Dinde Aşırılık- Metin Başbuğ

Dinde Aşırılık- Metin Başbuğ

Abdullah bin Abbas r anhüma anlatıyor: “Rasulullah aleyhisselam Akabe taşlaması sabahı, bineğinin üzerindeyken:

“Bana taş toplayıver!” dedi. Ben de şehadet ve başparmaklarla atılabilecek büyüklükte ufak taşlardan onun için topladım. Avucuna koyduğum sırada:

“İşte bunlar gibi. Dinde aşırılıktan sakının. Sizden öncekileri, dinde aşırılıkları helâk etmiştir!” dedi.”(Nesaî)

Abdullah İbni Mesud r anh ise, Efendimizin:

“Aşırı gidip haddi aşanlar helâk oldular.” buyurduğunu ve bunu üç kez tekrarladığını nakleder. (Müslim, Ebu Davud)

İyi bir Müslüman ölçülü ve dengeli bir insandır, her türlü davranışında, işinde ve sözünde haddi aşmaktan, taşkınlık yapmaktan sakınır.

İslam = Ahlak = Fıtrat’tır. Ahlak-fıtrat “Yaratan (Halik-Fâtır) Rabb”in insana emanet ettiği, ıslahıyla memur ettiği, ifsadından men ettiği, insanın nefsini, bedenini, içerisinde yaşadığı toplumu, canlı cansız bütün yaratılanları kapsayan ilahi düzendir. Bu düzen ölçüler ve dengelerden ibarettir. “Her şey bir ölçü ile yaratılmıştır.” (Kamer, 49). Hilafet görevlendirmesi ile birlikte ilahi kudret tarafından bu dengenin muhafaza görevi insana emanet edilmiştir.

Bu dengenin korunması için her türlü aşırılıktan ve marjinallikten uzak durulması gerekir. Aslolan yolun ortasından yürümektir, fıtrata uygun hayat tarzı itidaldir, kolay olandır. Efendimiz bu nedenle “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın” buyurur.

İtidal, adalet kelimesi gibi Adl kökünden türetilmiş bir kelimedir “orta halde bulunma, ölçülü olma, soğukkanlılık, denge, düzgünlük, doğruluk” şeklinde açıklanmıştır. Her şeyin hakkını -eksik ve fazla değil- tam verme diye de açıklayabiliriz. Namazın olmazsa olmazlarından olan ve rükunlarının hakkını verme anlamında kullanılan “tadil-i erkân” da itidalle akraba bir kelimedir.

İnsanlar başlangıçtan bu yana kendilerine gönderilen uyarıcıların ardından itidalden uzaklaşıp ifrat ve tefrit kapsamında aşırılıklara meyledince ya dini ve ahireti hafife alarak dünyevileşmişler ya da dinlerini zorlaştırıp yaşanamaz hale getirmişler ve sonraki nesilleri merkezde tutamayarak aynı neticeye yol açmışlardır.

Yahudilerin peygamberleri ile ilişkileri hep sorunlu olmuştur. İtaat ve saygı noktasında tefrite gitmişler gerekeni yapmamışlardır. Peygamberliğini kabul ettikleriyle bile mücadele halinde olmuşlardır. Hıristiyanlar ise ifrat noktasında hareket ederek Hz İsa’yı ilahlaştırmışlardır. Her iki aşırılık onları helake sürüklemiştir. Aynı şekilde Yahudiler ahiret inancı noktasında tefrit ehli olmuş, dünyevileşmişler, Hıristiyanlar ise ruhbanlığı icat edip dünyadan tamamıyla el etek çekip dinlerini zorlaştırmışlar sonuçta her iki gurup da İslam’dan tamamıyla uzaklaşmışlardır.

İtikatta ve amelde denge bozulur ve ölçü kaçırılırsa, itidalden uzaklaşılırsa bu ayarsızlıklar din ve alışkanlık haline gelirse birbirinden sürekli uzaklaşan ve düşmanlaşan fırkaların ortaya çıkması kaçınılmaz olmaktadır. Merkezden uzaklaşıldıkça mıknatısın çekim gücünün azaldığı gibi aşırılıklar da ana eksenden kopmaya neden olur. Maalesef benzer sebeplerle fırkalaşma ve ana eksenden sapmalar biz Ümmet-i Muhammed için de söz konusu olmuştur.

Allah Teâlâ, Müslümanları Kur’an-ı Kerim’de “vasat bir ümmet” olarak niteler:

“Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet yaptık.” (Bakara, 143)

Vasat ümmet “ifrat ve tefritlerden korunarak inancında, ahlâkında, her türlü tutum ve davranışlarında doğruluk, dürüstlük ve adalet çizgisinde kalmayı başaran dengeli, sağduyulu, ölçülü, insaflı ve uyumlu nesil, toplum” anlamına gelir. Toplumun her kademesinden karakteri, inancı, kültürü farklı insanın beraberce yaşayabileceği bir toplum kıvamıdır. İfrat ve tefrit tarafındaki insanların bir arada huzurla yaşamaları mümkün değildir ama vasat ortam hepsini barındırabilir ve zamanla aşırılıkların da azalarak ortadan kalkması mümkündür.

Her fazilet hasleti, dengeli itidalli ve normal olan bir tavırdır. Bundan sapma, fazlalık veya eksiklik aşırılık sayılır; fazlalık yönünde sapmaya ifrat, eksiklik yönünde sapmaya da tefrit denir. İster fazlalık isterse eksiklik şeklinde olsun her aşırılık istikametten uzaklaştırır. Birkaç örnek:

Cimrilik tefrit, israf ifrat, cömertlik ise vasattır. “Harcarken, israf ve cimrilik etmezler; ikisi arasında bir yol tutarlar.” (Furkan, 67)

Tembellik tefrit, acele ifrat, teenni vasattır.

Öfkenin fazlalığı ifrat, azlığı korkaklık ve tefrittir. Şecaat ortasıdır, vasattır.

Oburluk ifrat, gerekenden az yemek tefrittir. İhtiyaç kadar yemek vasattır.

Havf (ümitsizlik) tefrit, reca (cenneti garanti görme) ifrat ikisinin ortası vasattır.

Kibirlenmek ifrat, aşırı tevazu (temellük) da tefrittir. Tevazu ise vasattır.

Aşırı sevgi de aşırı düşmanlık da yerilmiştir: “Bir kimseyi günün birinde, aranızın açılabileceğini hesaba katarak sev. Buğz ettiğine de günün birinde dost olabileceğini düşünerek buğzet.” (Tirmizi)

Birçok ayette ahlâkî eğilimlerde, huylarda, tutum ve davranışlarda ifrat ve tefrit yönündeki sapmalar yerilmiş, bu hususta itidalli davranmanın önemine işaret edilmiştir. Harcamalarda, dünya ve ahiret işlerine yönelmede, dostluk ve düşmanlıkta, cezalandırmada aşırılığı ve haddi aşmayı yasaklayan ayetler Kur’an’ın itidale verdiği önemi gösteren örneklerden bazılarıdır. Ayrıca sık sık tekrar edilen “sırat-ı müstakim” tabiri de genellikle inançta, ahlâk ve yaşayışta her türlü yanlışlık ve aşırılıklardan uzak, doğru, dengeli ve orta yol olarak açıklanmıştır.

Efendimizi ve O’na uyanları istikamet üzere olmalarını emreden ayetler itidali de emretmektedir. İstikametteki ifrat ve tefrit yönündeki her sapma aşırılığa yol açar. Sapma en küçük açıyla bile başlasa zamanla merkezden hızlı veya yavaş uzaklaşmaya neden olur ve sonuçta helake sürükler. İstikamet çizgisinde mutedil bir hayat, birey ve toplumun huzur ve selameti için olduğu kadar yeryüzünün denge ve düzeninin devamı için de elzemdir.

Efendimiz aleyhisselamın hadislerinde de bu tehlikeye çokça dikkat çekilmiş, itidal sürekli emredilmiş ve Ashab-ı kiram bu hususta sürekli uyarılmıştır. İbadetlerden yeme içmeye, giyim kuşama vb. ihtiyaçlara kadar hayatın her alanında dengeli, ölçülü olmaya önem verilmiş, genel olarak duyguların, tutum ve davranışların normal ve dengeli olması istenmiştir. Meselâ aşırı sevginin gözü kör, kulağı sağır edebileceği uyarısında bulunulmakta, insanlar sevdiklerini ölçülü sevmeye çağrılmakta, aşırı dünyevileşme reddedildiği gibi din ve ibadet adına dahi olsa bütünüyle dünya işlerinden kopacak kadar aşırılığa sapmak da yasaklanmaktadır. Şöyle buyurmuşlardır:

“Din kolaylıktır. Dini aşmak isteyen kimse, ona yenik düşer. O halde, orta yolu tutunuz, en iyiyi yapmaya çalışınız, o zaman size müjdeler olsun; günün başlangıcından, sonundan ve bir miktar da geceden faydalanınız. ” (Buhari)

Kendilerini dünyadan soyutlayarak sürekli ibadet etmeyi planlayan sahabelerini şiddetle ikaz etmişlerdir: “Şöyle şöyle diyen sizler misiniz? Sizi uyarıyorum! Allah’a yemin ederim ki ben sizin Allah’tan en çok korkanınız ve O’na en saygılı olanınızım. Fakat ben bazen oruç tutuyor, bazen tutmuyorum. Gece hem namaz kılıyor, hem de uyuyorum. Kadınlarla da evleniyorum. Benim sünnetimden yüz çeviren kimse benden değildir. ”

Hz Aişe’nin bir hanımı çokça ibadet etmesi ve namaz kılması nedeniyle överek takdimi üzerine de: “Bütün bunları sayıp dökmeyi bırak; gücünüzün yettiği nispette ibadet etmeniz size yeter. Allah’a yemin ederim ki, siz bıkıp usanmadıkça, Allah bıkıp usanmaz” buyurdu. Efendimiz’in en çok sevdiği ibadet, sâhibinin az da olsa devamlı yaptığı idi.

Aşırı övülmekten ve iltifattan rahatsızlığını belli ederdi. Bu hususta ashabını uyarmış ve: “Hıristiyanların Meryem’in oğlunu övmekte aşırılığa düştükleri gibi, beni övmede aşırılık göstermeyiniz” buyurmuştur.

Bir defasında da Benî Amir’den bir heyet Efendimize gelerek; “Sen bizim velimizsin, sen bizim efendimizsin, sen bizim en şereflimizsin” şeklinde iltifatta bulunduklarında onlara; “Meselenizi arz ediniz! Sakın şeytan sizi (aşırılığa) sürüklemesin” buyurmuşlardı. (Ahmed b. Hanbel)

Efendimiz amel ve itikat konusunda ayrıntılı-aşırı soru ve taleplere de rıza göstermezdi. Ebu Hureyre’den rivayet edildiğine göre şöyle buyurdular: “Herhangi bir konuyu size emredip yasaklamadığım sürece, siz de beni kendi halime bırakınız. Sizden önceki ümmetleri çok sual sormaları ve peygamberlerine karşı münakaşaya dalmaları helâk etti. Size herhangi bir şeyi yasakladığım zaman ondan kesinlikle sakınınız, bir şeyi emrettiğimde de onu, gücünüz yettiği ölçüde yerine getiriniz.” (Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesâî, İbn Mâce)

Dinde aşırılık genelde soruda/talepte aşırı gitmek ile başladığından yasaklanmıştır. “Yoksa daha önce Mûsâ’ya sorulduğu gibi siz de peygamberinize sorular sormak mı istiyorsunuz? Kim imanı küfre değişirse şüphesiz dosdoğru yoldan sapmış olur.” (Bakara, 108)

“Ey iman edenler! Açıklandığı takdirde sizi sıkıntıya sokacak hususlarda soru sormayın. Kur’an indirilirken böyle sorular sorarsanız size açıklanır. Allah onlardan sizi muaf tutmuştur. Allah çok bağışlayıcıdır, halimdir. Bu tür soruları sizden önce de bir topluluk sormuş, fakat sonunda bunları inkâr eder olmuşlardı.” (Maide, 101-102)

Bu konuya ilişkin verilebilecek en güzel örneklerden biri Bakara kıssasıdır. Bakara Suresi’nin, adını kendisinden aldığı kıssada İsrailoğulları emri ilk aldıklarında yerine getirselerdi işleri kolay olacaktı. İneğin vasıfları konusunda aşırı gittiklerinde ise işleri zorlaştırmış oldular neredeyse imkânsız hale getireceklerdi: “Sonunda ineği bulup kestiler, ama az daha yapamayacaklardı.” (Bakara, 71)

Sadık ve samimi Mü’min kendisine gelen emirden veya nasihatten sonra “Bismillah!” der, Allah’tan yardım ister ve aklının, takatinin ve kabiliyetinin yettiğince işe koyulur. Sorular sormak suretiyle kendisini aşırılığa ve zora sokmayacağı gibi vebal altına da girmez.

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.