MUHASEBE-İbrahim Cücük – Dertler ve Çareleri

MUHASEBE-İbrahim Cücük – Dertler ve Çareleri

Çare bulmamız gereken dertlerimiz; cehâlet, fakirlik, ihtilaf.

Cehaletin çaresi, ilim ve irfandır. Fakirliğin çaresi, doğru çalışmaktır. İhtilafın çaresi, farklı fikir sahiplerini var kabul edip üst kimlikte buluşmak ve ölçüye sahip olmaktır.

1. Cehalete karşı ilk olarak topluma yön verecek olan insanları öğretim ve eğitime almak gerekir. Bunu da çevreyi ve çareyi iyi okuyan, çözüm üreten ilim ve irfan sahibi, örnek ve önder insanlar vasıtasıyla yapmalıdır.

“Şu dört şey olursa din ve dünya dimdik ayakta durur:

a) Zenginler, kendilerine ihsan edilenlerle cimrilik etmedikleri müddetçe

b) Cahiller, bilmedikleri konularda kibirlenmedikleri müddetçe

c) Âlimler, bildikleri ile amel ettikleri müddetçe

d) Fakirler, âhiretlerini dünyaları karşılığında satmadıkları müddetçe.” Hz. Ali (r.a.)

Aynı ideal ve sorumlulukta birleşen zenginlerin zekât, sadaka ve infakla orta direğin oluşmasına çalışmaları ve ayrıca ulema ve ümerayı yetiştirecek müesseseler kurmaları gerekir.

İnanması, amel edilmesi ve sahip olunması gereken güzel ahlak konularında cahillerin ilim ve irfan ehli âlimlerden ilim almaları gerekir.

Âlimlerin, ilimlerinin gereği ihlasla ve sünnete uyarak amel etmeleri ve örnekliklerini sergilemeleri gerekir. Bildiği ile amel edene âlim denir yoksa hükmen cahil sayılırlar.

Esas fakirliğin gönül fakirliği olduğunu idrak etmeleri için fakirlerin gönül zengini olanlarla birlikteliğe çalışmaları gerekir.

Öğretim ve eğitime önce kendimizden, kendi ailemizden, kendi kurumumuzdan ve kendi teşkilatımızdan başlamak gerekir.

“Cehâleti iş başında görmekten daha korkunç bir şey yoktur.” Goethe

“İslâm şu dört kişi yüzünden mahvolmuştur: Bildikleriyle amel etmeyenler, bilmedikleri ile amel edenler, bilmediklerini öğrenmeyenler, bilmeye engel olanlar.” Muhammed b. Fadl (ö. 319/931) (Risaletü’l-Kuşeyriyye)

İslam’ın mahvına sebeplerin dörtte üçü, biz Müslümanların suçu; dörtte biri, İslam düşmanlarınındır. Müslümanların bu durumu İslam düşmanlarını sevindirmektedir.

Bize gereken, ilim ve irfan sahibi âlimlerimizin doğru dedikleriyle amel etmek; amel ettiklerimizi bilerek yapmak; bilmediklerimiz için de bize gerekenleri hemen ehlinden öğrenmeye çalışmaktır.

“Câhiller, kâmile sen bilmen deyip,

Anın için kaybettiler irfânı.” Pir Sultan Abdal

2. Fakirliğe karşı, fakirlere önce gönül tokluğunu salık vermek; zaruret ehline hemen yardım etmek sonra balık tutmayı öğretmek niyetiyle iş alanı veya iş gösterebilmek; ihtiyaç ehline iş bulmak ve iş sahiplerinin iş imkânı sunmalarına çalışmaktır.

Sa’d b. Ebû Vakkâs (r.a.), Rasûlullah (s.a.s.)’i şöyle buyururken işittim demiştir: “Allah Teâlâ muttakî, gönlü zengin, kendi halinde işiyle ve ibadetiyle uğraşan kulunu sever.” (Müslim, Zühd, 11.)

Muttakî, Hakk’a ve halka karşı kendisini yanlış yapmaktan koruyan, Hakka ve halka karşı sorumluluk bilinciyle kılı kırk yaran kimsedir.

Gönlü zengin veya gönlü tok olan, Allah’ın kendisine verdiği rızka râzı olan, Allah’ın taksimine ve emirlerine teslim olan kimsedir.

Kendi halinde, işiyle ve ibadetiyle uğraşan, Allah’ın lütfu ile boş durmaya ve şeytanın onu kullanmasına engel olan kimsedir.

Abdullah b. Mes’ûd (r.a.)’ın rivayetine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle dua ederdi: “Allah’ım! Senden hidâyet, takvâ, iffet ve gönül zenginliği isterim.” (Müslim, Zikir, 72; Tirmizî, Deavât, 72; İbn Mâce, Dua, 2.)

Hidayet; beyan, delâlet, irşad, ilham ve davet manalarına gelir.

Allah’ın kula hidayet etmesinin bir manası, “Semûd’a gelince onlara doğru yolu gösterdik ama onlar körlüğü/küfrü, doğru yola tercih ettiler” âyetinde olduğu gibi (Fussilet sûresi 41/17) delalet yani yol göstermesidir.

Hidayet etmesinin bir diğer manası da “Allah kime hidayet verir (hidayetini yaratır) ise işte odur hidayete eren” İsrâ sûresi 17/97) âyetinde olduğu gibi, kalpte iman yaratmasıdır.

Takva;

1) Şirkten ve küfürden takva,

2) Büyük-küçük günah ve şüphelilerden takva,

3) Gafletten takva/korunma kısımlarına ayrılır.

İffet, Allah’tan uzaklaştıran dünyadan ve gaflet sebeplerinden korunmaktır.

Gönül zenginliği, içi dışından büyüklük, Allah’tan olan ile yetinmek ve kimseye tenezzül etmemektir.

Ebû Hureyre (r.a.)’ın rivayetine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Gerçek zenginlik, mal çokluğu değil; gönül tokluğudur.” (Buhârî, Rikâk, 15; Müslim, Zekât, 130.)

“Gönül kimin elinden tutarsa, o kimse kirli arzuların çamuruna düşmez.” Mevlânâ

“Şu 5 şey olmasaydı insanların hepsi sâlih olurdu:

1) Cehâlete râzı olmak,

2) Fazlalığa açgözlülük/tamahkârlık etmek,

3) Dünyaya haris olmak,

4) Amelinde riyakârlık etmek,

5) Kendi görüşünü beğenmek.” Hz. Ali (r.a.)

“Makamların en yükseği, fakirliğe sabretmek (hiçbir zenginin satın alamayacağı gönül zenginliğine sahip olmak)tır.” Bişr-i Hâfî (rh.a.)

Şöyle denmiştir: İlim ve irfan yoksunluğu, iman ve gönül fakirliği, dünya sevgisi sebebiyle satın alınabilecek fakirlik, ihtilallerin ve suçların anasıdır.

1. İhtilafa karşı, içe dönük önce üst kimlik icmada ve temel ölçüde birleşmelerini sağlayabilmek için temel ölçüyü bilmek; kaliteli kişilik sahibi kılmak; sorumluluk bilincini, ortak kurum duyarlılığını ve görevle ilgili gerekli bilgi ve beceriyi kazandırmak; teşkilatlara yönelik hemen öğretim ve eğitim faaliyetine başlamak; dışa dönük toplumun belli-başlı konularda bilgi sahibi olmasını temin için kültürel faaliyet düşüncesiyle sempozyumlar, paneller ve konferanslar düzenlemektir.

İcma’, Müslümanlar için üst kimliktir.

İslâm’ın ortaya koyduğu haramlar ve helaller en üst seviyedir.

İnsanlık zirveye ulaştığı zaman İslâm’ın belirlediği bu helal-haram seviyesine ulaşabilir. İşte bu seviye Müslümanlar için bir nimettir. Bu nimetin kıymetini bilmek ve hayatı, uygulamaları bu ilâhî süzgeçten geçirmek gerekir.

Allah, bizi itikâdî, ahlâkî ve amelî helal-haram ölçüsü ile hesaba çekecektir.

Ölçüler şunlardır:

1. Doğru bilgi olan vahiy: İslâm=Kitap+Sünnet.

Kur’ân-ı Kerîm’den ve Hadîs-i Şerîflerden çıkarılan iki ölçü/usûl vardır:

a) Usûliddîn: İtikâdî konuları doğru anlamanın ölçüsüdür.

İslam’ın ana omurgasını oluşturan Ehl-i Sünnet akidesini delilleriyle hazmetmek gerekir.

b) Usûl-i Fıkıh: Amelî konuları doğru anlamanın ölçüsüdür.

1. Ölçü insan: Hatadan korunmuş ve Allah (c.c.) tarafından özel yetiştirilmiş olan Peygamberdir.

2. Ölçü hareket: Kur’ân-ı Kerîm’de ve Hadîs-i Şerîflerde belirtilen Peygamberlerin Tevhid Hareketi.

3. Ölçü toplum: Hz. Peygamber’in yetiştirdiği, başta Hulefâ-i Râşidîn’in bulunduğu özellikle müctehid  olan Ashâb-ı Kirâmdır.

Ölçü, doğru bilgi olan vahiyden kaynaklanan usûliddîn ve usûl-i fıkıh, itikatları, fikirleri ve amelî hareketleri, faaliyetleri, oluşumları anlamanın ölçüsüdür.

Ölçü insan, davasında ve şahsiyetinde açığı olmayan Peygamberdir.

İnsan yetiştirmek isteyenin ölçü alacağı insan, mutlak rehberler peygamberler sonra mukayyed rehberler olan sıddıklar, şehidler, sâlihlerdir.

Bizim peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) ise bütün peygamberlerin özellikleriyle donanmış olduğundan önceliklidir. Çünkü Hz. Peygamber Efendimiz’e ait daha çok yönlü ve daha tafsilatlı doğru bilgilere sahibiz.

Ölçü hareket, “bizden öncekilerin şerîatleri bizim şerîatimiz gibidir, Allah Kur’ân-ı Kerîm’inde, Peygamberimiz Hadîs-i Şerîflerinde anlatmışsa” ve “Hükümleri şartlar belirler” prensibiyle, kendi şartları hangi peygamber veya sahabînin şartlarına benziyorsa o peygamberi veya o sahâbîyi örnek alır.

Ölçü toplum, İslâm Toplumu yetiştirmek isteyen Ashâb-ı Kiramın icmâsını ölçü alacak ve icmada birleşecektir.

İcmaya muhalefet etmemek şartıyla ve delillerini ortaya koymak suretiyle farklı düşünüp farklı hareket edebilir, itikâdî ve amelî İslâm Mezheplerinin farklılıkları gibi.

Yanılanın ölçüsü yanılır; yanılmayanın ölçüsü yanılmaz.

Yanılmayan, sadece Allah Teâlâ ve yanılgıdan korunan Hz. Peygamber’dir.

Ölçüyü kavrayan ve ölçüye uyan, daima gelişir; ölçüyü kavramayan ve ölçüye uymayan daima değişir.

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.