SÖZ MEYDANI-İbrahim Çiftçi – Zeki Soyak Hoca’nın Hatırasına
Nevşehir İmam Hatip Okulu ortaokul dördüncü sınıfında okurken nereden aklıma girdi, kim söyledi hatırlamıyorum, yatılılık sınavına girdim. Ailemin de haberi yoktu. Kazanmışım. Ailemin karşı çıkmasına rağmen Sivas’a gittim. Nasıl gittim, kiminle gittim hiç hatırlamıyorum. 1970’li yılların başında ulaşım yok, iletişim yok, sabit telefon çok çok az. Sadece PTT ve resmi dairelerde var.
Ben çocuk yaştayım. Nevşehir Kayseri, Kayseri Sivas, otobüsle gidiyorum. Gidiş, yarıyıl tatilinde sılaya geliş. Gidiş, yaz tatiline kadar gidiş yok. Para yok. Hafta sonu çarşı iznine çıkardık. “Cıbıllar Parkına” giderdik. Gazoz içerdik. Bizden büyük abilerle çıkardık ve sigaraya orada alıştım. Sivas İmam Hatip Okulu beşinci sınıfını yatılı olarak okudum. İlk yazılılarda Nevşehir’e göre başarım düştü. Üzülmedim desem yalan olur. Fakat sınıfın çoğunluğu yatılı idi ve başarılı öğrencilerdi. İkinci yarıdan sonra yükselmeye başladım.
Yukarıda dediğim gibi iletişim mektupla sağlanıyor. Ailemize, arkadaşlara mektup yazıyorum. Onlar da bana yazıyor. Arkadaşlarım mektuplarında bir tarih hocasından bahsediyorlar. Çok sert olduğundan, sorularının zor, notunun çok kıt olduğundan, kendilerini sürekli aşağıladığından bahsediyorlar. Bu sebeple o öğretmeni boykot edeceklerini anlatmışlar. Ben de onlara sınıfın hepsi dersine girmez boykot yaparsanız toplu ceza veremezler. Ama kimi girer kimi girmezse girmeyenlere ceza verilir demişim.
O sene abime Almanya çıktı. Gidebilmesi için evinin altındaki turistik dükkânı benim çalıştırmam gerekiyordu. Bu sebeple yatılıdan tazminat ödeyerek ayrıldım. O zaman normal yatılılar yurttan ayrılırsa tazminat öderdi.
Tasdiknamem elimde, velim abim ile Nevşehir İmam Hatip Okuluna kayıt için başvurduk. O zamanın idarecileri seni almayız dediler. Abim sebebini sorunca “bu çocuk bir öğretmene ders boykotunu planladı.” dediler. Mektubu sallayarak, “bu mektupla buradaki arkadaşlarını yönlendirdin.” dediler. Tabii öyle bir şey olamazdı. Arkadaşlar boykot yapacağız diye yazdıklarında “Toplu yapın bazıları girerse ceza alırsınız.” demiştim ya, onu söylüyorlardı. O öğretmen de orada, küçümseyici bir bakış ve dille “Ha bana karşı boykotçu başı bu öğrenci miydi?” dedi.
Abim milli eğitim müdürlüğüne gidip durumu anlatacağım deyince şartlı aldılar. Eğer okulda böyle bir olay olursa sen suçlusun, seni disipline veririz. Hem şart koştular hem de tehdit ettiler.
Lise 2. sınıf öğrencisi, dersleri çok iyi, yatılıdan gündüzlüye geçiyor. Okul yöneticileri onu engellemek istiyor. Manzara buydu. Bu okula daha sonra, Zeki Soyak Hoca müdür olarak geldi. 7. sınıftayız. Okulun ilk öğrencileri 158 kişi olmalı. Çeşitli sebeplerle okuldan ayrılan veya sınıf tekrarı yapanlardan dolayı son sınıfa 21 kişi kalmıştık. Son sınıfa gelemeyen veya mezun olamayanların mağduriyet hikâyelerini dinlediğiniz zaman 1970’li yıllarda imam hatip okullarının nasıl bir yönetim ve eğitim sıkıntısı yaşadığını tam olarak anlarız. Yani bu okullar hem dışardan hem de içerden yok ediliyordu.
Merhametin, sevginin, ilginin, insani duyguların olmadığı zaman, karşıdakinin insan olduğunu düşünmeyen bir varlık çıkıyor. Siyonizm’in (ya da lanetlenmiş Yahudilerin) Tanrı bizi özel yarattı, torpilliyiz, cezayı bile bize vermez, ağır cezayı birkaç güne düşürür diyerek zulmün zirvesinde bile sevinen Yahudi. Tarih boyunca eline fırsat geçince zalimlik kemerini kuşanan Yahudi de insani duygular yoktur. İmam hatip okulundaki öğretmenler de eziyet etmekten, itelemekten, dövmekten zevk alan kişiler olarak görülüyor. Böyle bir okulun öğrencisi ve yüzde doksanımız sinmiş bir haldeyken bir müdür geldi okula: Zeki Soyak Hoca. Hemen ilk günlerde “yavrularım” diye bize hitap eden bir müdür. Sonra otoritesini koruyan, öğrencilerine sevgi ile davranan bir müdür. Öğrencileriyle dertlenen, okulun yurduna gelip onlarla beraber yiyip içip muhabbet eden bir müdür. Yurttaki öğrencilerin çoğu gurbetçiydi. Dertleri sıkıntıları çok olurdu. Özellikle maddi sıkıntı. Bunları öğrendiği zaman elini cebine atan bir müdür. Zaman geçip okulu ve çevreyi tanıdıktan sonra okulu bir eğitim yuvası haline getirdi.
Arapçadan ilk dersimize girince matematikten sonra en sevimsiz ders olarak bilinen Arapçayı sevdiren hoca. Dersini zorlaştıran değil, kolaylaştıran bir hoca. Dersi, sınıfın ön sıralarının önünde gezinerek ve aralara da girerek anlatan hoca. Zaten yüzünden hiç eksik olmayan tebessümü sizinle gönül bağını kuruyordu. Bir gönül bağı ki okul dışına taşan ve öğrencilerini orada da kucaklayan bir bağ. Son sınıf öğrencileri olduğumuzdan nispeten rahattık. Dert ve sıkıntılarımızı söyleyebilirdik.
Nitekim dersimize giren öğretmenlerle ilgili haklı isteklerimizi okul müdürü Zeki Soyak Hoca’ya ulaştırabiliyorduk. Dışarıdan gelen bir fizik öğretmeninin ders anlatması dikkatimizi çekti. “Hocam bize fizik anlat.” dediğimizde “Anlatmam, çünkü siz fiziği öğrenip üniversiteyi kazanıp başımıza bela olacaksınız.” demişti. Biz de müdür Zeki Soyak’a gidip durumu anlatmıştık. Soru sormadan dinledi. “Tamam, gidin siz dersinize bakın.” demişti.
Milli Güvenlik dersi. Şimdiki öğrencilerin kurtulduğu ve okulları kontrol amaçlı 27 Mayıs 1960’tan sonra konulmuş askeri yüceltme dersi. Hocaları asker ve genellikle teğmen, üsteğmen, yüzbaşı olurdu. Özel bir karşılama ile derse girerlerdi. Bize derse giren teğmen dersin çoğunda müstehcen fıkralar anlatır, bizim rahatsızlığımıza da “Hadi hadi sizin de hoşunuza gidiyor ama belli etmiyorsunuz.” deyip gülerdi. Bunu da müdürümüze söyledik. Tamam deyip bizi odasından gönderdi. Bizim de canımızın sıkılmadığını söylesek yalan olur.
Sonraki haftalarda her iki hocanın da derslere girmediğini gördük. Bizi başından attı düşüncemizden dolayı da utandık. Buradan şunu öğrendim. Müdür Zeki Soyak Hoca bizi dinledi ve bize, nasıl ders anlatmazmış ya da teğmen için sınıfta müstehcen fıkra olur mu burası imam hatip okulu…” gibi gazımızı alan, bizi sevindiren cümleler kurmadı. Ama şikâyetlerimizin haklı olduğunu, yaptığı incelemelerden anladı ve onları gönderdi.
Hocamın bu davranışını metot olarak öğretmenliğim ve idareciliğim döneminde uyguladım, başarılı da oldum. Gaz alıp müşteki kişileri haklı da olsa galeyana getirip “şuyuğu vukuundan beter” hale getirmemeli. İşi sessiz sedasız çözmeli. Öğrenci gözüyle iki örnek verdim. Bu örnekler çok fazladır kesinlikle. Şimdilik bu kadar olsun.
Rabbim rahmetiyle muamele etsin. Kalın sağlıcakla.