KİTAP TANITIMI
İnsanı en iyi bilen, elbette onu yaratandır. Bilhassa bedenen ve ruhen bize neyin iyi gelip gelmeyeceğini de en iyi O bilir. İslam Müslüman’a her açıdan bir düzen algısı kazandırır ve dolayısıyla zamanını da düzenler. Müslüman’ın amacı da tavrıyla ve duruşuyla Allah’ın rızasını kazanabilmektir. O halde kararsız kaldığımız konularda kriterimiz, Allah’ın yaptığımız şeyden hoşnut olup olmayacağıdır. Bu durum hayatımızın her alanında olduğu gibi dinlenme anlarımızda da geçerlidir.
Müslüman yorulduğunda tabii ki istirahat etmelidir. Fakat istirahat koşulları Allah’ın hoşnut olacağı şekilde olmalıdır. Dinlenmekten kasıt sadece boş vakit ve uyku değildir; herkesin dinlenme şekli farklıdır. Kimisi toprakla uğraşıp doğayla iç içeyken dinlenirken, kimisi sevdiği bir ortamdaki muhabbetle, kimisi de okuduğu iki üç sayfalık kitapla dinlenir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de yer alan ‘Öyleyse, bir işi bitirince diğerine koyul’ (İnşirah, 7) ilahi ölçüsü, Müslüman’ın dinlenmesini bile pasif bir boş durma hali değil, bir hayırlı uğraştan diğerine geçiş olarak anlamlandırır.
Bu dinlenme ve ferahlama arayışı nerede gerçekleşirse gerçekleşsin, ölçü değişmez. Çünkü din sadece bir yerin, bir topluluğun veya bir şehrin içine hapsedilemez; insan mekân değiştirdiğinde İslam’ı arkasında bırakmaz. Dolayısıyla dinlenirken veya tatil yaparken lüksün, israfın ve aşırılığın sıradanlaştırılması, Müslümanca bir duruşun emarelerinden olamaz.
İşte bu bilinçle okuyup istifade edebileceğimiz, dinlenme anlarımıza anlam katacak eserlere yakından bakalım.
İlk kitabımız; Taha Kılınç’ın Kayıp Coğrafyanın İzinde kitabı. 2025 yılında kaleme alınmış olması açısından bizlere durumu taze değerlendirme imkânı ve yakın çağı gözlemleme fırsatı tanımıştır. Titizlikle çalışılmış, önemli ve detaylı bir belge niteliğinde olan eser, yok edilen bir kimlik vurgusu yapmaktadır. Yazarın gazeteci kimliğinin getirisi olarak yolculuktan önce yaptığı tespitler; yıkılan ve dönüştürülen cami, medrese, mezarlık ve türbeleri nerede bulabileceği konusunda büyük rol oynamıştır.
Doğu Türkistan’daki en dikkat çekici manzara; İslam’ın insanların görünüşlerinden, çevresinden, zihin ve gönüllerinden yavaş yavaş uzaklaştırılmasıdır. Bölgedeki İslam’a dair görünen her iz tek tek yontulup silinirken, bölge Müslümanlarının din ve kültür hafızası da silinmektedir. Çin’in sokaklardaki her köşeye çeşitli özellikleri olan kameralar yerleştirmesindeki temel amaç; bölgedeki insanların dini ve kültürel yaşayışlarını sürekli takip ederek çeşitli ceza ve yaptırımlar uygulanacağını hatırlatan psikolojik baskıdır.
Sadece bu sistemle kalmayıp yaklaşık 2 milyon Uygur’un geçtiği tahmin edilen eğitim kampları, radikallik belirtisi olarak görülen tesettürün, sakalın ve çocuklarda din eğitiminin yasaklanması, Müslümanlara yapılan potansiyel terörist yaftaları, bölgeyi dinden temizleyerek(!) turistlere hizmet eden turizm merkezi haline getirme uğraşları, Doğu Türkistanlıların aile içi iletişimlerine izin vermeme ve tüm bunlara ek olarak Çin’in sanki hiçbir şey yapmamış gibi hoşgörü maskesi takarak boy gösterdiği bir sosyal medya algısı var karşımızda.
Peki, Doğu Türkistan ya da aynı şekilde kendi evlerinde hırsız muamelesi gören diğer kardeş ülkelerimiz bizim sosyal medyamızda neden bu kadar yer almıyor? Camilerimiz yenileme adı altında tamamen değiştirilirken, amacının dışında gelişen ve turizm merkezlerine dönüştürülen şehirlerimiz varken, dini ve kültürel değerlerimiz yok olurken bir unutturma ve kimlik kaybı girişimi de bize mi uygulanıyor?
Sıradaki kitabımız, sohbet ve deneme üslubuyla bizi içsel bir muhasebeye davet eden Yasin Pişgin’in Keşke Dememek İçin isimli eseridir. Keşke, geçmişte kalan fakat aklımızdan çıkmayan pişmanlıklarımızdır. İçimizde pişmanlıklarımızı biriktirdikçe bu yük daha da artar. Bir süre sonra fark ederiz ki elimizde bir ağırlık, sırtımızda bir kambur oluşmuştur. Biz bunlarla yürümeye ve “keşke” demeye devam ederiz. Ağırlığını hisseder, yoruluruz ama omzumuzdan da bir türlü atamayız. Hani çok da ağır olmayan bir çantayı taşırsınız ya… İlk başlarda yürürken sıkıntı hissetmezsiniz. Fakat yol uzadıkça hafif görünen o yük size ağır gelmeye başlar. Yürüdükçe dayanılmaz bir hâl alır ama onu bırakıp devam etmek aklınızın ucundan dahi geçmez. Aynı bunun gibi keşkeler de kalbimizde biriktikçe ağırlığıyla bizi geriye çekmeye devam eder.
Son kitabımız, otobiyografi türünde bir eser olan Nurullah Genç’in Omuzlarımda Dünya adlı kitabıdır. Yazar, çağdaş Türk şiiri denilince akla gelen ilk isimlerden biri olmakla birlikte, bu eserinden sonra onu sadece şair kimliğiyle tanımlamak eksik kalacaktır.
Yazar, Erzurum’un Horasan ilçesinin küçük bir köyünde geçen çocukluğunda; “konak odası” denilen, kitaplarla dolu bir mekânda destanlar, divanlar, şiirler ve tarih kitapları okuyarak büyüdüğünü anlatarak başlamaktadır. Büyüklerin ve küçüklerin bir araya gelip bir konu üzerinde tartışması, çocuklara verilen değer bakımından dikkat çekicidir. Sonrasında ise yaşadığı olaylar karşısında nasıl bir duruş sergilediğini, hangi yollardan geçtiğini ve süreçlerin nasıl sonuçlandığını aktarmaktadır.
Eserde yazarın öne çıkarmak istediği şey başarılarından ziyade, o başarıların arkasındaki görünmeyen mücadele ve alın teridir. Yaşadığı zorluklara rağmen pes etmemiş, hayallerini ve hedeflerini hiçbir zaman küçümsememiş; asıl önemli olanın irade ve istikrar olduğunu tekrar tekrar vurgulamıştır.
İnsanın kendisine verdiği sözleri tutma çabasına; azim, mücadele ve sabır dolu gerçek bir hayat hikâyesine şahit olmak isterseniz bu kitap tam size göre. Eserde içerikten çok, okuyucuya yaşattığı hissiyat dikkat çekiyor; çünkü oldukça hayattan, olağan ve bizden bir anlatıma sahip. Açıkçası bazı kitapları uzun uzun anlatmaya gerek yoktur; çünkü her okurda hissettirdiği farklıdır ve herkesi farklı bir yönüyle yakalar. Belki de ihtiyacımız olan şey bu kitabın aynasında kendi hikâyemizi yeniden görmektir.
Şehadet Sena KÖSE