SÖZ MEYDANI-İbrahim Çiftçi – Boş Kalan Boş Konuşur

SÖZ MEYDANI-İbrahim Çiftçi – Boş Kalan Boş Konuşur

Bu köşede ara sıra hatırlatırım. Şikâyeti çok seviyoruz. Özellikle kişisel isteklerimizin yerine gelmediğini kabullenerek herkesten, her şeyden şikayetleniyoruz. Sayalım sağlık personelinden özellikle doktordan, eğitimden özelikle öğretmenden, yaşadığımız şehir, mahalle ve sokaktan özellikle belediyeden, trafikten, çarşı pazardan, polisten, hâkimden, her seviyedeki yöneticiden, mahalle imamından, gençlerden, çocuklardan, televizyonda, sosyal medyadan… Şikâyetçiyiz. Bunun sonucu mutsuzuz.

Halk otobüsüne bindim. Yanımda benim gibi bir emekli. Camide ayaklarını uzatarak namaz kılıyor. Oradan tanıyorum. Elimizde 33’lük tespih vardı. İlk önce tespihten konuştu. Sonra halk otobüsünden rahatsızlığını dile getirdi. Trafikten hareketle “çevre yolu yapılmadığını” anlatarak milletvekillerine attı tuttu. Şehir merkezine varınca belediyeye demediğini bırakmadı. Oradan hükümete geçmişti ki ben indim.

Eskiden beri Türkiye’nin yönetmeye talip olanların(!) konuştuğu yerler ağırlıklı olarak berber ve terzi dükkânlarıydı. Eli boş olanların ya da sıra bekleyenlerin çok olduğu bu yerlerde zaman da çoktu. Her kurumu nasıl idare edeceklerini, o kurumu yönetenlerin yanlışlarını sıralayarak anlatırlardı. Muhtar, daire başkanı, belediye başkanı, bakan hatta başbakan olurlardı. Her şeyi bilir ve düzeltirlerdi. Tayyip beye kadar cumhurbaşkanı olmazlardı. Çünkü bir fonksiyonu yoktu. Bu eğitim düzeyi düşük bütün insanların yaptığı bir iştir. Batı demokrasiyi kendi içinde çok iyi hazmetmiş, yönetimini, teşkilatını, kurallarını, kanunlarını esas almış ve hiç kimse bunların dışına çıkmamaktadır. Kanun ve kurallar tam uygulandığı için halk yönetimi sadece seçmiştir. Diğer seçime kadar yönetimle ilgilenmemiştir.

Demokrasiyi hazmetmeyen ülkelerde ise kanun, kural, devlet yok “keyfilik” hâkim. Bu sebeple de halk duruma ve olaylara göre her yeri yönetiyor. Halkın eli boş olunca devlet ve kurumlarını yönetmekten kendini alamıyor. Berber ve terzi dükkânı gibi yerlere parklar, kahveler de eklendi. Şimdi de emeklimiz çoğaldı. EYT’ lilerin çoğu ikinci işte (kendi işinde) çalışıyor ama çalışmayanları eksik bulup sürekli dedikodusunu yapıyor. Bu da ülke için çok menfi bir husus. Çünkü batı ülkelerinde emeklilerin çoğu STK dediğimiz sosyal projelerde yer alıyorlar. Toplumu, devleti kuralları koruma anlamında da sahada boş durmuyorlar.

İş yapan insanların kimseyle problemi olmaz. Çünkü o kendi işine bakar. Kendi alanı ve işiyle meşgul olur. Çalışanlar işyerinin dairesinin yönetimiyle ilgili eleştiri ve dedikodularla meşgul olmazsa huzurlu olur. Şimdi bir kısmını soralım. Ülkemizde siyasi partileri bir tarafa bırakırsak, en fazla yönetim dedikodusu yapan hangi meslekler? Büro memurları (hastane, milli eğitim, valilik, çeşitli bakanlıkların il teşkilatları, üniversite, müftülük gibi…) öğretmenler, imamlar… Çünkü bu çalışanların boş vakti fazla, çünkü bu çalışanlar kendi işlerini daha güzel nasıl yaparım kaygısı taşımıyorlar. Öğretmenlerdeki kitap okuma oranını gerçek bir araştırmayla tespit edin ve manzaradan dehşete düşersiniz. Kendi alanıyla, branşıyla ilgili çalışma yapıp zamanın gereğine göre kendini geliştiren öğretmen çok çok azdır. Nereden mi biliyorum? Ben hem yurt içi hem yurt dışı okullarda öğretmen ve yönetici olarak 40 seneyi aşkın çalıştım ve ne yazık ki bu olumsuzluklara şahit oldum.

Ama aynı öğretmenler ikili ve çoklu sohbetlerinde (dedikodularında desem yanlış olmaz.) sürekli bakandan aşağıya doğru yönetimde, uygulamalarda eksik ararlar ya da bulmaya çalışırlar. Öğrenci olmadı veli dedikodusu yaparlar. Kendileri güya çok mükemmeldir. Örneklendireyim. MEB’in yıllardır temmuz ayı başına kadar iki haftalık yaptığı seminerler. (Şimdi kasım ve martta ve genellikle online yapılıyor) Bakanlık bu seminerlerin uygulama planını ayrıntılı ve somut bir şekilde gönderir. Ben idareciyim. Bakanlığın gönderdiği programda “kitap okuma, film seyretmek ve alanlarla ilgili sunumlar var. Okuyunca fark ettiğim bir güzel kitap: Tolstoy’un eğitim anlayışı üzerinde konuşulmak üzere tavsiye edilmiş. Duyuru ve hatırlatmamı yaptım. Kitabı temin ettim ve okudum. Saat geldi ve ben başladım kitapla ilgili değerlendirmeye. Sonra öğretmenlerden bekledim. Bir kişi bile kitabı okumamıştı. Dedim ki İnternet’ten özetine bari baksaydınız. Bir lisede yaşadığım bu olayı siz yaşasanız ne yapardınız. Bütün seminerlerde benzer hayal kırıklıkları yaşadım. Öğretmen profili çok bozuldu. Değişime, yenileşmeye kapalı okumayan, kendini geliştirmeyen klasik memur tipini benimseyen” sınıfıma girer çıkar maaşımı alırım” diyen bir öğretmen. Ama çok şikâyetçi, müfredattan, yönetmeliklerden, idareciden, öğrenciden, veliden, toplumdan şikâyetçi bir öğretmen.

Sözü fazla uzatmayayım. Öğretmenin boş zamanı çok çünkü mesleğinin gereklerini yerine getirmiyor ve hep konuşuyor.

İmamlarda da boş vakti değerlendirme, doldurma yok. Bunu nerden mi biliyorum? Cami cemaati olduğum için. Emekli olunca camileri daha çok takip eder oldum. Gördüm ki imam ve müezzinler bir döngü halinde aynı sayfalarla namaz kıldırıyorlar. Ezber çoğaltma yok. (Hafızlar hariç) Mesleğinin gereği kitapları okumuyorlar. Çocuk, genç, yetişkinleri dini yönden eğitimde ilerleyemiyorlar. İnsanımız artık daha donanımlı, İnternet yoluyla her bilgiye ulaşabiliyor. Boş zamanı çok olan çok konuşur. Bu sebeple din görevlileri de hep etrafı eleştiriyor, kendini mükemmel görüyor.

Bu anlattıklarımızın dışında kalan dolu dolu çalışan, mesleğini mükemmel icra eden memur, öğretmen ve imamlarımızı… Tebrik ediyoruz. Onlar bulundukları konumu hak edenlerdir.

Boş zamanı çok olan üstüne lazım olmayan işlerle meşgul olur. Şikâyetçidir, huzursuzdur. Olumlu bakmayı unutur ve hem kendine hem etrafına zarar verir.

Kalın sağlıcakla…

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.