CİHAD DERSLERİ-Prof. Dr. Mustafa Ağırman – Sert Olmayın, Yumuşak Olun Lütfen

CİHAD DERSLERİ-Prof. Dr. Mustafa Ağırman – Sert Olmayın, Yumuşak Olun Lütfen

İslâm dîni, Hz. Peygamber Efendimizin ömrünün son senesi olan 632 yılında Arap yarımadasının her tarafına yayılmıştı. Peygamber Efendimiz, ömrünün son senesinde yerine getireceği Vedâ haccından önce, İslâm dininin yayıldığı bütün bölgelere görevli memurlar gönderdi. Bu memurlar, gittikleri yerlerde İslâm dînini henüz kabul etmemiş olanları irşâd edecekler, onlara tatlı dille İslâm’ı anlatacaklar; kabul etmiş olanlardan da zekât ve sadakalarını toplayacak ve bölgedeki yoksullara dağıtacaklar, artanı da devletin merkezi olan Medine’ye getireceklerdi. Ayrıca gittikleri yerde kadılık görevini de yerine getireceklerdi.

Hz. Peygamber Efendimiz, bu maksatla on iki kişiyi görevlendirip yarımadanın çeşitli bölgelerine gönderdi. Bu gönderilen şahıslardan biri de Medineli Ensar’dan olan Muâz b. Cebel’di. Hz. Muâz, Yemen’in Cened tarafına, aslen Yemenli bir sahâbî olan Hz. Ebû Mûsâ da Aden, Rima ve Zebîd taraflarına gönderildi. Bir önceki yazımızda Hz. Peygamber Efendimizin, Muâz’ı Medine’den Yemen’e yolculuk ederken ona yaptığı tavsiyeleri yazmıştık. Kendisine yapılan tavsiyeleri can kulağı ile dinleyen Muâz, Peygamber efendimize şöyle demişti: “Yâ Rasûlallah, bana biraz daha tavsiye de bulunur musunuz? Bu talep üzerine Hz. Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:

“Ey Muâz, her ne halde ve her nerede bulunursan bulun, Allah’tan kork. Gâfil bulunup işlediğin bir kötülüğün arkasından hemen bir iyilik yap ki, o iyiliğin sevabı işlediğin kötülüğün günahını yok etsin. İnsanlara her zaman güzel davranışla muâmelede bulun. Sen, ehl-i kitap bir topluluğa gidiyorsun. Onlar, senden cennetin anahtarının ne olduğunu soracaklardır. Onlara cennetin anahtarının ‘Lâ ilâhe illallâhu vahdehû lâ şerike lehû’ olduğunu söyle.”[1] Bu tavsiyeleri can kulağı ile dinleyen Hz. Muâz, Peygamber Efendimizden şöyle bir talepte bulundu: “Ey Allâh’ın Elçisi, bana, kitapta bulunmayan ve senden de işitmediğim bir şey sorulur ve çözümü için bana getirilirse ne yapayım, ne buyurursunuz?” Hz. Peygamber Efendimiz, Muâz’ın bu talebine karşılık şöyle buyurdu:

“Allah için mütavâzî ol, tevâzu göster. Böyle yaparsan Allah, seni yüceltir. Sakın, iyi bilmediğin bir konu hakkında hüküm verme. Sana, müşkül yani karışık gelen bir işi ehline sor, danış, utanma; sonra da içtihat et ve kararını ver. Muhakkak ki Allah, senin doğruluğuna göre seni muvaffak kılar. İşler, sana karma karışık gelirse, gerçek sence belli oluncaya kadar bekle veya bana yaz. Bu gibi durumlarda keyfine göre hareket etmekten sakın. Sana, insanlara karşı yumuşak davranmanı tavsiye ederim.”[2]

Saygıdeğer okuyucularım, Hz. Peygamber Efendimizin Hz. Muâz’a yaptığı tavsiyeler altın değerindedir ve çok kıymetlidir. Ben, son cümlenin üzerinde biraz durmak istiyorum. Bu cümleye dayanarak dünyanın değişik yerlerinde cihâd eden mücâhidlere ve İslâm dâvetçilerine ben de bir şeyler söylemek istiyorum. Şimdiye kadar cihâd üzerine çok söz söyledik ve çok yazı yazdık. Dediklerimizin ve yazdıklarımızın özeti şudur: Cihâd, İslâm’ı anlatmak ve yaymak için yapılan gayrettir. Bu gayret, tebliğ ve irşâd faaliyeti ile olduğu gibi savaşla da olur. Savaş halinde olduğunuz kişilere karşı sert olacaksınız. Kendisi ile savaş halinde olmadığınız insanlara yumuşak bir şekilde ve tatlı dille tebliğ ve irşâd faaliyeti yapacaksınız. Emr-i bilmârûf ve nehy-i anilmünker yoluyla yani iyiliği öğreterek ve tavsiye ederek, kötülüğü de göstererek ve ondan sakındırarak insanlara faydalı olacaksınız. Bunu yaparken de Hz. Peygamber Efendimizin Hz. Muâz’a dediği gibi insanlara karşı yumuşak olmalısınız.

Yüce Allah tarafından âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber Efendimizin bir ömür boyu çevresindeki insanlara yumuşak davrandığını biliyoruz. Mekke’de elli üç yıl birlikte yaşadığı müşriklere ve Medine’de on yıl birlikte yaşadığı münafıklara karşı olan davranışı kitaplarımızda kayıtlıdır. Bu güzel davranış, nice müşriklerin Müslüman olmasına ve nice münâfıkların gerçek mânâda mümin olmasına sebep olmuştur. Yani Efendimiz, birlikte yaşadığı insanlara karşı kaba ve sert davranarak onları çevresinden uzaklaştırmamıştır. Hatalı ve kusurlu davranan arkadaşlarına karşı da çok yumuşak olmuştur. Uhud savaşı öncesi verdiği taktik ve incelikleri tam mânâsıyla anlayamayan ve yenilgiye sebep olan ashâbına bile çok yumuşak davranmış ve onları kırmamıştır. Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerim’de onun bu davranışını şöyle anlatmaktadır;

“O vakit, Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın. Şayet sen, kaba ve katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet, bağışlanmaları için duâ et ve iş hakkında onlara danış. Kararını verdiğin zaman da artık Allah’a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine güvenip dayananları sever.”[3]

Saygıdeğer okuyucularım, çevrenizde sizin gibi imân şerefi ile müşerref olamamış insanları İslâm’a dâvet ederken onlara hakaret ediyorsunuz. Kâfir, müşrik, dinsiz, ateist diyerek öteliyorsunuz. Bu, yanlış bir davranıştır. Sizin gibi İmam-Hatip okulunda okumamış, sizin gibi Müslüman âilelerde yetişmemiş, sizin gibi İslâmî bir terbiye almamış insanlara karşı hangi dili kullanacağınızı iyi bilmeniz lazımdır. Asrımızın cihâdı, işte bu dili öğrenmek ve yumuşak bir şekilde insanlara İslâm’ı anlatmaktır. Ama takdir edersiniz ki, bu zordur. İşte bu zora talip olmayanlar, hakaret ederek, öteleyerek veya inciterek insanları İslâm’dan uzaklaştırıyorlar. Hem bunlara yumuşak davranacak hem de hatalı kardeşlerinize yumuşak davranacaksınız. Yani insanları karşı cepheye atmayacak, yanınıza alacaksınız. Onlara kol, kanat gereceksiniz. Kısaca, sözünüz bal gibi; siz de ipek gibi olacaksınız.


[1] İbn Hişâm, es-Sîre, IV, 237.

[2] Diyarbekrî, Hamîs, II, 143.

[3] Âl-i İmrân sûresi, 3/159.

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.