Anne Babamın Yaşlandığını, Benim İse Hızlı Bir Hayat Yaşadığımı Fark Ettiğim Gün

Anne Babamın Yaşlandığını, Benim İse Hızlı Bir Hayat Yaşadığımı Fark Ettiğim Gün

41 yaşındayım.

Ve birkaç hafta önce, beni durduran bir şey gördüm. Basit, sıradan bir andı, ama bana acı ve şefkat karışımı bir duygu yaşattı.

Anne babamın evine uğradım. Sadece mahallede olduğum için.

İçeri girdiğimde, annem sanki şehrin öbür ucundan değil de başka bir kıtadan gelmişim gibi hafifçe nefes nefese kaldı.

“Ah! Geleceğini bilmiyordum,” dedi, o tanıdık hareketle saçlarını düzeltirken, sanki kendi oğlunun önünde bile kendini “düzgün” göstermek istiyormuş gibi.

Babam koridordan çıktı. Hatırladığımdan daha yavaş yürüyordu. Gülümsedi—geniş, sıcak, rahatlamış bir gülümseme. Ziyaretimin sadece hoş karşılanmadığını… aynı zamanda gerekli olduğunu söyleyen bir gülümseme.

Şundan bundan konuştuk. Bahçede yetişen domateslerden.

Yeni komşulardan.

Yine çalışmayan eski çim biçme makinesi.

Annemin her hafta bir çekmecede “kaybolan” tarifi.

Ve sonra bir şey beni derinden sarstı.

Babam kendine bir bardak su doldurmak için kalktı ve bir an durdu, elini masaya koydu.

Sarsılmadı.

Endişe verici bir şey yoktu.

Sadece… kendini destekledi.

Daha dikkatli yürümeyi öğrenmiş insanlar gibi.

Sanırım sadece orada durup onu izledim.

Çünkü annem bunu hemen fark etti ve çok çabuk gülümsedi.

“İyidir,” dedi. “Sadece yaşlanıyor, hepsi bu.”

Ve bu cümle—bu sessiz sözler—beni her şeyden daha çok incitti. Sadece yaşlanıyor.

Beni büyüten adam.

Hiçbir maçı, okul partisini, doğum günü pastamdaki tek bir mumu bile kaçırmayan adam.

Sadece yaşlanıyor… ben ise gittikçe daha meşgul oluyorum.

Orada, her zaman yaşadığım o evin oturma odasında, bir şeyi anladım:

Annem ve babam aynı yerde yaşıyorlar… ama orada zaman artık aynı şekilde akmıyor.

Akşam yemeğinden sonra babam beni kapıya kadar uğurladı. Elini omzuma koydu—eskiden kararlı ve kendinden emin bir hareketti bu. Şimdi ise nazikti. Dikkatliydi. Hayatın çok hızlı çevirdiği sayfalar arasına konmuş bir ayraç gibiydi.

“O kadar cimri olma oğlum,” dedi.

“Bizim için günler zaten daha hızlı geçiyor.” Arabaya bindim ve birkaç dakika sessizce oturdum. Çünkü kimse bizi, ebeveynlerimizin gerçek zamanlı olarak yaşlandığını fark ettiğimiz o ana hazırlamıyor… biz ise yükümlülükler, toplantılar, mesajlar ve hayat sandığımız tüm gürültüyle boğuşuyoruz.

O günden beri daha sık arıyorum.

Onları daha düzenli ziyaret ediyorum.

Daha çok soru soruyorum.

Daha uzun süre dinliyorum.

“Zamanım yok” desem bile tatlı için kalıyorum.

Çünkü bir gün, bu anlar tüm gücümle tutunacağım anılar olacak.

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.