SİZDEN GELENLER-Cumali Davut Kavruk – İslâm’da Evliliğe Atfedilen Değer
Allah (c.c.) insanlığı kadın ve erkek olmak üzere çift yaratmıştır.[1] İslâm dininin korumayı hedeflediği beş temel esası bulunmaktadır. Bunlar: “Din, can, mal, akıl, nesil”dir.[2] İslâm’da evliliği ifade eden kelime “izdivaç”tır. Bu da Arapça sözlüklerde bir çift anlamına gelmektedir. Nasıl ki bir çift ayakkabıdan teki olmasa ayakkabı işlevsiz kalırsa insan da izdivaç olmadan yarım kalır. Bundan dolayı Peygamber Efendimiz (s.a.v): “Evleniniz, zira evlenen kişi dinin yarısını tamamlamış olur. Diğer yarısı hususunda da Allah’tan korksun” buyurmuşlardır.[3] Dikkat edilirse bu hadis-i şerifte evlilik imanın yarısına denk tutularak ehemmiyeti gözler önüne serilmiştir.
Ayrıca bekar kimselerin evlendirilmesi Allah’ın topluma vermiş olduğu ödevler arasında yer alır. Bu durum Kur’an’da şu şekilde ifade edilmiştir: “İçinizden evli olmayanları, köle ve câriyeleriniz arasından da elverişli olanları evlendirin. Yoksulluk içinde iseler Allah lütfu ile onları ihtiyaçtan kurtarır. Allah’ın hazinesi geniştir, her şeyi bilmektedir.”[4] Bu âyetten de anlaşıldığı üzere kişiler ve toplumlar bekarları evlendirmenin köprüsü, ön ayağı olmalıdırlar.
Eğer böyle olmazsa toplumda zina çoğalır ve bunun neticesinde nesillerin sahihliği, insanların onur ve haysiyetleri çiğnenmiş olur. Bu da toplumda fitne ateşinin körüklenmesine sebep olur.[5] Bundan sebep sevgili peygamberimiz (s.a.v) işin ehemmiyetini vurgulamak için: “Nikâh benim sünnetimdir. Kim benim sünnetime uygun davranmazsa benden değildir.” buyurmuşlardır.[6] Bu sebeple gerekli şartları taşıyan mümin erkek ve mümin kadın evliliği ertelememeli, efendimizin tavsiyesini yerine getirerek O’nu hoşnut etmelidirler.
Evlenmeye güç yetiremeyenler ise “oruç” tutmalıdır. Zira oruç koruyucu kalkandır, koruyucudur.[7] Çeşitli taleplerle evlilikler çıkmaza sokulmamalıdır. Zira Fahr-i kâinât efendimiz (s.a.v) bu konuda “En bereketli nikâh, külfeti en az olanıdır.”[8]buyurarak evliliklerin kolaylaştırılmasını ümmetine telkin etmiştir. Burada özellikle ailelere önemli mesaj vardır. Sevenleri ev, araba, yat, kat vs. gibi sebeplerle ayırmamak gerekir. Asıl önemli olanın maddeden ziyade maneviyat olduğu unutulmamalıdır. Çünkü bu konuda rehberimiz Hz. Muhammed (s.a.v): “Kadınlarla dört hasletleri için evlenilir: Malı için, asaleti için, güzelliği için ve dini için. Sen dindar olanı tercih et, mesut olursun.”[9] buyurmuşlardır.
Unutulmamalıdır ki bu sayılan hususlar erkeklerde de aranmalıdır. Atalarımız boşa dememişler, “Güzelliğin gitmesine bir sivilce, malın gitmesine bir kıvılcım yeter.” diye. Kaldı ki kimse güzelliğini, soy-sopunu, malvarlığını sipariş edip de gelmedi bu dünyaya. Yani bu sayılan değerler bir yerde kişinin elinde olmayan sebeplerdir, tercih hakkı yoktur. Mutlak kaderdir. Ancak kişinin dindar olup olmaması kendi irade ve tercihleri neticesinde ortaya çıkmaktadır. İslâm öyle güzel bir din ki elimizde olmayan sebeplerden ziyade tercih ve irade ile ortaya çıkan güzellikleri daha fazla önemsemektedir.
Bir diğer önemsenmesi gereken husus ise “denklik/küfüvvet”tir. Bu mal, soy-sop, güzellikten ziyade din ve diyanet hususundaki denkliği ifade eder.[10] Kısaca evde saadetin olmasının anahtarı aynı davayı paylaşan ve omuzlayan sinelerden geçmektedir. Yoksa hayat kişilere, nesillere zindan ve zulüm olacaktır.
Evlilik, Allah’ın varlığı ve birliğinin en büyük delillerinden bir tanesi olarak görülmüştür. Öyle ya kişileri yaratan, iki tarafın kalbini birbirine ısındıran, bilmedikleri nice yerden onları rızıklandırması onun ehadiyetini ve kudretini ispat eder.[11]Ayrıca evlilik günahlara karşı güvenli bir limandır. Hele ki günahların her alanda cirit attığı şu ahir zamanda. Bundan dolayı evli çiftler birbirlerinin elbisesi olarak tavsif edilmiştir. Nasıl ki kıyafetler bizi üryanlıktan, sıcak ve soğuktan koruyorlarsa nikah da kişileri günahtan, iffet ve namussuzluktan muhafaza etmektedir.[12]
İnsan bu dünyada ahiret yolcusudur. Eşi de onun cennet yolculuğunda en önemli destekçisi “refîk/refikası”dır. Yani “eşi”, ”yol arkadaşı”dır. Hatırda tutulmalıdır ki aileye harcanan bile sadakadır. Hayırlı yetiştirilebilen evlatlar ise sonsuzluk biletidir. O halde evlilikten korkmak neden?
Evlilik Konusunda Müslümanlara Bazı Tavsiyeler
Evlilik tıpkı yeme içme gibi yaratılıştan gelen bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyaç kariyer ve zenginliğe kurban edilmemelidir. Çünkü Allah rızka kefildir.
Evlilikte teklif hep erkek tarafından beklenilmemeli, şayet erkek tarafının dindarlığı, ahlâkı yerinde ise kız tarafı olarak da evlilik konusu erkek tarafına açılabilmelidir.
Evlilik illaki 25-30’lu yaşlarda yapılabilen bir eylem değildir. Şayet harama düşme ihtimali varsa kişilerin bir an önce evlenmesi gerekir.
Akli melekeleri yerinde olmayan, evini geçindiremeyecek derecede tembelliğe sahip olanların, kâfir erkeklerle Müslüman kadınların evlenmesi de doğru ve helal değildir.
Huzuru haramda arayana huzur haram olur, bilinmelidir.
Hiçbir evliliğin mükemmel olamayacağını akıldan çıkarmamak gerek. Zira iki cihan serveri dahi bu hususta sınanmıştır.
Evliliklere ön ayak olmaktan korkmamalıdır. Çünkü muhafazakâr aile çocukları karşı cinse Allah korkusundan bakamazlar. Birilerinin bu gençlere kılavuzluk yapması gerekmektedir.
Bir kişi çok iyi dayı, amca; teyze, hala olabilir; ancak nasıl bir çift/eş oldukları evlendikten sonra ortaya çıkacaktır.
Dini denklik kadar, mâlî, kültürel denklikler de göz önünde bulundurulmalıdır. Kültür dinamiklerine uzak birisiyle evlenildiğinde çok nadir de olsa dini denklik maalesef kurtarıcı olamamaktadır.
Aile ve yatak mahremiyeti korunmalı; anne ve baba, eş, dost, akrabaya açılmamalıdır.
Eşin, sana anne ve babandan daha yakın olandır. Senin için ailesinden uzaklaşabilmeyi göze alabilendir. Bundan dolayı ona mülayemetle yaklaşılmalıdır.
[1] Nisâ 4/1.
[2] Mahmut Çınar, “Zarûrât-ı Dîniyye” Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (İstanbul: TDV Yayınları, 2013), 44/138.
[3] Heysemi, Mecme’u’z Zevaid, No: 7310; Aclûnî, Keşfu’l-Hafa, 2/239.
[4] Nûr 24/32.
[5] Tirmizî, Nikâh, 3.
[6] İbn Mâce, Nikâh, 1.
[7] Ebu Davud, Nikâh,1; İbn Mace, Nikâh,1.
[8] İbn Hanbel, VI, 83.
[9] İbni Mâce, Nikâh: 6.
[10] Zeylaî, Nasbu’r-Râye, III, 196.
[11] Rûm 30/21.
[12] Bakara 2/187.