ölçüleri bildirmiştir. Kur’an’ın emir ve yasakları yalnızca belli bir döneme değil, kıyamete kadar gelecek bütün insanlara hitap etmektedir. Çünkü insanın fıtratı değişmemekte, hak ile bâtıl arasındaki mücadele her çağda devam etmektedir. Bu sebeple mümin, karşılaştığı her meselede öncelikle Kur’an’ın ölçülerine başvurmalı; düşüncesini, ahlâkını ve davranışlarını Kur’an’a göre şekillendirmelidir.
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) sünneti ise Kur’an’ın hayata geçirilmiş hâlidir. Rasûlullah aleyhisselam, sadece Allah’ın emirlerini insanlara tebliğ etmekle kalmamış; yaşayışıyla, ahlâkıyla, sabrıyla ve merhametiyle insanlığa üsve-i hasene / en güzel örnek olmuştur. O’nun hayatına bakıldığında; fitneler karşısında nasıl hareket edilmesi gerektiği açıkça görülmektedir. Efendimiz aleyhisselam zor zamanlarda daima hakkı ve sabrı tavsiye etmiş; insanları bir ve beraber olmaya çağırmıştır. Bu sebeple Muhammed aleyhisselamın hayata bakış tarzını ve yaşayışını bize öğreten sünneti seniyyeye bağlılık hayati önem arz etmektedir. Çünkü sünnete bağlılık istikamete götürürken, sünnetten kopuş ise tefrikaya sürüklemektedir.
Günümüzde fitnelerin en büyük sebeplerinden biri de dinî bilginin sağlam kaynaklardan öğrenilmemesidir. İnsanlar kulaktan dolma bilgilerle hareket etmekte, sosyal medya ve çeşitli platformlarda yayılan her sözü doğru kabul edebilmektedir. Oysa dinimiz ilim dinidir. Müslüman; duyduğu her haberi araştırmalı, güvenilir kaynaklara başvurmalı ve dinini ehil kimselerden öğrenmelidir. Kur’an ve sünnet çizgisinden uzak fikirler, insanı zamanla hakikatten koparabilir. Bu nedenle özellikle gençlerin sağlam bir din eğitimi alması, Kur’an’ı anlamaya çalışması ve Peygamber Efendimizin hayatını öğrenmesi büyük önem taşımaktadır.
Fitneler karşısında korunmanın yollarından biri de ibadet hayatını canlı tutmaktır. Namaz, oruç, dua, zikir ve Kur’an tilaveti insanın kalbini güçlendirir, gönlüne huzur verir. Rabbiyle her daim irtibatta olan bir insan, yanlış yolların cazibesine kolay kolay kapılmaz. Çünkü ibadetler insanı kötülüklerden alıkoyar, kalbi manevî yönden diri tutar. Özellikle cemaatle yapılan ibadetler, Müslümanlar arasındaki kardeşlik bağlarını kuvvetlendirir ve birlik ruhunu canlı tutar.
Ahlâkî yozlaşma da çağımızın önemli fitnelerinden biridir. İnsanlar arasında merhamet, saygı, dürüstlük ve güven duygusu zayıfladığında toplum huzuru da bozulmaktadır. Kur’an ve sünnet ise güzel ahlâkı emretmekte; yalan, gıybet, iftira, kibir ve haset gibi kötü davranışlardan sakındırmaktadır. Efendimiz aleyhisselam “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” buyurarak ahlâkın dinimizdeki önemini açıkça ortaya koymuştur. Müslüman; diliyle, davranışlarıyla ve yaşayışıyla çevresine güven veren, insanlara iyiliği tavsiye eden örnek bir şahsiyet olmalıdır.
Fitnelerin yayılmasında birlik ve beraberliğin zayıflaması da önemli bir etkendir. Müslümanlar birbirine düşman olduğunda, küçük meseleler yüzünden ayrılığa düştüğünde toplumun gücü azalır. Oysa İslâm dini kardeşliği emretmektedir. Kur’an-ı Kerîm’de müminlerin kardeş olduğu bildirilmiş; kin, nefret ve düşmanlıktan uzak durulması istenmiştir. Müslümanlar arasındaki sevgi, saygı ve dayanışma arttıkça fitnelerin etkisi azalacak, toplum daha güçlü hâle gelecektir.
Bugün bizlere düşen görev; Kur’an’ı daha çok okumak, anlamaya çalışmak ve hayatımıza taşımaktır. Aynı şekilde Peygamber Efendimizin sünnetini öğrenmek, ailemizde, iş hayatımızda ve sosyal ilişkilerimizde O’nun ahlâkını örnek almaktır. Çocuklarımızı ve gençlerimizi sağlam bir imanla yetiştirmek, onları zararlı akımlardan korumak da hepimizin sorumluluğudur. Çünkü güçlü bir toplum ancak manevî değerlerine sahip çıkan bireylerle ayakta kalabilir.
Sonuç olarak her dönemde olduğu gibi bugün de fitnelerden korunmanın en güvenilir yolu Kur’an ve sünnete sarılmaktır. İnsanları huzura, kardeşliğe, adalete ve güzel ahlâka ulaştıracak olan hakikat budur. Dünya hayatının geçici aldatıcılığına kapılmadan Rabbimizin emirlerine yönelmek, Peygamberimizin yolundan gitmek ve daima hakikatin yanında olmak müminin en büyük görevidir. Rabbimiz bizleri Kur’an’ın nurundan ve sünnetin rehberliğinden ayırmasın; her türlü fitneden muhafaza buyursun.